Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP Sözcüsü Öztrak: İktidardakiler koruyamıyorsa, biz Genel Başkanımızı korumayı biliriz
Milli gazete:
İşsizlik kavuruyor!
Yenişafak:
Çavuşoğlu'ndan ABD'nin muafiyet kararına tepki: Kabul etmiyoruz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Arslan Tekin, 22 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AKP neyi fark ettirdi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Erdoğan, İstanbul'a itekleye itekleye, Binali Yıldırım'ı yolladı, ardından kendi geldi. An oldu bir günde sekiz miting düzenledi. Her yerde gürledi.Ya sesi kısılsaydı ne yapacaklardı! Kalakalacaklardı, değil mi!Başlarını yukarı kaldırıp bir baksalar yanlışın nerede olduğunu görecekler ama Reislerine toz kondurmadıkları için suçu birbirlerinin üstüne atıyorlar. R. T. Erdoğan, kimseye inanmadı, kendisini ortaya attı. Bilinen, herkesin tanıdığı ve hatta güvendiği isimlerin hemen hiçbiri yanında yok.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Binali Yıldırım yanında diyeceksiniz. Geçmişte, onu "sırdaş" diye yazmıştım. Eskilere girmeyelim. Belediye Başkanlığı'ndan beri "birlikteliği" ileri safhadaydı. Onun dışında herkes uzaklaştı, uzaklaştırıldı.Ak Parti, 18 yıllık tarihinde dört başbakan, iki cumhurbaşkanı çıkardı. Tarihimizde böyle bir örnek yok. Diğer ikisi yanlarında niye yok?! Ve daha niceleri!
Ak Parti, büyük bir ağırlıkla tek başına iktidara geçti ve uzun süre de kesintisiz iktidardadır. Ak Parti, N. Erbakan'ın kurduğu partilerin gösteremediği örnekleri bol bol göstermiş, çağın taleplerini, "örneklerinin" dar sınırları içine sığdırmak isteyince çelişki kaçınılmaz olmuştur. Şimdi iktidarın işine gelen cemaatler alabildiğine faaliyetteler ve bütün alanlara nüfuz etmek istiyorlar. Halkımızın bu vaziyetten şikâyetçi olmadığını söyleyebilir miyiz?! Ak Parti, bir başka açıdan bakınca, cemaatler ve tarikatları halka fark ettirmiş, dinimiz açısından zarar ve faydayı görmesini sağlamıştır. İnsanlarımız böylece 1925'te tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının dine bir tavır gösterilmesi karşısında içinde taşıdığı "Acaba?" sorusunun cevabını bulmuştur.Kendisini, "devrimler"in takipçisi gören sol karışımı CHP, halkın taleplerini göz ardı edemeyeceğini görmüş, özellikle İstanbul ve Ankara adaylarını seçerken, Ak Parti'nin fark ettirdiği çizgi üzerinden yürümüştür!Ak Parti'nin argümanları elinden alınmıştır! Hâliyle misyonu tamamlanmıştır!
…***
Faruk Çakır, 22 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Körükleri yere bırakın”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Siyasî tartışmaların milleti derinden yaraladığı bir gerçek.Bilhassa seçim dönemlerinden tartışmalar o seviyeye geliyor ki akrabalık ve komşuluk ilişkileri askıya alınıyor. İşin bu noktalara gelmesinde elbette en büyük payı, en büyük kabahati siyasî parti liderlerinin söz ve davranışlarında aramak lâzım.Türkiye’yi idare edenler hemen her seçimde “Bu son şans. Bu çok önemli bir seçim. Ya kazanmak ya da kaybetmek var” gibi muhalif kalanları ötekileştiren bir propaganda dili kullanıyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
31 Mart 2019 mahallî idareler seçimi de böyle bir kampanyaya sahne oldu. Seçimin bir ‘beka meselesi’ olduğu ısrarla ileri sürüldü. Bu yetmedi, şimdi de İstanbul seçimlerinin iptal edilip yenilenmesinin aynı şekilde ‘beka meselesi’ olduğu söyleniyor. Her seçimin ‘En son önemli seçim’ gibi sunulması gerginliğin artmasına sebep oluyor.
Seçimlerden sonra yapılan tansiyon düşürücü açıklamalar elbette önemli. “Demiri soğutmak lâzım” benzeri beyanların netice vermesi Türkiye’nin menfaatinedir. Çoğu kişinin ifade ettiği üzere keşke ‘demir,’ yani siyaset dünyası en başta ısıtılmasaydı. Keşke seçimlerde kazanmak ve kaybetmenin tabiî bir netice olduğu en başta ilân edilseydi. Keşke siyasî partiler, taraftarlarına yapılanın bir seçim olduğunu ve sıkıntılardan da ancak seçim, sandık ve demokrasi ile çıkılacağını söyleseydi.
Bu noktada, Hz. Mevlânâ’nın “Dün dünde kaldı cancağızım. Bugün yeni şeyler söylemek lâzım!” mealindeki sözünü prensip edip birlik, kardeşlik, kaynaşma mesajları vermek vaktidir. Birlik ve beraberlik milletimizin menfaatine olan bir meseledir. Kim ki bunun için gayret gösterir, mutlaka karşılığını da görür.
Ortaya çıkan gerginliğin bir sorumlusu da medyadır. Bazı gazeteler kraldan fazla kralcı tavrı sergileyerek, güya destekledikleri siyasî görüşe de zarar vermektedir. Yalan yanlış ve yanıltıcı haberlerle insanlar oyalanmakta ve bütün kötülüklerin müsebbibi olarak muhalefet gösterilmektedir. Bu tavrıyla medya en başta kendisine zarar verdiğinin de farkında değil. Bunca tecrübe, bunca hadiseler medyanın uyanmasına sebep olmayacak mı?
“Demiri soğutma zamanı” olduğuna göre siyasetçilerin ayrıştırıcı dili hemen terk etmesinde fayda vardır.
Ayrıştırıcı dil sadece siyasete ve siyasetçilere değil, bir bütün olarak milletimize ağır faturalar ödetiyor.
“Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez”se hadiseye yüreklerin toplu ve birlikte vurmasını temin etmek herkesin vazifesidir.
Geride bıraktığımız seçim sürecinden ders alıp, siyasî havayı bulandıran, demiri kızdıran, sinirleri geren ‘körük’leri bir yana bırakmak zamanıdır. Siyasetçiler de, medya dünyası da bu noktada üzerine düşen görevi yapmak durumundadır. Yoksa, omuzlarda körük, dillerde tenkid ve kınama ile ihtilâf alevinin söndürülmesi mümkün olmaz. Kim olursa olsun samimî olarak ‘demiri soğutmak, gerginlikleri sona erdirmek’ için gayret sarfederse ona duâ ederiz ve ediyoruz.
…***
Ahmet Hakan, 22 Nisan tarihli Hürriyet gazetesinde, “Bu linç güruhunun teröristten farkı yok!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Terörist neden saldırıyor? Kardeşliğimizi dinamitlemek için. Ülkeyi karıştırmak için.Bizi birbirimize düşürmek için. Bölüp parçalamak için. Huzursuzluk yaratmak için. Dirliğimizi bozmak için. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na saldıran güruh... Ne eksik ne fazla tam da bunlara yol açtı:Kardeşliğimizi dinamitledi, ülkeyi karıştırdı, bizi birbirimize düşürdü, halkımızı bölüp parçaladı, huzursuzluk yarattı, dirliğimizi bozdu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
O zaman hiç çekinmeden bağlantıyı kuralım: Bunların teröristten farkı yok!Bu linç güruhunun teröristten farkı yok
Meşru ve demokratik muhalefeti düşmanlaştırmaktan...
Ülkenin ana muhalefet partisini kriminalize etmekten...Milyonlarca kişinin oy verdiği bir partiyi terörizmin safında göstermekten...Eleştiri sınırını aşıp nefret söylemine bulaşmaktan...Milleti galeyana getirecek manşet ve söylemlerden...
KEMAL Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırının ardından...Kardeşlik bilincini yükseltirsek...Birlik beraberlik azmine omuz verirsek...
Kucaklaşma arzumuzu daha da arttırırsak...O galeyancı linç güruhuna en güzel cevabı vermiş oluruz.Bu linç güruhunun teröristten farkı yok. Saldırının hemen ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı konuşmayı dikkatle dinledim.
Provokasyona zerre kadar prim vermedi konuşmasında.Mehmetçik babası olduğunu söyledi. En öfkeli olması gereken halinde bile...Vakarını gram bozmayan Kemal Kılıçdaroğlu’na içimden “Helal olsun” dedim.
AK Parti, YSK’ya yeni bir başvuruda daha bulundu.
Dedi ki:“Seçimde KHK’lılar da oy kullandı. O nedenle İstanbul seçimi iptal edilsin.”
Eğer KHK’lıların oy kullanması, seçimi mundar ediyorsa...
Yani işin kuralı, ilkesi falan buysa...Şu üç sorunun cevabı acilen verilmeli:
SORU BİR: Aynı KHK’lılar 16 Nisan referandumunda da oy kullandı... Bunu ne yapacağız?
SORU İKİ: Aynı KHK’lılar 24 Haziran seçiminde de oy kullandı... Bunu nereye koyacağız?
SORU ÜÇ: Aynı KHK’lılar 31 Mart’ta İstanbul dışında da oy kullandı... Bunu nasıl izah edeceğiz?
FARKINDA mısınız?
Artık sadece iki tür köşe yazısı yazılıyor Türkiye’de...Ya...Ekrem İmamoğlu’na laf söyletmeyiz.Ekrem İmamoğlu bizim canımızdır.Sen kimsin ki Ekrem İmamoğlu’na laf söylüyorsun.Tarzı yazılar yazılıyor.Ya da...PKK, FETÖ,falan... Hepsi Ekrem İmamoğlu’ndan yana...
Ekrem İmamoğlu’nu uyarıyorum: Şöyle yapmasın, böyle yapmasın. Bu türün dışında kalan köşe yazarlarına ise...Yahu sen de bir şöylesin, bir böyle...Senin de ne olduğun belli değil.Safını seç kardeşim safını...Diye sataşılıyor.Sanırım...Herkes delirdi ama kimse farkında değil.
SANDIKTAN çıkanı...İstersen beğenmezsin.İstersen eleştirirsin.İstersen ahlaki olarak yargılarsın.İstersen içine sindiremezsin.
İstersen benimsemezsin.Keyfin bilir!Ama... Fakat... Lakin...Sandıktan çıkanın yönetme hakkını istesen de, istemesen de...Tanımak, teslim etmek ve kabul etmek zorundasın.İşin bu kısmı senin keyfine bırakılmamıştır.