Mayıs 08, 2019 08:45 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: ABD ve İsrail'in Filistin planı ortaya çıktı

Cumhuriyet:

Adaylar İmamoğlu lehine çekiliyor

Yenişafak:

Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP, İstanbul seçimi için çalışmaya Cumartesi günü başlayacak

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İsmet Özçelik, 8 Mayıs tarihli Aydınlık gazetesinde, " YSK'nın İptal kararı öncesinde neler oldu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Ekonomik kriz sürüyor. Türkiye’ye yönelik tehditler devam ediyor. YSK bunca soruna bir sorun daha ekledi. İstanbul seçimini iptal etti.Karar sonrası çok sayıda siyasetçi, hukukçu, gazeteci ile konuştum. “Karar hukuki” diyen bir kişi bile çıkmadı. Buna AKP’liler de dahil. YSK kötü bir sınav verdi. Meşruiyet tartışmasının önünü açtı. 31 Mart gecesi AKP şok yaşadı. “Kaybedersek çökeriz” dedikleri İstanbul kaybedildi. Erdoğan balkona tek başına çıktı. Yanında sadece eşi vardı. Durumu kabullenmiş gibiydi. Mesajları olumluydu. Ama sonra bir şeyler oldu."diyen yazar, yazısını devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Partide “İstanbul’u vermeyelim” sesleri yükseldi. Belediyeden beslenen tarikatlar, vakıflar, ... harekete geçti. İstanbul rantından milyarlar vuranlar öne çıktı. AKP’li bir yöneticinin deyimiyle, “kemiksiz etçiler” etkili oldu. Seçime itiraz kararı alındı. YSK’ya baskı başladı. Eski ÖSYM Başkanı Ali Demir 8 Nisan’da FETÖ’den gözaltına alındı.

Sırada YÖK Başkanı’nın olduğu söylendi. Derken yargı kulislerinde hızla bir fısıltı yayıldı. “Birilerine mesaj verildiği doğru, ama o kişi YÖK Başkanı değil” dendi. Demir 17 Nisan’da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Seçimlerin iptal edildiği gün adli kontrol da kaldırıldı. Ali Demir’le İstanbul seçimleri arasındaki bağı bir türlü kuramadım. “Sır FETÖ soruşturmalarında gizli” dense de anlayamadım.

ABD ile ilişkilerde de gariplikler yaşandı. Kapalı kapı arkası görüşmeler arttı.

“Özel ekip” devredeydi. Washington’da uluslararası finans kuruluşlarına “Seçim yenilenmeyecek” sözü verildi. Verilen söz, fon yöneticilerinin Twitter mesajlarına da yansıdı. ABD Başkanı Trump’un temmuz ayında Türkiye’ye geleceği duyuruldu. ABD doğrulamasa da Türkiye’nin açıklamasına sessiz kaldı. İzin verdi. AKP kulislerinde sık sık “1 Mayıs sonrası yeni gelişmeler olabilir” ifadeleri duyuluyordu. “Ne olabilir” diye sorduğumuzda, “Hele 1 Mayıs bir geçsin” diye karşılık veriliyordu.

1 Mayıs geçer geçmez ortalık hareketlendi. Bahçeli pazar günü “İstanbul seçimleri yenilenmeli” görüşünü tekrarladı. “Seçime kadar mitilini İstanbul’a sereceğini” belirtti. MHP’den kaçan oylara sahip çıkacağı mesajı verdi. YSK’nın karar günü bir sürpriz daha yaşandı. Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla 2 Mayıs’ta görüştürüldüğü ortaya çıktı. Karardan birkaç saat önce Öcalan’ın avukatları, Öcalan ve diğer tutukluların imzaladığı bildiriyi kamuoyuna açıkladılar. “Açılım” günlerini hatırlattı. Haberi duyduğumuzda bürodaki arkadaşlara “Seçim iptal edilecek” demiştim. Birkaç saat sonra doğrulandı. Cuma günü AKP üst yönetimiyle teması olan biri ile görüştüm. “Yanlış yapıyorlar, seçimi iptal ettirecekler” dedi. İstanbul’da AKP’lilere yakın bir işadamı, “Seçim iptal olacak, ama partide tedirginlik var. ‘Sonuç değişmez kaybederiz’ endişesi hakim” bilgisini verdi. Cumartesi günü karşılaştığım üst düzey bürokratlar da “Seçim kesinlikle iptal edilecek” görüşündeydi. Yerli ve yabancı fon yöneticileri bir hafta önce kararsızdı. Cuma günü “fifti fifti” demeye başlamışlardı. Pazartesi günü öğle saatlerinde “İbre iptale döndü” bilgisini paylaştılar. Yani karar toplantı öncesi biliniyordu.Kim bilir belki de iyi “tahmin” yapmışlardı!

...***

Mustafa Balbay 8 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " YSK iptal!başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İstanbul seçimleri sürecini üçe ayıralım: 31 Mart gecesi, 1 Nisan-6 Mayıs arası, 6 Mayıs’tan sonrası... Seçim gecesi saat 23.30 sıralarında Binali Yıldırım mikrofonların önüne geldi ve kendisine söylenenleri aktardı: “İstanbul’u kazandık... 3 bin 800 oyla öndeyiz!” Önceki seçimlerin ışığında bakarsak; AKP’nin açıklaması tabanını coşturacak, medya balkon konuşmasının hazırlıklarını haber yapmaya başlayacak, sandık başındaki CHP’lilerin morali bozulacak, sabaha karşı fark 20 bine kadar çıkarılacak, atı alan Üsküdar’ı geçecek..."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Bu kez öyle olmadı, Ekrem İmamoğlu’nun liderliği, Canan Kaftancıoğlu’nun koordinasyonu AKP’nin ezberini bozdu. İmamoğlu o gece 6 kez basın toplantısı yapıp, “Yıldırım doğru söylemiyor, ben önde olduğumu biliyorum. Elimde 31 bin 280 sandığın ıslak imzalı tutanağı var” dedi.İmamoğlu’nun kazandığı an, o andır...

1 Nisan’dan itibaren sandık cinayetleri başladı. 1950 yılında kurulan YSK tarihinde hiç yaşanmamış gelişmeler gördük. 1 Nisan günü öğleden sonra İmamoğlu’na mazbatasının verilmesi gerekirken 17 gün Binali Yıldırım’ı öne geçirme arayışıyla geçti. Tüm geçersiz oylar sayıldı, olmadı... Cetveller yeniden toplandı, olmadı... Büyükçekmece’de seçmen avına çıkıldı, olmadı... Sonunda “mecburen” İmamoğlu’na 17 Nisan’da mazbatası verildi. AKP de oyunun “iptal” perdesini devreye soktu. Bütün olağan itiraz yolları tükendikten sonra, reddedilmiş itirazlarının tümünü içeren 44 sayfalık dilekçe, 3 bavulluk şişirme dosyayla YSK’ye geldi. Olağanüstü itiraz süreci başladı. Bu aşamada sahne genişledi, Erdoğan ağzını açtı, Bahçeli devreye girdi... YSK’nin karar toplantısından bir gün önce YSK’nin dışında sandık kurulu başkanları FETÖ kapsamlı ifadeye çağrıldı.6 Mayıs’ta YSK, kendi varlık nedenini de iptal eden kararı verdi. Bir sandıkta dahi sandık kurulu başkanının sonuçları etkileyen bir tutumu saptanamadığı halde, 225 başkanın kamu personeli olmamasını gerekçe gösterdi.

Bu aşamadan sonra ne olacak? Millet İttifakı nasıl bir yol haritası izleyecek? İlk ortaya atılan önerilerden biri seçimi boykottu. Türkiye’de bu tür, oyunun dışında kalarak strateji üretme yönteminin tutması çok zor. Böyle bir durumda AKP hemen şunu işleyecektir: - Kaybedeceklerini gördüler, kaçıyorlar... Hem Millet İttifakı’yız diyorlar hem milletten kaçıyorlar... Bu kozu vermemek gerekiyor. Önceki akşam kararın kamuoyuna AKP temsilcisi tarafından açıklanmasının ardından tepki seli başladı. Kaç telefon aldığımızı saymak mümkün değil. Ağırlıklı görüş, İmamoğlu’nun seçimi yeniden kazanacağı yönündeydi. Ama bir şartla; seçim hukuk zemininde, adil koşullarda, toplumun kafası karıştırılmadan yapılırsa!İşin püf noktası da bu. Bu seçimi iptal ettiren güç, bundan sonrasını da mutlaka hesapladı, planladı. Bunu unutmadan, 23 Haziran için akılla, sağduyuyla, cesaretle, özgüvenle çalışmak, İmamoğlu’na omuz vermek gerekiyor. 

...***

Mehmet Ocaktan, 8 Mayıs tarihli Karar gazetesinde "YSK, AKP ve demokrasiye tuzak kurdu" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"36 günlük bir belirsizlikten sonra nihayet Yüksek Seçim Kurulu (YSK) İstanbul seçimini iptal etti. İstanbul seçmeni duygusal anlamda yaşadığı bunca eziyetin ve yorgunluğun ardından böyle bir iptal beklemiyordu. Açıkçası ben de, ilk günden yani 31 Mart gecesinde yaşanan sandık kaosundan itibaren hiçbir hukuki gerekçesi olmayan seçim iptalinin mümkün olamayacağı kanaatindeydim."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Çünkü böyle bir kararın doğrudan seçmen iradesine müdahale niteliği taşıyacağına inanıyordum. Ama sonra ilerleyen süreçte meselenin hukuki argümanlardan çok, siyasi bir hesaplaşma üzerinden yürütüldüğü ortaya çıktığında işin bu noktaya geleceği anlaşılmıştı. Aslında AK Parti itirazını yaptığı ilk günden itibaren topluma hiçbir hukuki gerekçe sunamadı, dosyasındaki “kısıtlı seçmen” ve “KHK’lı seçmen” iddiaları süreç içinde çöktü, elde kala kala sandık kurullarının oluşumuyla ilgili iddia kaldı. Ve YSK da bu iddia üzerinden iptal kararı verdi. Ancak hemen belirtelim, YSK’nın gerekçesi hukuk açısından yüz kızartıcı bir durumdur. Nasıl bir hukuk anlayışıysa büyükşehir başkanının seçiminde ‘usulsüz’ kabul edilen kurullar, aynı zarfın içinde yer alan meclis üyeleri, ilçe belediye başkanları ve muhtarlar için ‘usulsüz’ kabul edilmiyorlar. Kimse kusura bakmasın, bunun anlamı halkın aklıyla alay etmektir... Hukuku yok sayan, millet iradesiyle alay eden bu karara, 23 Haziran’da İstanbul seçmeni tarafından nasıl bir cevap verileceğini hep birlikte göreceğiz. 

Artık sokaktaki insan bile biliyor ki bu kararla Türkiye’de hukuk iptal edilmiştir ve demokrasi ağır yaralıdır. Ancak benim bu süreçte anlamakta zorluk çektiğim; AK Parti’nin neden böyle bir sonuçtan mutlu olduğudur... Ne yalan söyleyeyim YSK’nın iptal kararını duyar duymaz, “Eyvah YSK AK Parti’nin ve demokrasinin altını oyuyor” diyerek hayıflandım. Şunu açık yüreklilikle ifade edelim, bu karar AK Parti’yi millet nezdinde çok zor bir durumda bırakmıştır.