Türkiye'den köşe yazarları
Star: Başkan Erdoğan: Türkiye hiç kimsenin müstemlekesi, mandası değildir
Yeniasya:
İsveç'te Müslüman ve Hristiyanlar iftar sofrasında bir araya geldi
Cumhuriyet:
Süleyman Soylu'dan 'kayyıma devam' mesajı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Latif Salihoğlu, 11 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “Bunlar seçimle geldi, ama seçimle gitmezler”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.
“Demokrasi ile idare edilen medenî dünya milletlerinin gözleri bizim üzerimizde. İğdiş edilen İstanbul seçimlerini adım adım, günü gününe takip ediyorlar.
Türkiye’yi yönetenlerin—diğer siyasilere nisbeten—daha dindar görünümlü kimseler olduğunu görüyorlar, biliyorlar.Aynı şekilde, lider merkezli bu kadronun “seçim yoluyla” iktidara geldiğini ve fakat seçim yoluyla gitmek istemediğini de, artık şüpheye, tereddüde yer kalmayacak bir kanaatle görüp öğrenmiş oldular.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Evet, Türkiye’de olup bitenleri dikkatle takip eden medenî toplulukların görüş ve kanaatleri bu merkezde. Üstelik, bu mânadaki fikir ve kanaat, ne yazık ki günden güne daha da kuvvet kazanıyor.
Haliyle, biz de bundan büyük üzüntü duymakta, müteessir olmaktayız.
Şimdi, bu girdaptan kurtulmaya mühim bir sebep zuhûr etti: 23 Haziran’daki seçim.
Bizim üzüntümüz şudur: Dindar kimselerin, dini siyasete âlet etmesi. Dindar kimselerin, dünyanın nazarında itibardan düşürülmesi ve âdeta “güvenilmez” hâle getirilmesi. Nihayet, dünya insanlarına şunun dedirtilmesi: “Bunlar demokrasiyi kullanarak iktidara gelirler, ama aynı demokratik yöntemlerle iktidarı bırakıp gitmezler.”
Evet, işte bizi derinden üzen, içimizi burkan acı gerçek budur. Yoksa, o parti gelmiş bu parti gitmiş; o aday kazanmış, şu aday kaybetmiş meselesi değildir.
Esasen, gelinen noktada, partiler ve adaylar geri plâna düşmüş durumda. Birinci plânda, demokrasi meselesi var.
Bugün demokrasiyi rencide eden zihniyeti, aslında biz tâ yıllar öncesinden biliyor, tanıyorduk. Hemen her vesile ile de yazıp söyledik bunu: Ya demokrasi, ya oligarşi; ya hürriyet, ya despotizm kazanacak diyerekten... Hatta, bu yüzden dost bildiğimiz birçok kimseden şiddetli tepki gördük. Yadırgandık, kınandık, itilip kakıldık.
2015’te yaşanan “7 Haziran ile 1 Kasım Seçimleri” garabeti dahi, bir kısım dostları uyandırmaya yetmedi. Neyse ki, şimdilerde ümit verici bazı uyanışların emareleri görünüyor. Haliyle, bu da sevindirici bir gelişme.
...***
Mehmet Faraç, 11 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “23 Haziran seçim mi, "seferberlik" mi?..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Demokrasiye ağır bir darbe vurulacağı ve 6 Mayıs'taki hukuk rezaletinin yaşanacağı çok önceden öngörülüyordu aslında...
Kimse kendini kandırmasın; İstanbul gibi devasa bir metropolü ve en önemlisi de bir siyasi "güç" kaynağını elinden kaçırmayacağı belliydi AKP'nin...Ve yine kimse kendini oyalamasın ki, Ekrem İmamoğlu, AKP'li Binali Yıldırım'a 300 bin oy fark atsaydı da sonuç değişmeyecekti!!!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yani "iptal" gerekçesi "oy farkı"ndan kaynaklanmıyor 31 Mart için!.. AKP, kendi düzenlediği "sandık kurullarının oluşturulmasında usulsüzlük" olduğunu iddia ederek seçimi "iptal" ettirdiği için, oy farkı yüksek olsaydı da halk iradesine taarruz edilecekti...
Sandığa sahip çıkarak- sarılarak, kitleleri sandığa yönelterek, gaflete düşenleri uyararak, gitmeyenleri zorlayarak ve kararsızların oy kullanmasını sağlamaya çalışarak hedefe yürüsün herkes...Yaralansa da hukuk, "demokrasi" içerisinde başka çare yok çünkü...
6 Mayıs'taki hukuk skandalıyla demokrasiye darbe vurulmasının, iki tarafı keskin bir bıçağı sandık üzerine koyduğu da unutulmamalı...
Aralarında AKP'lilerin de olduğu önemli bir seçmen kesimi YSK'nın kararına öfkelenerek elbette İmamoğlu'ndan taraf duracak...
İnsanlar öfkeli, yaşananlar vahim, her kesimden "hak- hukuk -adalet" çığlıkları yükseliyor, halk kazanılmış bir "hak"kın gasp edildiği konusunda endişe içerisinde, yaşananları hayretle izliyor ve tabii ki "hesap sormak" için sandık gününü bekliyor...
İşte bu buhranlı-tepkili ortam AKP'yi ciddi biçimde zorlayacak... Madem hukuk tarumar edildi, "hak"kın yerini bulması için, halk mührü bir kez daha eline alacak ve İmamoğlu'ndan adeta zorla alınan koltuğu asıl sahibine iade etmek için çırpınacak...
Beklentiler ve temenniler bu yönde olsa da; bu saptamaların asıl gerekçesi, halkın seçimine saygı duymayan AKP'ye yönelik öfkeyi- tepkiyi demokrasi direncine dönüştürecek bir heyecanlı süreç yaşanması...
23 Haziran'ın kaderini değiştirecek o sevindirici gelişmeler İstanbul'da sıradan bir seçim hazırlığı ve propaganda dönemi manzarasından çok, bir "seferberlik havasının toplumun önemli bir kesimini etkisi altına aldığını da gösteriyor...
Evet; AKP'nin çırpınışları da gösteriyor ki, İmamoğlu sadece Binali Yıldırım'la değil, cumhurbaşkanıyla, devlet bürokrasisiyle, "Cumhur İttifakı"nın yurt genelindeki belediyeleriyle, mamalarının kesilmesi endişesine kapılan tarikat ve cemaatlerle ve hatta İstanbul'da ihalelerin kaymağını yiyen rantiyeci müteahhitlerle de savaşacak...
Ancak kimse unutmasın; tüm bunların karşısında, sağcısı- solcusu, muhafazakarı sosyalisti olmak üzere, "hak-hukuk-demokrasi"den yana olan milyonlarca vicdanlı yurttaş da 23 Haziran'ın sadece bir seçim değil, aynı zamanda cumhuriyetçi bir "seferberlik" olacağı bilinciyle hareket edecek... ssSanatçısından işçisine ve öğrencisinden esnafına kadar kimse boşuna, "herşey çok güzel olacak" demiyor...
…***
Mustafa Karaalioğlu, 11 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, “seçim iptalinin anlatmakla bitme siyasal etkileri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yerel seçimlerin hazirana kadar uzaması Türkiye’nin esasen 24 Haziran cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından beklediği icraat ve atılım dönemini birkaç ay daha erteledi. Ertelemek bir yana 23 Haziran’da sadece İstanbul’da ve büyükşehir başkanlığı için tekraren yapılacak seçim bir yerel seçim olmanın çok ötesinde anlamlar taşımaya başladı bile. Tek başına 23 Haziran sandığının omzundaki yük ve taşıdığı siyasi anlam, 31 Mart seçimlerinin ortaya çıkardığı siyasi tablodan daha önemli hale gelmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Seçimin iptali yoluna gidilmemiş olsa da elbette önemli siyasi sonuçlar yaşanacaktı ama şimdi durum bunun daha ötesine taşınmış bulunuyor.
AK Parti’nin iptal kararını sağlayarak büyük bir siyasi imkan mı elde ettiği, yoksa risk mi aldığı sorusunun cevabı ikinciden yana ağır basmaktadır. İktidar partisi risk almıştır. Doğal seyrinde; yani seçim neticelerine rıza gösterilmesi halinde daha kolay yönetilebilecek bir süreç şimdi seçim bir kez daha kaybedilse büyük dert, kazanılsa başka bir dert olarak ortada duruyor. Adını koyalım… İktidar partisi, İstanbul seçmeninin önüne, belediyeyle sınırlı olmayan, bütün siyasal sistemi etkileyecek tercih imkanını koymuş bulunuyor.
Öte yandan, seçimin hazirana uzaması ve belki de çıkacak sonucu müteakip yaşanabilecek yeni bir siyasi tartışma potansiyeli, ülkenin çözüm bekleyen meselelere el atılmasını bir süre daha erteleyecektir. Netice ne olursa olsun iktidarın elinde başlangıçta bulunan enerji ve siyasi güç hacmi azalmış olacaktır. İlk günkü kadar hazır ve karizmatik olamayacaktır… Üstelik denkleme bir yandan CHP’nin büyükşehirlerde artan gücü, bir yandan MHP’nin iktidar blokunda inanılmaz büyüyen hissesi ve elbette Ekrem İmamoğlu faktörü girmiştir. Ekonomiden dış politikaya, hukuk, demokrasi, temel haklardan sosyal problemlere kadar bir dizi meselenin çözümü yolunda muhalefet faktörü güçlenmiştir. İmamoğlu kazansa da kaybetse de bu faktör seçimden sonra da güçlü kalacaktır.
Cumhur ittifakının parçası ve iktidarın doğal ortağı MHP’nin büyüyen payı ise öncelikle iktidarın ilgilenmesi gereken bir psikolojik baskı unsuru olacaktır. Nitekim, bu baskı gücü sayesinde daha ilk anda “Türkiye ittifakı” ve “demiri soğutmak” gibi ortamı rahatlatabilecek kavramlar diskalifiye olmuştur. Bununla birlikte, yeni aktörlerin oyuna dahil oluşu kadar, eskilerinin güç kazanıp kaybetmeleri demokrasinin gereğidir. Hatta, bütün belediyelerde iktidar partisi yönetiminin olmadığı denklemde başkanlık sisteminin kalitesi ve işlerliği için yeni bir model de gelişebilir.