Mayıs 13, 2019 09:08 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: AKP'de YSK çatlağı: Eleştirenlere kapıyı gösterdi

Yurt:

Gazeteci Demirağ'a saldıranlar serbest bırakıldı

Milli gazete:

Abdurrahman Dilipak: "Erdoğan'ı yakın çevresi kötü şekilde harcadı"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

…***

İsmet Özçelik, 12 Mayıs tarihli Aydınlık gazetesinde, "iş dünyası mutsuz ve kaygılı" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Geçen günlerde TOBB kongresi yapıldı. İftar programları başladı.Çeşitli vesilelerle iş dünyası ile bir araya geliyoruz. Hemen hemen hepsi dolu. Hem de çok dolu. TOBB kongresine katılan bir grup işadamı ile aynı akşam yemek yedik. Bir kısmı Anadolu’dan gelmişti. Yemek boyunca sürekli telefonla konuştular. Zaman zaman da konuşmalarını masadan uzaklaşarak yaptılar. Bu tür davranışlar artınca "Bir sorun mu var?" diye sordum. Önce "alacak verecek meselesi" dediler. Sonra da patladılar:"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

"Ankara’da konuşulanlar bizi delirtiyor. Televizyon kanallarındaki atışmaları görünce kuduruyoruz. Siyasetçiler oy, biz can derdindeyiz. Kongre boyunca hepimiz krizi konuştuk. İşi iyi olan bir kişi bile yok. Yılların birikimleri son bir yılda uçtu gitti. Ekonomi yönetimi sanki bizimle dalga geçiyor. ‘İşler iyi’ diyor. Herkesi sinirlendiriyor." Söyledikleri özetle böyle! Özellikle Anadolu’dan gelen işadamları çok tedirgin. İşletmelerini tırnaklarıyla kazıyarak kurmuşlar. İşlerinin iyi olmadığı her hallerinden belli. Yemek siparişi verirken bile önce fiyatlara baktılar. Krizin nereye gideceğini anlamaya çalışıyorlar. Biri, "Bu ‘V’ durumu, ‘L’ durumu ne demek" diye sordu. Krizin uzun süreceği beklentisini duyunca yıkıldılar. Yemekte Gaziantepli bir işadamı da vardı. İlk kez karşılaştım. Organize Sanayi Bölgelerinde yaprak dökümü yaşandığını ifade etti. Sürekli işten çıkarmalar olduğunu bildirdi. Sonra da şunları söyledi: "Ben küçük bir işletme sahibiyim.Siparişler azalınca üretimi düşürdüm. İşçi sayısını da yarı yarıya azalttım.

İşten atılan bir işçi ile kapıda karşılaştım. Bana öyle bir baktı ki içim yandı. Önce, ‘Ben ne yapacağım’ der gibiydi.

Sonra kızgınlığa, arkasından da nefrete dönüştü. Belki ben öyle anladım. O gece sabaha kadar uyumadım. O bakış gözümün önünden hiç gitmedi. Sabah kahvaltıda çocuklarımın yüzüne bakarken de o bakışı hatırladım. Bizi bu hale getirenlere yazıklar olsun." Masadakilerin tamamına yakını hep AKP’ye destek vermiş. Maddi, manevi. Maddi desteği mecburen kesmişler. Manevi destek de tükeniyor. Kongrede Erdoğan’a alkışın çok az olduğunu söylediler. "Zoraki alkış" vurgusu yaptılar. İçlerinden biri "Reis’in kredisi bitiyor" dedi. Hepsi destek verdi. İşadamları örgütlerinin tüm toplantılarında durum aynı. İşler bozuldukça tepki artıyor. Bir oda başkanı dertliydi. "Üyelerimiz zorda, açısını bizden çıkarıyor. ‘Durumumuzu hükümete niye anlatmıyorsunuz’ diye bağırıp çağırıyorlar. Kapıyı çarpıp çıkıyorlar" bilgisi verdi. Daha önce korkudan susanlar artık konuşuyor. Sadece vatandaşta değil, iş dünyasında da homurtu yükseliyor. Gözlemim şu; İş dünyası mutsuz. Gelişmelerden kaygılı. Gelecekten umudu tükeniyor. AKP’nin krizi tek başına aşamayacağına inanıyor. "Milli Hükümet" talebi artıyor. "Hiç olmazsa kriz atlatılana kadar." İşçinin, çiftçinin, sanayicinin, ... çıkarları ortak hale geldi. Geç kalınırsa olacaklar belli..!

...***

Cevher İlhan, 12 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, " “İptal”in akıbeti…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İstanbul belediye başkanlığı seçimlerinin iptali, içte ve dışta değerlendiriliyor.İktidar partisi mahfillerinde YSK’nin “zorlamalı” iptal kararının vicdanları kanattığı, 23 Haziran’da ters tepeceği, hatta AKP’ye kurulmuş bir tuzak olduğu ve bu tuzağa düşüldüğü eleştirili endişeleri artıyor.Bilindiği gibi daha evvel AKP kurucularından, Meclis eski Başkanı Bülent Arınç,“Sonucun belli olmadığı her gün, İmamoğlu’nun üzerine koyuyoruz. 1 kat, 2 kat, 3 kat, 5 kat, 6 kat. 5 sene sonrasının Cumhurbaşkanı adayına hazır olun!” serzenişiyle iptalin AKP’ye kaybettireceğini söylemişti."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yine “İstanbul seçiminin yenilenmesi gibi bir hataya düşülürse ucuz hesaplar pahalıya patlayacak. Yeterince berbat bir seçim süreci atlattık. Bir daha seçim olursa İmamoğlu daha yüksek bir farkla seçilir. Yok, mevcut kamuoyunda İstanbul AKP’ye geçerse içinizdeki ajanların son oyunu tutmuş, sokakları karıştırmak için tüm zemin hazırlanmış olacak” diye iktidara açık ikazlar yapılmıştı. (Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit, 6.05.19) 

En son “YSK, Ak Parti’ye ve demokrasiye tuzak kurdu” başlıklı yazısında “böyle bir kararın doğrudan seçmen iradesine müdahale niteliği taşıyacağına inandığı”nı bildiren ve “Aslında Ak Parti itirazını yaptığı ilk günden itibaren topluma hiçbir hukuki gerekçe sunamadı, dosyasındaki kısıtlı seçmen ve KHK’lı seçmen iddiaları süreç içinde çöktü, elde kala kala sandık kurullarının oluşumuyla ilgili iddia kaldı. Ve YSK da bu iddia üzerinden iptal kararı verdi” tesbitinde bulunan AKP eski milletvekili yazar Mehmet Ocaktan, “Ancak hemen belirtelim, YSK’nın gerekçesi hukuk açısından yüz kızartıcı bir durumdur. Nasıl bir hukuk anlayışıysa, büyükşehir başkanının seçiminde ‘usulsüz’ kabul edilen kurullar, aynı zarfın içinde yer alan meclis üyeleri, ilçe belediye başkanları ve muhtarlar için ‘usulsüz’ kabul edilmiyorlar. Kimse kusura bakmasın, bunun anlamı halkın aklıyla alay etmektir... Hukuku yok sayan, millet irâdesiyle alay eden bu karara, 23 Haziran’da İstanbul seçmeni tarafından nasıl bir cevap verileceğini hep birlikte göreceğiz” diyor.İstanbul büyükşehir seçimlerinin iptalinin ardından birçok garabet sergileniyor.  Bunların başında, sandıkla gelen bir belediye başkanının seçimle değil, YSK ile gitmesi geliyor.

Keza iktidar partisi sözcüleri, her fırsatta -lütfetmiş gibi- “YSK kimseden başkanlığı alıp kimseye vermiş değil, sadece seçimler yenileniyor” çarpıtması geliyor. Bu garabet, “bari seçilmiş bir belediye başkanının hakkını alıp seçilmemiş birine verseydiniz!” dedirtiyor.Bu arada seçim sürecinde “millet ittifakı” muhalefet partilerini “terörle işbirliği”, “teröristlik” ve hatta “hâinlik”le suçlayan “cumhur ittifakı” partilerinin, yenilenecek İstanbul seçiminde HDP seçmeninden de oy alma hesabıyla alttan alta bu partiyle işbirliği arayış ve atraksiyonları bir diğer garabet olarak sırıtıyor. Kısacası, “iptal garabeti”yle tetiklenen süreçte siyasi garabetlerin ardı arkası kesilmiyor.  

...***

Mustafa Balbay, 12 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Her şeyin çok güzel olması için..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bizde duyguların ortasını bulmak zordur. “Ya bendensin ya teröristsin”siyasette gelinen noktanın zirvesi. Bundan ötesi olabilir mi? Olur... Açmayalım... Bu gidişin ülke hayrına olmadığını düşünenler yıllardır her seçime olağanüstü bir umutla giriyorlar. “Bu kez tamam” duygusuyla seçim akşamını bekliyorlar. Hayal ettikleri sonuç çıkmayınca yüksek umutlar yerini çöküntüye bırakıyor. Bunun son örneğini 24 Haziran 2018 seçimlerinde yaşadık."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Değişim isteyen herkesi heyecanlandıran o süreç 24 Haziran gecesinden itibaren, “Demek ki seçim yoluyla yapılabilecek bir şey yok” duygusunu baskın hale getirdi. Umutperest bir toplum olduğumuz için 31 Mart yerel seçimlerinin tansiyonu yükseldikçe umut da yükseldi. 31 Mart gecesi Anadolu Ajansı’nın İstanbul’la ilgili geçtiği ilk rakam şuydu: Binali Yıldırım yüzde 71, Ekrem İmamoğlu yüzde 19! Eğer plan istedikleri gibi işleseydi, bu oranı gören CHP’liler önce sandıkları bırakacaktı, sonra gözyaşlarını... O gece İmamoğlu’nun kararlılığı, bilgiye dayalı özgüveni her şeyi değiştirdi. O geceden sonraki 36 günlük süreci adım adım yazıp söylüyoruz.Propaganda döneminde 16 yaşındaki lise öğrencisi Berkay’ın, “Her şey çokgüzel olacak Ekrem Abi” sözü, seçimlerin YSK’ye yapılan dayatma sonucu yenilenmesi kararıyla yeniden büyük kabul gördü. İlk birkaç günün iklimine bakılırsa, “Her şey çok güzel olacak” sözü halkın özlemlerine, beklentilerine karşılık geldi. Herkes bu söze sarıldı. Biz de aynı duygularla paylaştık. Peki bu ortak özlemi gerçekleştirmek için sloganı paylaşmak yeter mi? Kesinlikle yetmez... Her şeyin çok güzel olabilmesi için bunu çok istemek ve çalışmak gerekiyor... Kendi sesimizin büyüsüne kapılmamak gerekiyor... Herkesi kucaklama kültürünü samimiyetle benimsemek, bizim gibi düşünmeyenleri ürkütmemek gerekiyor... İktidarın seçimi yenileme kararı alırken, “Seçimi nasıl alırım” planı da yaptığını, ihmal etmemek gerekiyor...