Mayıs 14, 2019 08:43 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: Yıldırım: oy çalınmasını tespit ettik, engel oldular

Yenişafak:

ABD'de bulunan Diyanet Camii kundaklandı

Cumhuriyet:

Valilikten 'Her şey çok güzel olacak' yasağı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Örsan Öymen, 13 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Erdoğan vesayeti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Erdoğan’ın baskısıyla YSK’nin İstanbul seçimlerini anayasaya ve hukuka aykırı bir biçimde iptal etmesi, tarihe kara bir leke olarak geçecektir. Daha önce askeri darbe dönemlerinde rafa kalkan demokrasi, şu anda sivil bir siyasetçi tarafından, bizzat Erdoğan tarafından rafa kaldırılmıştır. Erdoğan’ın ve AKP’nin sivil darbe gerçekleştirme sürecinin son aşaması, İstanbul’daki belediye seçiminin iptal edilmesi olmuştur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

 ...***

Türkiye’de demokrasinin temel unsurlarından geriye sadece çok partili serbest seçimler kalmıştı. Şimdi Erdoğan ve AKP, YSK üzerinden, onu da ortadan kaldırmıştır! Seçimle iktidara gelmiş olsa da, demokratik ve anayasal düzeni ortadan kaldıran, sivil darbe yapan bir yönetici ve iktidar, siyaset bilimine ve hukuka göre, meşruiyetini kaybetmiş sayılır. Erdoğan ve AKP iktidarı da bu bağlamda meşruiyetini kaybetmiştir. AKP, Türkiye’deki demokratik düzeni ortadan kaldıran bir örgütlenmeye, Erdoğan da bu örgütlenmenin lideri konumuna düşmüştür. Erdoğan’ı bir Cumhurbaşkanı, AKP’yi de bir siyasi parti olarak görme olanağı kalmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti devleti, demokrasi karşıtı güç odaklarının işgali altındadır. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, seçimin bir çete tarafından iptal edildiğini söylemesi, dikkatle incelenmesi ve araştırılması gereken bir konudur. “Her şey güzel olacak” söyleminin unutturamayacağı son derece ciddi ve tehlikeli bir durumla karşı karşıyayız. YSK’nin aldığı bu kararla birlikte, Türkiye’de geçmişte yapılan bazı seçimlerle birlikte, bundan sonra yapılacak seçimler de tartışma konusu haline gelmiştir. Geçmişte de, sandık kurulu başkanlığı için kamu görevlisinin bulunamaması durumunda özel kurumlardan kişiler sandık kurulu başkanı olarak görevlendirildiğine göre, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı “seçildiği” seçim de tartışmalı hale gelmiştir. Bundan sonra yapılacak olan seçimlerde de, sandık kurulu başkanlarından bazılarının kamu görevlisi olmaması gerekçesiyle, seçimler iptal edilebilecektir, YSK’nin 6 Mayıs 2019 tarihinde aldığı skandal karar, emsal oluşturacaktır!YSK, sandık kurulu başkanlarının kamu görevlisi olmadığı sandıklarda, sonuca etki edecek bir usulsüzlüğün, hilenin, oylara müdahalenin, yanlış sayımın gerçekleştiğini kanıtlamış mıdır? Hayır! Bu sandıklarda seçim sonucuna ve iki adayın arasındaki farka etki eden bir durum var mıdır? Hayır! Hatta söz konusu sandıklarda AKP’nin oyu CHP’nin oyundan daha fazla çıkmıştır. Buna rağmen YSK, Erdoğan’dan ve onun aracılarından gelen baskıyla seçimi iptal etmiştir, bu iptal kararına da, “bazı sandık kurulu başkanlarının kamu görevlisi olmaması” gibi bir kılıf uydurmuştur! “Cumhurbaşkanı” baskısıyla seçim iptali Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa yaşanmıştır. Bu utanç verici karar dünya siyaset tarihi literatüründe de şimdiden yerini almıştır. Sadece demokrasi ve hukuk değil, ahlak ve erdem de, 6 Mayıs 2019 tarihinde katledilmiştir. 

...***

Arslan Bulut, 13 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yalan dolanla iktidar sürdürülebilir mi?”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.

“Yüksek Seçim Kurulu'nun İstanbul'da aynı zarfta kullanılan dört oydan birini iptal etmesi nasıl izah edilecek?AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım, Esenler'de katıldığı iftar programından çıkarken, bir vatandaşın "Bu seçim neden iptal oldu?" sorusuna "Çok basit, çünkü çaldılar" şeklinde cevap verdi! Binali bey böyle diyor ama Yüksek Seçim Kurulu 31 Mart'ta yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini, "bazı sandık kurullarında, kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkanı ve üyeler görev yaptı" gerekçesiyle iptal etti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Taha Akyol, "YSK günlerden beri gerekçeli kararını yazıp açıklayamadı. Çünkü içtihatlarla kendisinin oluşturduğu hukuka aykırı olarak verdiği İstanbul seçimlerini iptal kararına hukuki gerekçe yazmak kolay değil." diyor

Hüsnü Bozkurt, "YSK'nın gerekçeli kararı halâ yok ortalıkta. Öyle bir minare ki kılıf hazırlamaya kumaş yetişmiyor anlaşılan..." diye mesaj atmış.

Suat Özçelebi, "Seçimler neden yenileniyor? YSK'yı kullanarak millet iradesini çaldılar. Milletin aklıyla dalga geçiyorlar. Vicdanınız varsa önce millete aynı zarfın içindeki 4 oyun biri hileli 3'ü nasıl hilesiz sayıldı sorusunun cevabını ver" diyor.

Hasan Aydır, "Oyları kim çaldı, aman oyları çaldırmayalım derken YSK'yı çaldılar." diye durumu ifade ediyor.

Prof. Dr. Pervin Somer, hukuk öğrencilerine hitap ederek, "31 Mart'tan itibaren yaşananlar ve 6 Mayıs'taki YSK kararı bir kurgu olsa ve Anayasa Hukuku sınavında sorulsaydı ve siz YSK'nın yaptığı gibi bir cevap yazsaydınız hepiniz finallerden kalmıştınız. Biliyorsunuz değil mi? İşte budur tablo." diye yazıyor...

Kısacası, bu defa oyları çalamadılar ama işin başında YSK'yı çaldıkları için, seçimin sonucu değişti! Üstelik bu değişim azot ve fosfordan değil, doğrudan doğruya seçimlere hile ve fesat karıştırmaktan kaynaklanıyor.

Daha da kötüsü, insanlık tarihinde yaşanmamış bir yüzsüzlük sergileniyor. Hileye başvuranlar, karşı tarafı suçluyor. Yani hırsız, ev sahibine "sen kendi malını çaldın" diye iftira atıyor. Sadece ev sahibine değil, görgü tanıklarına da suçlama yapılıyor.

Kamu görevlisi olmayanları, sandık kurulu başkanı ve üyesi yapan İlçe Seçim Kurulları ama bunun faturası, kazanan adaya oy veren milyonlarca insana kesiliyor!

…***

Abdülkadir Özkan, 13 Mayıs tarihli Milli gazetede, “Siyaseti çirkinleştirerek birlik sağlanamaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Seçimler demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Ancak, demokrasinin bu vazgeçilmez mekanizması her gündeme geldiğinde son yıllarda bir yandan yalan rüzgârı estirilirken, öbür yandan da toplum ayrıştırılıyor, adeta düşman kamplar oluşturuluyor. Bir başka ifadeyle kendileri gibi düşünmeyenler hainlikle suçlanırken, ortada kendilerinden başka vatansever kalmıyor(!) Şahsen bu yaklaşımı sağlıklı bulmuyorum. Bu arada bir de olmayan şeyler olmuş gibi gösterilirken var olanlar yok olarak topluma duyuruluyor. Böyle olunca da seçim kampanyaları iletişim vasıtalarına en çok sahip olanların oluşturduğu bir ortamda geçiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Söz gelimi 31 Mart seçimleri öncesi Saadet Partisi’nin İstanbul’da belediye başkan adayı çıkarmadığı bir televizyon kanalında söylendi. Hâlbuki bu açıklamadan çok önce Saadet Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı seçim kampanyasını yürütüyordu. Yine Saadet Partisi’ne yönelik bir başka yalan kampanyası ise seçimlere CHP ile ittifak halinde girdiği, hatta bununla da yetinilmeyerek HDP ile de ittifak yaptığı ciddi sandığımız kocaman kocaman adamlar tarafından yüzleri hiç kızarmadan ısrarlı bir şekilde tekrarlandı. Özellikle bazı iktidar yanlısı medya buna öncülük yaptı. Saadet Partisi sözcülerinin günleri de bu söylenenlerin yalan olduğunu topluma anlatmakla geçti. Ülke sorunlarına ciddi bir çözümleri bulunmayanlar bu tür yalanlarla seçmen kazanmaya çalıştılar. Neticede bu yalanlarla büyükşehirlerde seçimi kazanmalarına yetmeyince bu defa seçimlerin iptali için harekete geçtiler. Sonuçta en çok hayal kırıklığına uğradıkları ve kaybetmeyi içlerine sindiremedikleri İstanbul büyükşehir seçiminin iptalini sağladılar. Bu hususta ortada Yüksek Seçim Kurulu’nun uzun süre tartışılacak bir kararı olduğuna göre eski yalana dayalı kampanyaların son bulması beklenmesine rağmen değişen bir şey olmadığı görülüyor

Yine sanal âlemde her gün bir yalan gündeme getiriliyor, bu yalanlara bir takım yandaş kalemler de sarılıyorlar. Söz gelimi ortada hiçbir açıklama yokken DSP’nin İstanbul’da seçimlerden çekileceği yalanı gündeme getirildi. DSP lideri Aksakal hemen ardından, “Bir başka adayın kazanması ya da kaybetmesi üzerine siyaset kurgulanması demokratik teamüllere uygun değil. DSP’nin bir başka partiyle birleşme ya da hareket etme gibi stratejisi asla olmaz” açıklaması yaptı. Bu açıklamayı herkesin doğru bulması mümkün olmayabilir çünkü partilerin seçim ittifakı yapması yasal bir husus. Ama ortada yapılmış bir görüşme ve açıklama yokken bir başka parti adına birilerinin karar vermesi en hafif ifadesiyle saygısızlık değil midir?