Mayıs 15, 2019 12:47 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yenişafak: 31 Mart’ta bazı illeri HDP ittifakı ile kazanan CHP, diyet ödemeye Mersin’den başladı

Cumhuriyet:

AKP'li vekillerden Erdoğan'a ‘beka’yı kullanmayalım önerisi

Karar:

Seçmen İstanbul'u terk etmiyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Şükran Soner, 14 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Saray için ‘daha güzel’ nasıl olacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İmamoğlu’nun bir gencin doğaçlama önerisinden esinlenerek, sosyal medyada tavan yapan “Her şey daha güzel olacak” sloganını yadsıyamayan Başkan Erdoğan’ın “Daha güzel olacak” çıkışı, kuşkusuz Saray adına seçim sonucunun tersine çevrilmesi beklentisini yansıtıyor. YSK’nin sayısız dayatmalarla, kendi kendini haksız-hukuksuz bir dizi çelişkili karar vermeye zorlayan, tek zarfın içinden, “yok sayılmaya kalkışılan bir tek oyumuzun,İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’na verilmiş oyun sihirli gücü, korkusu üzerinden..” yandaş yorumlar içinde de çok fazla çelişkiler var..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Yüzde doksan beş üstü ele geçirilmiş güdümlü medyada, her gün bir başka olasılığa dayalı tartışmaları bıkkınlık tadında dinlediğimizden, kimilerini yinelemenin de bir anlamı yok. Ancak Saray, Cumhur cephesi adına “daha güzel” nasıl sonuç alınabileceğinin, açıklaması gerçekten zor..

Sandıklardan tek zarfın içinden çıkan oyların, İmamoğlu’na verilenleri dışındakiler için yapılmış sayısız bir daha, bir daha sayımlardan çıkan sonuçların doğru olduğu Saray’ın da, YSK’nin de kabulü. YSK, CHP ve İYİ Parti’nin aynı zarftan çıkmış oyların tümü için birden yeniden seçim yapılması gerektiği başvurusuna şipşak ret kararı verebildi. Saray, daha baştan, aksine yapılmış tüm itirazlar, şaibe olasılıklarına ret fetvasını vermişti..İmamoğlu’nun oylarına itiraz gerekçelerinin temcit pilavı yinelemelerinde ise aynı çuvalların açılıp açılıp sayılmaları sonucunda Yıldırım lehine farkın kapandığına ilişkin sayılar çelişkili de olsa verileri üzerindendi. Çuvallardan çıkmış geçersiz oyların karıştırılmış olarak nasıl sağlıklı sayılabildiği tartışmalarına hiç girmeden, açık kazanılmış seçim sonucunun tanınmamasının nasıl hak-hukuk-adalete uygun olduğu tartışmalarını, seçim tarihimize yazılmış en büyük kara leke olarak askıya alıyoruz ya.. YSK seçim yenileme kararı karşısında bağrımıza taş basmış olarak kaldığımız noktadan sonrasına, seçim yenilemesine zorunlu geçiş yapıyoruz ya.. 

Yeni seçim tarihine kadar yandaş seçmen oyları nasıl artırılacak? Kazanılmış seçim sonucunun iptaline ilk tepki, bir önceki seçimde aslında İmamoğlu’nun oylarını kırmaya yarayan DSP’nin kararı yeter. DSP’nin adayının çekilmesiyle DSP’nin bir önceki seçimde Yıldırım’a yarayan oyları, çoğunlukla İmamoğlu’na verilmese dahi, çok ciddi lehine farkı patlatacak.

Cumhur cephesinin, YSK’nin yüze göze bulaştırılmış dayatmalarıyla çıkan tabloda kaldığımız yerden yeni dönem Başkanlık seçimi açılış kampanyalarında, yine dakika bir gol bir, sınır tanımaz haksız, hukuksuz yeni dayatmalar gündeme geliyor.. Daha önceki seçim kampanyası sürecinde, kötü polisliği Başkan Erdoğan ile MHP Başkanı’na bırakmış havalarında, göreceli barışçı çıkışlarıyla oy almayı seçtiği varsayılan Yıldırım’ın ilk çıkışı bile öfkeli: “Arıza giderilecek” ne demek?

 ...***

Arslan Tekin, 14 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AKP içinden bir ses!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ak Parti'nin İstanbul milletvekili Mustafa Yeneroğlu, partisinde hâkim zihniyetin hiç hoşuna gitmeyecek doğruları söylemeye devam ediyor. Ak Parti'nin 300'e yakın milletvekili var, M. Yeneroğlu'ndan başkası çıkıp konuşmuyor/konuşamıyor.Konuşanlar da bırakın hakikatleri haykırmayı; yanlışları, hataları ortaya dökmeyi; yanlışlıklarına, hatalarına kılıf arama telaşı içindeler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

M. Yeneroğlu, bir gazeteci olsaydı ve "yandaş" basın-yayın organlarında yazsaydı, kendisini hemen kapı önünde bulurdu. Örnekler mebzul.

M. Yeneroğlu'na "Yukarı"dan ne zaman: "Sesin çok çıkıyor Mustafa! Muhaliflerimiz gibi konuşma! Doğruları bir sen mi biliyorsun! Hatamızın da, yanlışımızın da bir hikmeti var; aklın ermez! Sus ve otur!" denilecek diye merakla bekliyorum.

Büyük bir ihtimalle, yeni parti kuracakları ayyuka çıkan Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu ekipleriyle bir temas içinde olup olmadığı da araştırılıyordur.Bizim partilerde doğrular konuşulmaz. Genel başkanın hakimiyeti mutlaktır. O yüzden, parti içinde "farklı" söz edenler, hele bu Ak Parti'deyse, onun kendisine aşırı güveni vardır, ikbalini bir kişinin keyfine teslim etmemiştir. 

M. Yeneroğlu, partisini kastederek: "Hukukun sesini kısarsanız, Allah da sizin iflahınızı kısar" tiviti atmış ve muhalif-muvafık bütün dikkatleri üzerine çekmişti.

Son attığı bir tivitte: "AK Parti, sistem eleştirisini çok sağlam bir şekilde yapabildiği ve doğru uygulamalarla sistemin aksayan yanlarına nüfuz edebildiği için başarılı oldu. Şimdi tek rakibi yine kendisi. Yapıcı eleştiriler ancak AK Parti'nin kendi çıtasını yükseltmesine yarar." diyerek, tenkitleri için bir "mazeret" arama ihtiyacı duymuş. Ama nafile. Yakında, "Şucu bucu..." suçlamaları sökün etmeye başlar. Ak Parti'de politika böyle yürüyor.

Ak Partililerden duymadığımız sözler yine M. Yeneroğlu'ndan... Yavuz Selim Demirağ arkadaşımıza öldüresiye saldırının ardından attığı tivitte: "Yeniçağ yazarı Yavuz Selim Demirağ'a yönelik alçakça saldırıyı şiddetle kınıyorum. Geçmiş olsun dilerim. Umarım saldırganlar en kısa zamanda yakalanır. Eğer kendisini susturmaya yönelik bir saldırı ise, hedef alınan basın özgürlüğü hepimizin ortak değeridir." demiştir.

Saldıranlar kısa zamanda yakalandılar ama serbestler şimdi. Yavuz Selim de yakında, "Cumhurbaşkanına hakaret" iddiasıyla, 11 aylık cezasını çekmek üzere yaralı yaralı hapse girecek.

Adaletin çivisinin nasıl tek tek söküldüğünü en son Yavuz Selim'e saldırı örneğinde görüyoruz. Mademki Ak Parti içinden farklı bir ses olarak M. Yeneroğlu'nun sözlerini verdim, en son DW Türkçe'ye verdiği röportajda partisine son ikazını hatırlatayım:

"Kamuoyundan gelen sese kulaklarımızı tıkarsak, vatandaşa hizmet iddiamızın gerisinde kalmış oluruz."

…***

Akif Beki, 14 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, “İktidarın kamburu asılsız propaganda”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Abdurrahman Dilipak “AK Parti’nin kamburu yandaş medya” diye yazınca epey yankılandı. Propaganda taburları iktidara çoktandır yük oysa... İmamoğlu “Her şey çok güzel olacak” mı dedi! Hemen başlıyorlar, bu sloganın terör örgütlerince İmamoğlu’nun kulağına fısıldandığını ispatlama gayretkeşliğine. PKK’yla ağız birliğinden girip FETÖ ağzıyla konuştuğundan çıkıyor, paylaşımını örgütlü suça sokuyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

İmamoğlu’nun kampanyasını uluslararası bir şer odakları koalisyonu planlamıyorsa bu ne! Basıyorlar yaygarayı, o kazanırsa Türkiye’nin düşmanları kazanacak diye... 

Sonra bir bakıyorsunuz Cumhurbaşkanı Erdoğan “Daha güzel olacak” deyiveriyor. Binali Yıldırım paylaşıyor, cümle AK Partililerin diline düşüyor. O arada ‘her şey çok güzel olacak’ kalıbının, Erdoğan ve partililerin ağzından spontane döküldüğü geçmiş örnekler de çıkıyor ortaya. Kızarıyor mu yüzleri, hayır! 

Onca tezvirat ve karalamayı, bir hareketle yalancı çıkarıyor Cumhurbaşkanı. 

Geriye izi kalıyor ama. Yalnızca ‘iktidar ne söylüyor, tamburası ne çalıyor’ şaşkınlığı değil. ‘Taklit aslını güçlendirir’ gerçeğini unutturarak, slogan seçiminde iktidara yaptırdıkları ciddi hata da kalıyor. 

İmamoğlu MİT’in, askeriyenin ve İstanbul’un sırlarının saklandığı kozmik kayıtları kopyalatmak istemiş de...15 Temmuz direnişi gibi destansı bir direniş yazılmış da....Kahraman memur, şifreyi canı pahasına vermeyerek devletin en mahrem sırlarını düşmandan korumuş da... 

Aynen böyle anlatıyorlar. Hiç yaşanmamış gibi skandalın üstünü kapatmaları gerekirken, kahramanlık hikayesi çıkarıp pişkince satmaya kalkmıyorlar mı bir de! Alemi enayi yerine daha nasıl koyarsınız?  

Sormazlar mı...Devlet sırrı belediyede saklanıyorsa ihale ve para trafiği kayıtları nerede tutuluyor? Başkan kayıtlara bakamıyorsa halk, vergilerinin nereye harcandığına nasıl bakacak, hani şeffaflık, neyi kimden gizleme korkusu bu? Hem seçimle gelmiş başkanın belediye kayıtlarına erişimini engelleyen bu memuru, İmamoğlu’ndan daha güvenilir yapan ne? Bürokratik oligarşinin bağlı olduğu gizli bir anayasa, bir resmi ideoloji mi var? Emri seçilmiş Başkan’dan almıyorsa kimden alıyor, arkada vesayet düzeni mi işletiliyor? Vesair...