İmam Humeyni –ks– mektebinde - 22
Bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- İran İslam Cumhuriyeti nizamının dış politika ilkeleri ve temelleriyle ilgili görüşlerini gözden geçirmek istiyoruz.
Bilindiği üzere ülkelerin siyasi ve sosyal yaşam boyutlarının önemli yönlerinden biri başka ülkelerle ilişkileri ve uluslararası teamüllerinden oluşuyor. Dolaysıyla dış politika her ülkenin hayatında önemli boyutlardan biridir. Özellikle şunu da unutmamak gerekir ki ülkelerin ve toplumların bekası, kalkınması ve ilerlemesi büyük ölçüde izlediği dış politikaya ve başka ülkelerle teamüllerine bağlıdır.
İran’da da İslam inkılabı zafere kavuştuktan sonra başta dış politika olmak üzere çeşitli siyasi ve sosyal alanlarında büyük değişimler yaşandı ve İslam Cumhuriyeti nizamının uluslararası teamül yöntemleri ve ilkeleri, inkılaptan önceki rejime nazaran muazzam bir değişikliğe şahit oldu.
Kuşkusuz İran İslam Cumhuriyeti nizamının dış politika ilkeleri ve temellerinde yaşanan bu muazzam değişimde İmam Humeyni -ks- ve görüşleri eksen rolü ifa ediyordu.
Bu yüzden bugünkü sohbetimizde İmam Humeyni’nin -ks- dış politika alanındaki düşüncesinde temel eksenlerle tanışmak istiyoruz.
İmam Humeyni’nin -ks- dış politika alanında üzerinde durduğu önemli ve temel ilkelerden biri her türlü sultacılığı ve zulmü reddetmek ve ayrıca her türlü sultacılığa ve zulme boyun eğmeye karşı çıkmaktır.
İmam Humeyni -ks- İslam dininin öğretilerinden hareketle dış politika alanında ilişkilerin sulta temelinde kurulmasından kaçınmak ve böylece ülkenin ve milletin uluslararası platformlarda izzet ve saygınlığının korunması gerektiğini savunuyordu.
İran İslam Cumhuriyeti nizamının büyük kurucusu İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle buyuruyor: İslam milleti tüm programları iki kelimede özetlenen bir dinin izleyenleridir: zulmetme, mazlum da olma.
İmam Humeyni -ks- bir başka yerde de şöyle buyuruyor:
En önemli ilkelerden biri, Müslümanların kafirlerin sultası altında olmamasıdır. Allah teala hiç bir kafire Müslümanlara musallat olma kaderi belirlememiştir. Müslümanlar kafirlerin sultasını kabul etmemeleri gerekir.
İmam Humeyni’nin -ks- bu eğiliminin kökleri Kur'an'ı Kerim ve İslamî sünnet ve siyere dayanır. Kafirlerin Müslümanların üzerinde sulta ve üstünlük kurmalarının doğrudan veya dolaylı yollarının kapatılması ile ilgili olarak Kur'an'ı Kerim’in Nisa suresinin 141. Ayetinde yüce Allah şöyle buyuruyor:... Artık Allah kıyamet gününde aranızda hükmedecektir ve kâfirler için müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.
Bu ayete göre kafirlerin müminlerin üzerine sulta kurmalarının yolu ebediyen kapatılmıştır ve bu ilke belli bir zaman veya çağla sınırlı değildir.
Bu dinî eğilimden hareketle İmam Humeyni -ks- İran İslam Cumhuriyeti anayasasının 152. Maddesinde de İran İslam Cumhuriyeti nizamının dış politikası her türlü sultacılığı veya sultaya boyun eğmeyi reddetme ve sultacı güçlere bağımlılığı kabul etmeme temeline dayandığı vurgulanmıştır. Yine anayasanın ikinci maddesinin C bendine göre de her türlü zulmetme veya zulme boyun eğme ve sultacılık ve sultaya teslim olma da men edilmiştir. Bundan başka anayasanın 153. Maddesi de ecnebilerin ülkenin doğal kaynakları, iktisadi ve kültürel değerleri, ordusu ve başka durumları üzerinde musallat olmalarına yol açacak her türlü anlaşmanın imzalanması da yasak ilan edilmiştir.
İmam Humeyni’nin -ks- dış politika alanında bakışı sadece sultacılığı ve sultaya boyun eğmeyi reddetmekle sınırlı olmadığı belirtilmelidir. İran İslam İnkılabının büyük önderinin düşüncelerine göre, Müslüman olmayan ülkelerle ilişkilerde esas, sadece sulta ve nüfuzu reddetmekle sınırlı değildir. Bir başka ifade ile hükümet sadece Müslüman olmayan ülkelerle onların sultasına ve nüfuzuna ve Müslümanlara musallat olmalarına yol açacak anlaşmaları imzalamamakla yükümlü değildir ve aynı zamanda istikbarla mücadele etmesi ve sulta ve zulüm ve adaletsizlik düzenini sorgulaması gerekir.
İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle buyuruyor: Bizim yükümlülüğümüz, zulümle mücadele etmektir.
İmam Humeyni -ks- bir başka yerde de şöyle buyuruyor: Biz bu gerçeği ve bu hakikati dış politikamızda ve uluslararası İslamî politikalarımızda defalarca söylemişizdir ki biz İslam’ın dünyada nüfuzunu arttırmak ve dünyayı ele geçiren sultacıların nüfuzunu engellemek istiyoruz.
İmam Humeyni’nin -ks- adalettalep ve zulüm karşıtı ve istikbar düşmanlığı düşüncelerinin temelini İran kültürü ve İslamî düşünce ve inançta görmek mümkün.
İran kültüründe adalettaleplik ve zulüm karşıtlığı önemli ve yüce bir konuma sahiptir ve İranlı kimliğin önemli bileşenlerinden sayılır. Bundan başka adalettaleplik ve sömürü ve zulümle mücadelenin kökleri İslam ideolojisi ve öğretilerine uzanır. Kur'an'ı Kerim’in bir çok ayetinde Müslümanlar adalete emredilmiş ve zulüm ve adaletsizlikten men edilmiştir. Bundan başka Hadid suresinin 25. Ayetinde de nübüvvet ve risaletin en önemli amaçlarından biri dünyada adaleti inşa etmek ve yaygınlaştırmak şeklinde beyan edilmiştir. Buna göre İmam Humeyni -ks- düşüncesinde zulümle mücadele ve adalet ve eşitliği inşa etme düşünceleri sadece iç arena ile sınırlı değildir ve uluslararası boyutu söz konusudur ve bu da zulüm ve sulta düzeni ile mücadele şeklinde ortaya çıkmıştır.
İmam Humeyni’nin -ks- dış politika alanında üzerinde durduğu ilkelerden biri de mustazafları ve özgürlükçü hareketleri desteklemektir. Bu ilke aslında istikbar karşıtlığı ve zulüm karşıtlığı ilkelerini tamamlayan bir ilkedir. İmam Humeyni -ks- düşüncesinde istikbarla mücadelede iki yönteme işaret edilmiştir. İlk yöntem milletleri zayıf konuma düşüren müstekbirler ve sultacılara karşı mücadele ve ikinci yöntem sultacıların zulmü ve şiddetine maruz kalan mazlum milletleri desteklemektir. İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle buyuruyor: Biz mazlumun taraftarıyız. Kim hangi tarafta mazlum konumda ise, onun taraftarıyız. Biz dünya mustazaflarını desteklemeliyiz, zira İslam dünyanın tüm mustazaflarının hamisidir.
İmam Humeyni’nin -ks- bu bakışının temeli Nisa suresinin 75. Ayetine dayanıyor. Ayet Müslümanlara hitap ederek mustazafları kurtarmak için müstekbirler ve zalimlerle mücadele etmelerini isteyerek şöyle buyuruyor:
Size ne oldu da Allah yolunda ve "Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!" diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!
Buna göre İran İslam Cumhuriyeti anayasasında küresel istikbar ve sömürü düzeni ile mücadelenin yanında hükümet dünya mustazaflarını ve kurtuluşçu hareketleri desteklemekle yükümlü hale getirilmiştir. Anayasanın 154. Maddesinde İran İslam Cumhuriyeti mustazafların müstekbirlere karşı dünyanın neresinde olursa olsun haktalep mücadelelerine destek veriyor.
İmam Humeyni’nin -ks- dış politika alanında üzerinde durduğu bir başka ilke ve temel de Müslümanların haklarını savunmaktır. İmam Humeyni -ks- düşüncesinde küresel istikbarla mücadele etmek ve mustazafların müstekbirlere karşı mücadelelerine destek vermek için İslamî nizamın Müslümanların haklarını savunmalarını da haydi haydi icap ediyor. Zira gerçekte tüm Müslümanlar ve dağınık İslamî topluluklar tek bir ümmeti oluşturur ve İslamî devlet onların hepsini desteklemekle yükümlüdür. İmam Humeyni -ks- bu konuda şöyle buyuruyor: Biz tüm Müslümanlarla kardeşiz ve her Müslümanın başka Müslümanlara yardım etmesi İslamî bir ilkedir.
İmam Humeyni -ks- bir başka yerde de şöyle buyuruyor:
İran İslam Cumhuriyeti nizamı vahdet ve İslamî ülkelerin ve milletlerin çıkarlarını desteklemek temelinde onların sorunlarına yardım etmek ister.
Gerçekte İmam Humeyni’nin -ks- Müslümanlara destek zarureti yönündeki düşüncesinin kökleri Kur'an'ı Kerim ayetleri ve İslam Peygamberi -s- ve masum imamların -s- siyerine uzanır. Örneğin Allah teala Hucurat suresinin 10. Ayetinde tüm Müslümanları kardeş ilan etmiştir. Yine İslam Peygamberi -s- şöyle buyurmuştur: Kim geceyi sabah eder ve Müslümanların işleri ile ilgilenmezse, Müslüman değildir ve kim ey Müslümanlar yardımıma yetişin, diye çağıran bir Müslümanın sesini duyup onun çağrısına cevap vermezse de Müslüman değildir.
İmam Cafer Sadık -s- da şöyle buyurmuştur:
Mümin, müminin kardeşidir ve hepsi bir bedenin organları gibidir, öyle ki bir organ ağırınca öteki organlar da o ağrıyı hisseder.
İmam Humeyni’nin -ks- bu dini bakışından hareketle İran İslam Cumhuriyeti anayasasında “Müslümanlara karşı kardeşçe yükümlülük” ve “dünya Müslümanlarının haklarını savunmakla yükümlülük” gibi ibareler devletin özellikleri ve yükümlülükleri olarak zikredilmiştir.
İmam Humeyni’nin -ks- Müslümanları savunma ve destekleme eğilimi üç düzeyde hayata geçirilir. Bu düzeylerin ilki İslam ümmeti ve İslam dünyası düzeyinde Lübnan Hizbullah hareketini siyonist rejime karşı mücadelesinde desteklemek gibi İslamî özgürlükçü hareketleri desteklemek, ikinci düzey kafirlerle haklarını savunmak için mücadele eden Filistin İslamî cihat hareketi gibi hareketleri kendi ülkelerinde desteklemek ve üçüncü düzeyde Avrupa ve Amerika gibi yerlerle hakları çiğnenen ve zulme maruz kalan Müslüman azınlıkları desteklemektir.
İmam Humeyni’nin -ks- dış politika ilkeleri milli çıkarların seviyesini aşan ve insani ve dini boyut kazanan ilkelerdir. Bir başka ifade ile, İmam Humeyni -ks- dış politika alanındaki bakışı evrensel bir bakıştır.