Mayıs 20, 2019 09:11 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Yükselen gıda fiyatları turizmciyi korkutuyor

Yenişafak:

Mimari eserler ihya olacak

Milli gazete:

'AKP'de şeffaflık sorunu var'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara, 19 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Teşekkür” müjdeyi verene olmadı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhur ittifakının İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Binali Yıldırım müjde üstüne müjde açıklıyor!

En son olarak da, sosyal medya hesabından “İstanbullulara müjdeli haber: Daha önce söz verdiğimiz gibi; kişi sayısı daha fazla olan hanelerde daha çok indirim olmak üzere, su tüketiminde aylık ortalama yüzde 40 indirim yapılacak. Öğrenci Akbil’i aylık 85 liradan 40 liraya düşürülecek” diye bir müjde verdi!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ancak bu paylaşımının altına baktığımızda öğrencilerin Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu’na teşekkür ettiği görüldü. Çünkü, İmamoğlu mazbatasını alıp 19 gün Başkanlık yaptığında öğrencilere Akbil’in 50 liradan satılacağını söylemiş, AKP grubu ise bunun 40 liraya indirilmesi gerektiği yönünde önerge vermişti.

1994 yılından bugüne kadar Belediye Başkanlığı AKP’nin elinde olmasına rağmen Akbil’in fiyatını düşürmek akıllarına gelmemişken şimdi 40 liraya düşürdüler.

Hem de Binali Yıldırım 31 Mart seçimleri öncesinde “kaynağını nereden bulacaklar?” diye sorarak Akbil’in fiyatının indirilemeyeceğini söylemesine rağmen… Bu da işin başka bir ilginç tarafı…

İşte bu yüzden öğrenciler İmamoğlu’na teşekkür ediyor…

Biz de soralım: Eğer 40 lira kurtarıyorsa şimdiye kadar neden yapılmadı, kurtarmıyorsa zarar ediliyorsa, neden yapılıyor?

YSK’nın iptal edip tekrarının 23 Haziran’da yapılacağı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine yaklaşık 1 ay gibi bir süre kalmışken hem Millet hem de Cumhur İttifakı yoğun şekilde çalışmaya başladılar. Neredeyse bütün partiler İstanbul’a karargâh kurdu.

Bu seçimle ilgili yorum yapan Hürriyet Gazetesi Yazarı Abdulkadir Selvi “Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu açısından da kader seçimleri olacak. Kazananı ikbal kapılarının beklediği, kaybedenin ise siyasete veda edeceği bir seçim olacak” diye bir ifade kullandı.

Selvi’ye katılmak mümkün değil. Bunun olmayacağı aşikâr. Çünkü Binali Yıldırım, şu anda İzmir milletvekili, kaybederse siyaseti bırakmaz. Benim ilk günden beri iddia ettiğim gibi kaybederse kuvvetle muhtemel Cumhurbaşkanı yardımcısı olur. İmamoğlu da siyaseti bırakmaz. Bu süreçte Türkiye yeni bir siyasetçi ile tanıştı. Önemli bir siyasî figür haline geldi. Onun da siyasete veda edeceğini pek düşünmeyiz…

İstanbul BB seçimleri yaklaşırken Millet ve Cumhur İttifakı’nın dışında kalan partiler de tavırlarını belirliyorlar. 31 Mart seçimleri öncesinde aday çıkaran bazı partilerin adayları çekilirken, bazılarının da adaylıkları devam edecek, seçimlere tekrar katılacaklar.

Saadet Partisi’nin adayı Necdet Gökçınar da bunlardan birisi. 31 Mart seçimlerinden 103 binden fazla oy alan Gökçınar’a adaylıktan istifa edip AKP’yi desteklemesi için sosyal medya üzerinden baskı yapıldı. Araya aracılar girdi. Ancak Gökçınar’ın bu seçimde de aday olacağı açıklandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçenlerde bir konuşmasında: “31 Mart seçimlerinde büyükşehir seçimleri konusundaki usûlsüzlükleri, eksikleri, hataları araştırırken sandık kurulu üyeleriyle ilgili yanlışı da tesbit ettik. Bu bizim için bir fırsat oldu” demişti. 

Erdoğan’ın bu sözü pek gündeme gelmedi. “Fırsat oldu” ifadesi bir tek bize mi değişik geldi…

…***

Ahmet Takan, 19 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Çukurambar'da yapılan kozmik toplantı!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP'nin 31 Mart seçimlerindeki yenilgisine dair analizler, genellikle genel merkez raporlarından veya R. Erdoğan değerlendirmelerinden yola çıkılarak kamuoyuna yansıyor.  Bugüne kadar duyduğunuz, okuduğunuz veya seyrettiğiniz  tüm   31 Mart seçim analizleri resmi bilgilendirme mahiyetinde. Şimdi, sizleri, Erdoğan'ın "bir araya gelin ve bana özel bir rapor hazırlayın" talimatıyla Ankara'da yapılan çok gizli  ve kozmik sayılacak uzun  bir toplantıya götüreceğim;”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Yer: Ankara/Çukurambar'da çok lüks bir site içinde bulunan binanın zemin katı.

Toplantının başkanı:Erdoğan'a çok yakın çok güvendiği bir isim. Katılımcılar: Bazı milletvekilleri, bazı eski milletvekilleri, bazı sivil toplum kuruluş başkan ve yöneticileri, özel seçilmiş akademisyenler ve özel seçilmiş üst düzey bürokratlar...

Katılımcılar toplantının yapıldığı mekana ayakkabılarını kapıda çıkarak girerler. Başkan, kısa bir konuşma ile seçim yenilgisini gerçekçi olarak analiz etmek ve Erdoğan'ın verdiği talimat üzere  sunulacak raporu hazırlamak için bir araya geldiklerini anlatır. Ve orada konuşulanların  yapılan değerlendirmelerin  dışarıya sızdırılmamasını özellikle tembih eder. Toplantının  başlıklarını ise "genelde mahalli seçimlerin ve özelde büyükşehir seçimlerinin değerlendirilmesi" olarak belirler...

Şimdi,katılımcıların  ana hatları ile yaptıkları değerlendirmeleri özetleyelim;

* "Irkçı bir parti  ile işbirliği yaptık. Bizim bunlarla ne işimiz var? Faydalarından çok zararları oldu. Bunlarla yola çıkmamız bize  Büyükşehirleri özellikle İstanbul'u kaybettirdi".

* "FETÖ ihanetini anlıyoruz. Ancak,ihanet çemberinin içinde olmayan,ticaretle uğraşmayan masum,inanmış,herhangi bir cemaate gider gibi bunlara gitmiş insanlar var. Bunların,tutuklu kalması,tecride uğraması tabanda büyük rahatsızlık yaratıyor. Üstelik bir de, adamı olan kurtarıyor adamı olamayan ceza çekmeye devam ediyor gibi çok güçlü bir kanaat var."

* "Özellikle üst düzey bürokratların parti ile bağları en aza indi. Liyakat sorunu var. Rüşvet mekanizmasına karşı acil tedbir alınmalı."

* "Büyükşehirlerde neden kaybediyoruz? Kentlilerin AKP'den  kopma nedenlerini çok iyi incelemeliyiz. Yeni nesli, gençliği hızla kaybediyoruz. Politikalarımızdaki yetersizlikleri gözden geçirmeliyiz."

* "İYİ Parti mevcut partiler içinde AK Partinin yerini alabilecek en güçlü parti.İYİ Parti'nin saf değiştirmesini mutlaka sağlamalıyız. Bu partiye karşı eleştiri olmaksızın  samimi tutumlar sergilemeliyiz. İYİ Parti ile aynı iklimde buluşmanın, birlikte yol almanın çarelerine bakmalıyız. Biz, merkezdeysek ve merkezde kalacaksak onları da alalım, beraber olalım."

...***

Işıl Özgentürk, 19 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Haberin olsun karnını doyurmam!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanımız artık iyice 80 milyon Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının babası rolüne soyundu. Küçükken çocukları “bak bunu yemezsen iğneci gelip iğne yapacak” diye korkuturlar, Cumhurbaşkanımız da bizi “bak bana oy vermezseniz karnınızı doyurmam” diye korkutmaya çalışıyor. Bu konuşmaları Allah aşkına kimler yazıyor ve kaç para alıyorlar, gerçekten merak ediyorum.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Birincisi sayın Cumhurbaşkanım siz kimsenin karnını doyurmuyorsunuz. Sadece sosyal bir devletin yapması gereken yardımları yapıyorsunuz. Çünkü karnını doyurduğunuz ve her ihtiyaçlarını karşıladığınız kesim, çok aç, siz de devletin bütçesini kendi paranız olarak gördüğünüz için ha bire onları besleyip duruyorsunuz.Bilmelisiniz ki, danışmanlarınız size hatırlatmalı (bir iş yapsınlar bari) insanların karınlarını doyuramıyorsunuz, bir kısım yurttaşınız şu ramazan günlerinde evine ekmek götüremediği için sessizce bir odaya geçip kendini asıyor, bir kısım yurttaşınız E-5’e çıkıp müşteri bekliyor, kadın erkek fark etmiyor, bir kısım yurttaşınız işsizlikten bunalım içinde bu nedenden gençler arasında uyuşturucu kullanımı hızla tavan yaptı. Onların karınlarını doyuramıyorsunuz, benden söylemesi. Gökten para yağmayınca, Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesini bütçeye kattınız. Şimdi bunu harcıyorsunuz ve karşılıksız para basıyorsunuz. Şu İhtiyat Akçesi meselesini biraz açalım, Anadolu kültüründe biz buna “kefen parası” diyoruz. Annelerimiz, büyük annelerimiz mutfak harcamalarından artırdıklarını hep bir köşede saklarlar. Ve buna hiç dokunulmaz ne zaman ki, aileden biri hastalanır, depremde ev yıkılır bu para o zaman harcanır. Merkez Bankası’ndaki ihtiyat akçesi de doğal afetler, savaş ve salgın hastalıklar zamanında kullanılmak üzere bir köşede durur. Şimdi sıra bu akçeye geldi. Yani bizim kefen paramızı, özellikle İstanbul’u geri almak için fütursuzca harcıyorsunuz. Ve ‘bak bana oy vermezsen karnını doyuramam’ diyerek de bizleri tehdit ediyorsunuz! Oysa bizim vergilerimizle Osmanlı Padişahlarının bile oturmadığı muhteşem bir sarayda oturuyorsunuz. Diyanet’e yurtdışında cami yaptırsın diye gösteriş için 30 milyon dolar veriyorsunuz. Üç mü dört mü özel uçağınız var, iki bin tane de korumanız.