Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Öztürk Yılmaz: ABD'nin tehdidine muhalefet ses versin
Yurt:
SANSÜR: İmamoğlu yolsuzlukları anlatınca Ahmet Hakan daha fazla dayanamadı!
Karar:
"AK Parti muhalefetin hızına yetişemiyor"
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mehmet Kara, 20 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “Haberimiz olmadı, ama tarımda “çağ atladık”!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Eski milletvekili anayasa profesörü Burhan Kuzu, sosyal medyada yaptığı paylaşımlarla her zaman tartışma konusu olmuştur. Bakanlar kurulu açıklanacağı zaman bakan olmanın artık hakkı olduğunu, Meclis Başkanlığı seçimi yapılacağı zaman onun da kendi hakkı olduğunu söylemekle ünlenen Kuzu aynı zamanda twitter’den yaptığı paylaşımlarla dikkat çekiyor.Kuzu’nun Dünya Çiftçiler Günü’nde yaptığı paylaşım da yine epey dikkat çekti. “Dünya Çiftçiler gününde AK Parti olarak gururluyuz. Türkiye’ye tarımda çağ atlattık. Eskiden çiftçilik yapmak adeta eziyetti. Çiftçilerimizi teknoloji ile tanıştırdık. Çiftçilerimize hibe, mazot, gübre ve birçok alanda milyarlarca lira destek veriyoruz. Destek devam edecek” demesine birçok yorum geldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Samanın dahi ithal edildiği, mazot ve gübre fiyatlarının gereğinden fazla olduğuna kadar birçok yorum yapılırken, bir anayasa profesörünün tarım alanında yaptığı açıklamanın tutarsızlığı ortaya konuldu. Bunları yazan Kuzu’nun sosyal medya hesabının çalınmış olabileceği dahi söylendi.
Sahi, çağ atlayan çiftçiler Türkiye’de mi yaşıyor? Etin Sırbistan’dan, patates soğanın Suriye’den, samanın Bulgaristan’dan ithal edildiği Türkiye’de çiftçiler nasıl çağ atladı, merak ediliyor doğrusu…
MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, terörist başı Abdullah Öcalan’ın 8 yıl sonra avukatlarıyla görüşmesinin ardından söylediği, “Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün” sözü şaşkınlıkla karşılanmış insanları hayrette bırakmıştı. Hâlâ bunu neden söylediği tam olarak ortaya çıkmamışken, Bahçeli’ye ilginç bir yerden destek geldi.
HDP Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç, Bahçeli’nin Öcalan çıkışına destek verdi! Olacak şey değil mi? Bu rüyada görülse inanılmayacak bir şeydi, ama oldu…
Bu iki olay şaşkınlıkla karşılanıp bir anlam yüklenmeye çalışılırken Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’den “Öcalan’ın avukatlarıyla görüşme yasağının kaldırıldığı” ile ilgili bir açıklama geldi. Bu da “Bahçeli dedi hükümet yaptı” yorumlarının yapılmasına sebep oldu.
Bu kararla, 8 yıldır devam eden yasak kalkarken, Öcalan artık istediği zaman avukatlarıyla görüşebilecek…
Durun şaşkınlık bitmedi. Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi ve yazar Burhanettin Duran’ın katıldığı bir televizyon programında ‘Sayın Öcalan’ demesi sosyal medyada tartışılınca, Duran’dan “sehven oldu” açıklaması geldi, ama önceki sözü kayıtlara geçti.
Seçimlere giderken bunlar dikkat çeken gelişmeler. Bu sözler oy için mi söyleniyor, yoksa Cumhur İttifakı ortakları “çözüm süreci başlıyor” yorumlarına sert tepki gösterirken süreç farklı bir şekilde mi ilerleyecek? Bekleyip görelim…
…***
Ahmet Gürsoy, 20 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İktidarsan Haklısın kültürü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“100. yaş gününde epey hırpalanmış bir Cumhuriyetin doğum gününü kutladık. Herkes katıldı mı? Hayır!.. Herkes katılmadı. Neden peki? Cumhuriyet öncesinden kalan siyasal kavgaların güncellene güncellene bugüne kadar getirdiği zihinsel şemalardan belki. Belki kültürün bizatihi kendisinden.”diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
…***
Cumhuriyet 100 yaşına geldi ama bir türlü kendini Osmanlı'dan koparamayan kimseler var. Bunun nedeni açık: Devlet çökerken ayrışan, siyasal farklılıklar yaratan Osmanlı siyasal aktörleri ve aydınları, bu farklılıklardan beslenen ideolojik çatışmayı Kurtuluş savaşı boyunca sürdürdüler. Bunların bir kısmı, saraya sadakatin sonucu, bir kısmı çıkarın ve işbirliğinin sonucu olsa da, düğümlendiği yer, devletin varlığıdır.
Obaya/devlete bağlılığı gerekçe gösterip, düzenin devamını isteyenler, yıkılan düzeni devam ettirmek isteyecek elbet. Çünkü tarihi süreç içinde emir alarak yönetilmiş. Her bir insanın ne yapacağına bey karar verir. Kiminle savaşacaksın, obanın menfaatine neyin iyi neyin kötü olacağına yine bey karar verir.
Zamanla töre bozulsa da zihinlerde daima bir bey şeması sürüp gelmiştir. İşte Cumhuriyetle birlikte gelen parlamenter sistemi bozduk ve yerine tek bir kişinin hükmettiği bey düzenini kurduk. İtaat kültürü..
Bir üst otorite olmadan kendi kendine karar vermeme alışkanlığı.. İlla soracaksın. Danışmak için değil, ne yapacağına karar vermek için soracaksın. Sen düşünmeyeceksin. Senin yerine en tepedekiler düşünecek ve gereğini yapacak.. Felsefe bu.
Kim kızarsa kızsın.. Bu nedir biliyor musunuz? Halen daha kentlileşemediğimizin göstergesidir. Gerçek bir kent kültürüne ulaşıp, yetkin bir toplum olamadık. Bu topluma, kendi kendini yöneteceği, kararlarında özgür olacağı bir sosyalleşme düzeni kurdu. Ama yerleşik kültür şemaları bunu anlamıyor. Çünkü zihninde, aklını yöneteceği kentli kültür şemalarını kurmadı.
Partilere bakın. "Dava adamlığı… Davamız.. Bu ihanet çeteleri.." diye karalama başlıyor sonunda hain oluveriyorsun.. Eğer iktidardaysan her zaman haklısın. Bu iktidar ister partinin kendi örgütsel iktidarı, isterse devlet iktidarı olsun, sonuç fark etmiyor.
…***
Abdülkadir Özkan, 20 Mayıs tarihli Milli gazetesinde, “Konut piyasası ne durumda?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu soruya bugünlerde verilen tek bir cevap var; o da konut piyasasının durma noktasında olduğu. Özellikle tanıdık müteahhitlerle görüştüğümüzde ellerindeki konutları satamadıkları için yeni bir inşaata başlayamadıklarını söylüyorlar. Bu durumu görmek için birkaç ay önceki fiyatlarla bugünkü fiyatları karşılaştırmak yeterli olacaktır. Çünkü ellerindeki konutları satabilmek için müteahhitler fiyatlarda düşüş yapmak zorunda kalmışlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Konut fiyatlarındaki düşüş bir yönüyle iyi bir gelişme olarak düşünülebilir. Ancak, vatandaş düşen fiyatlara rağmen geliri ile zaruri ihtiyaçlarını ancak karşılayabiliyor bu sebeple konut alamıyorsa ortada ekonomide her kesimi ilgilendiren bir daralma var demektir. İlgililerin her fırsatta pembe tablolar çiziyor olmalarının da anlamsızlığı görülür. Bu arada, özellikle bazı inşaat girdilerinde son aylarda ortaya çıkan fiyat artışları da dikkate alındığında bu işin böyle sürüp gitmesi tehlikeli olacaktır.
Ekonominin geneli üzerinde durmaktan çok geçtiğimiz günlerde Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı Nisan ayına ilişkin konut satış istatistiklerine dikkat çekmek istiyorum. Söz konusu veriler medyada farklı gazetelerde farklı bir şekilde takdim edildi. Açıklanan rakamların iki boyutu vardı. Bir boyutu vatandaşların aldığı konut, ikincisi ise yabancıların aldığı konut miktarı. Yapılan açıklamada Türkiye genelinde konut satışları Nisan ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18 azalarak 84 bin 403 adete gerilerken, buna karşılık Nisan ayında yabancıya satılan konut sayısının 3 bin 720 adet ile rekor kırdığı yer alıyordu. İşte bu Türkiye genelinde konut satışlarındaki yüzde 18.1’lik gerileme iktidar yanlısı medyada görmezden gelinerek yabancılara satışta ortaya çıkan artış, “Yabancıdan Nisan’da konut rekoru geldi” başlığı altında verilirken, haberin içeriğindeki konut satışlarındaki Türkiye genelindeki gerileme görmezden geliniyordu. Buna karşılık bazı gazeteler ise aynı haberi Türkiye genelindeki konut satışlındaki gerilemeye dikkat çekerek, “Konut satışlarında büyük düşüş” başlığı altında veriyordu. Böylece aynı kurum tarafından yapılmış bir açılama iki farklı bakış açısından farklı şekilde verilebiliyordu.
Bu durum yeni ortaya çıkmış değil elbette. Meslekteki 50 yıllık geçmişimde benzer durumlar sıkça yaşanmıştır. Çoğu zaman iktidar yanlısı medya rakamlarla oynamayı, rakamların işlerine gelen tarafını ön plana çıkarmayı tercih etmişlerdir. Aslında yalana başvurulmadığı takdirde bir açıklamanın farklı boyutlarının öne çıkarılması doğaldır. Ancak, işin boyutları yalan üretmeye vardığında toplum olayların gerçeğini öğrenemez duruma düşürülür.
Olaya konut satışlarının farklı boyutlarının ön plana çıkartılması açısından baktığımızda yabancıların aldığı konut satışlarındaki artışa karşılık insanımızın bu alanda sıkıntıya düşmüş olması üzerinde durulması gerekiyor. Özellikle dolardaki suni değer artışı yabancıların elini güçlendirirken, insanımız bu artışlar sebebiyle konut fiyatlarında ortaya çıkan ciddi artışlar sonucu geleceğe dönük yatırım yapmak amacıyla konut alamıyor demektir. Bir başka ifadeyle diyebiliriz ki, uygulanmakta olan ekonomik politikalar insanımızı sıkıntıya sokarken yabancıların işini kolaylaştırmaktadır. Hâlbuki olması gereken öncelikli olarak insanımızın refah ve huzurudur. Bunun için de üretimin artırılması, ülkenin ekonomik bağımlılıktan kurtarılması, dolar hapşırdığında TL’nin nezle olmamasının sağlanması gerekiyor.