Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: ABD yine 'Suriye kimyasal kullandı' yalanını ortaya attı
Yenişafak:
Türkiye ABD menşeli 22 üründe gümrük vergisini yarıya indirdi
Birgün:
İmamoğlu İsrafları anlattı: İnternet sitesine 80 milyon lira
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Sedat Ergin 22 Mayıs tarihli Hürriyet gazetesinde, "İstanbul seçiminin rakamsal denklemi" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İstanbul’da bundan bir ay sonra 23 Haziran’da tekrarlanacak olan büyükşehir belediye başkanlığı seçiminde sandıktan çıkacak sonuç üzerindeki en belirleyici faktörlerden birinin ‘katılım oranı’ olacağı hususunda herkes görüş birliği içinde.Geçen 31 Mart’ta yapılan ve Yüksek Seçim Kurulu tarafından iptal edilen büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin önemli bir yönü katılımın genel ortalamanın altında olmasıydı. Bu seçim, İstanbul’da 2011 sonrasında gerçekleşen bütün seçim ve referandumlar içinde 2014 cumhurbaşkanlığı seçimiyle (yüzde 72.76) birlikte en düşük iki katılım oranından birine sahne oldu. 31 Mart’ta İstanbul’da katılım oranı yüzde 83.86’da kaldı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İstanbul’da 31 Mart yerel seçimindeki katılım oranı, dokuz ay önce 24 Haziran 2018’de yapılan Cumhurbaşkanlığı ve genel seçiminde bu ildeki yüzde 87.9’luk katılımın net 4.13 puan altındaydı.
31 Mart yerel seçiminde ise İstanbul’da kayıtlı seçmen sayısı 10 milyon 570 bin görünüyordu ve bu kez 8 milyon 865 bin kişi oy kullanmıştı. Bu durumda oy kullanmayanların sayısının 24 Haziran seçimine kıyasla 439 bin kadar arttığını görüyoruz. Yani, 24 Haziran’da sandığa gidip 31 Mart’ta gitmemeyi tercih eden oldukça kalabalık bir kitle söz konusudur. Bu arada, geçen dokuz ay içinde İstanbul’da kayıtlı seçmen sayısında bir artış olmaması dikkat çekici görünebilir. Bunun başlıca nedenlerinden biri, İstanbul’dan çok sayıda vatandaşın Anadolu’daki muhtarlık seçimlerinde oy kullanmak üzere seçmen kütüklerini memleketlerine aktarmış olmalarıdır.
24 Haziran 2018’de ‘cumhur ittifakı’nı oluşturan aktörlerden AK Parti İstanbul’da 3 milyon 882 bin (yüzde 42.41), MHP ise 757 bin (yüzde 8.27) oy almıştı. İkisinin toplamı olan 4 milyon 640 bin oy (yüzde 50.68), 31 Mart yerel seçiminde ‘cumhur ittifakı’nın İstanbul adayı Binali Yıldırım’ın -teorik olarak- kendisine çekebileceği potansiyel oy zeminini gösteriyordu.
Buna karşılık Yıldırım’ın 31 Mart’ta sandıkta aldığı toplam oy 4 milyon 156 binle (yüzde 48.60) sınırlı kalmıştır. Bundan çıkaracağımız sonuç, Yıldırım’ın 24 Haziran genel seçimindeki ittifak oyunun 484 bin oy kadar altına düştüğüdür. Bu, neresinden bakılırsa bakılsın, büyüklük olarak yarım milyona yakın bir seçmen kitlesini ifade ediyor.
24 Haziran genel seçiminde CHP 2 milyon 448 bin (yüzde 26.74), İYİ Parti ise 743 bin (8.12) oy almıştı. İkisinin toplamı 3 milyon 192 bin (yüzde 34.86) dolayındadır. Buna karşılık İmamoğlu, 31 Mart’ta 4 milyon 169 bin oy alarak 24 Haziran’daki potansiyelin yaklaşık 1 milyon üstüne çıkmıştır.
Bu tabloda İmamoğlu’nun CHP ve İYİ Parti tabanları dışındaki kesimlerden bir hayli anlamlı bir destek aldığını görüyoruz. Öncelikle de HDP’nin 24 Haziran’da İstanbul’da 1 milyon 146 bin oy aldığını hesaba kattığımızda bu partinin seçmeninden CHP adayına kuvvetli bir destek geldiğini kabul etmeliyiz.
Ancak bu artışı yalnızca HDP ile açıklamak yeterli değildir. Çünkü İmamoğlu’na başka kaynaklardan da oy geldiğini belediye meclis sandıkları kıyaslaması üzerinden okuyabiliyoruz. Örneğin, DSP’nin İstanbul belediye başkanı adayı Muammer Aydın 30 bin oy alırken, ilçe belediye meclislerinde DSP’ye 89 bin oy çıkmıştır.
...***
Ahmet Takan, 22 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Müteahhite kötü haber!.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"31 Mart mahalli seçimlerinden sonra başkent Ankara'ya alışık olmadığımız bir durgunluk çöktü. Adeta yaprak kımıldamıyor desem abartmış sayılmam... Seçim yorgunluğu mu?..Yoksa, Ramazan rehaveti mi?.. Kulisler neşesiz, bürokrasi hepten renksizleşti, işlevsizleştirilen TBMM'den alınan hayatta kalma sinyalleri iyice düştü... Çok mu boğulduk?.. Ankara'nın kasvetli havasından çıkamıyor muyuz?.. "Sizin oralarda hava nasıl" diye İstanbul'daki dostlarıma sordum. Benzer hisleri paylaştık. 23 Haziran'da tekrarlanacak İstanbul seçimine tıkanmış bir gündem var."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gündemde, elimizde kala kala 23 Haziran İstanbul seçimi kaldı. Şikayetçi miyim?.. Önemsizleştirmeye mi çalışıyorum?.. Kesinlikle hayır!.. Ekonomik kriz bu kadar can yakarken, işsizler ordusu devasa boyutlara gelirken, yeni bir çözüm süreci kapıya dayatılırken, her gün bir gazetecinin kafası kırılırken... Anlayamıyorum... Anlam veremiyorum... Bu durgunluk bana çok tuhaf geliyor?.. Fırtına öncesi sessizlik mi?.. Tahminde bulunmak çok güç. Biz gazeteciler için en zor mesai saatleridir ama Meclis'in sahurlara kadar süren genel kurul oturumlarını bile çok özledim...
Yer: İstanbul'da çok lüks bir otel.
Bir masanın etrafında, AKP'den çok üst düzey bir yönetici, 2 müteahhit, saraya çok yakın bir araştırma (anket) şirketi sahibi buluşurlar. Hararetli bir şekilde İstanbul seçimi konuşulur. Gündemin sıcaklığından ara sıra seslerin yükseldiği anlar olur. İşte o anların birinde, anket şirketinin sahibinin tansiyonu iyice çıkar ve sesini oldukça yükselterek, "Ben size doğruları söylemek zorundayım. Ekrem İmamoğlu 5 puan farkla yarışı önde götürüyor. Ne yapacaksınız ona göre yapın" der... Masadakilerin suratı oldukça asılır...
"Masadaki, AKP yöneticisi ile anketçiyi anladık da o 2 müteahhitin ne işi var?" demeyin!.. Daha önceki yazılarımda, AKP'nin yeni İstanbul seçim stratejisinde bu iş kolunda faaliyet gösterenlerin arttırılan zorunluluklarını çıtlatmıştım. Yuvarlak masa toplantısı ile ilgili haber Ankara'da duyulur duyulmaz "eyvah" sesleri yükseldi. Kime ne kadar zorunluluk düşeceği ile ilgili yeni hesaplar yeni tahminler yapılmaya başlandı. Geciken hak edişler tekrar masaya yatırıldı. İlgili Bakanlar ve Bakan yardımcılarının yolu tutuldu. Hileli iflas senaryoları konuşulmaya başlandı!.. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenir mi?.. Tamam doğru da!.. Bir de görünen gerçek var!.. Onca uğraşa rağmen, İstanbul'u tekrar Ekrem İmamoğlu kazanırsa ne olacak?.. Görev zararları (!) nereden tazmin edilecek?.. Paranın gücü, -AKP'nin hesabında olduğu gibi- küskün İstanbul seçmenlerini sandığa götürmeye yetecek mi?.. Sandığa götürseler bile, bunlar oy olarak Binali Yıldırım'ın lehinde olacak mı?.. Binali Yıldırım, gerçekten bu seçimi kazanmak istiyor mu?.. İstanbul seçimini tekrar AKP kaybederse, siyasi geleceği ne olur?.. Kazanana kadar seçim devam ederse,iş adamlarının hali nice olur!?..Öcalan üzerinden başlatılan yeni İmralı trafiği ve okutulan o mektup hiç hayra alamet değil!.. 23 Haziran'ı bir şekilde atlatırız ama önümüzü çok iyi görmeliyiz. Mitili serip yatmayın!..
...***
Mustafa Balbay, 22 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Sistem değişinceye kadar Bakan değişir!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP’nin yedinci Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, eğitimdeki on beşinci değişikliği açıkladı. Selçuk, AKP döneminin ilk altı bakanından farklı olarak eğitim kökenli olduğu için kamuoyu ona büyük kredi açtı. 10 Temmuz 2018’de bakanlık koltuğuna oturan Selçuk’un tek başına bir şey yapamayacağı aşikârdı. Eğer ciddi ve sonuç verici adımlar atmak istiyorsa, bunu eğitimin bütün bileşenleriyle birlikte yapması uygun olurdu. Yapmadı... Açıkladığı son lise modelinden anlıyoruz ki;Bakanlık içindeki ve çevresindeki bir grupla birlikte, kapalı kapılar ardında hazırlanan çalışma yeni bir reform olarak sunuldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Buna göre; liselerde ortak ders sayısı azaltılıyor, fizik, kimya, biyoloji dersleri birleştiriliyor, kariyer dersleri geliyor, 12. sınıfta tamamen üniversiteye hazırlık öne çıkartılıyor. Her yıl en az 10 yeni mesleğin ortaya çıktığı bir dünyada hâlâ eğitimin temellerini oturtamamış olmak, ülkemizin geleceği açısından çok acı. Selçuk’un açıklamaları için, “En azından bir yerden başlandı” denebilir mi, diye bakıyoruz... Bunu söylemek de çok zor. Selçuk, lise değişimini ilkokulun ve ortaokulun izleyeceğini söylüyor. Hızını alamayıp 2024’e kadar üniversite sınavlarının da değişeceğini açıklıyor. Uluslararası kuruluşların araştırmaları gösteriyor ki, eğitim sistemimiz geriliyor. 10 yıl önce dünyada ilk 100’e giren üniversitemiz varken şimdi 500’de yokuz. Bu rakam en azından yerimizde saydığımızı, pek çok ülkenin bizden daha hızlı ilerlediğini gösteriyor.