Mayıs 25, 2019 15:46 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: YSK’nin çelişkiler yumağı

Karar:

İşyerleri sinek avlıyor işsizlik artıyor

Milli gazete:

İmamoğlu'ndan Gül'e teşekkür: 'O üst sesler konuşunca toplum rahatlar'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Zafer Arapkirli, 24 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Umut ve YSK gerçeği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Samimi bir gözlemimi aktarayım önce: Ekrem Bey, devasa salondaki coşkulu topluluğa hitaben her “umut” dediğinde, gözler bir başka parlıyor, yürekler bir başka güçlü atıyordu.Sadece seçim değil, herhangi bir yarışmaya niye girilir? Bir başarı şansı, bir azim, bir inanç ve en önemlisi de bir umut vardır ortada. “Sadece spor olsun diye” seçime girmek, biraz (belki de bir hayli yüksek dozda) mahcubiyet yaşama riski taşıdığından fazla maceracı bir tavır olur. Umut çok önemli. Üstelik çok çalışıp çok emek verdiyseniz kampanyanıza. İkna edici tezleriniz varsa. Karşı tarafın zaafları çok bariz ise. Yeneceğinize dair güçlü emareler varsa.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Türkiye’de muhalefet, kim bilir geçtiğimiz kaç yıl boyunca yapılan seçimlere hep bu haleti ruhiye ile yani güçlü bir umutla girdi. Ama her defasında da, aldığı yenilgi karşısında, hep iki yönlü bir analiz yapmak durumunda kaldı. 1.Ya evet... bir yerlerde hata yaptık ama gelecek sefere inşallah.. 2.Ya evet... kaybetmiş gibi görünüyoruz ama... Bunlar da, arka planda bir şey çevirmiş olabilirler. Yani oyları sayarken, toplarkan, çıkarırken, çarparken.Bu seçimde ilk kez kural değişti. Tersine döndü. Muhalefetin umudu kadar güçlü olan, iktidar cenahının kendine olan güveni adeta ağır bir “kırılma noktasında” kesişti. Umut gerçeğe dönüşürken, iktidar güveni berhava oldu. İmamoğlu’nun; AA’ya, TRT’ye,  seçim gecesi iktidarın her türlü dümenine rağmen kazanması, “galiba o kısırdöngü kırıldı ve umut sonunda galebe çaldı” dedirtti herkese. Ama, hesaba katılmayan bir şey vardı. O da, iktidarın yıllar öncesinden gelen bir “garanti” mekanizmasıydı. Adı YSK (Yendik Sanmayın Kurulu). Daha önceki seçim ve halkoylamalarında da, ama en bariz biçimde 16 Nisan 2017’de devreye girerek sonuca bire bir müdahale eden “anahtar” konumundaki YSK. Zaten, göstere göstere “Görev süresini uzatıyorum. Neme lazım. Bi terslik vukuunda camı kırın” diye orada öylece hazır bekletilen YSK. Sonrası malum. Utanmazca sahneye koyulan bir “Çünkü Çaldılar” komedyası ve mazbata gaspı. Ve sonrası.. İmamoğlu’nun müthiş bir öz enerji CHP örgütünün görülmemiş yoğunluktaki sinerjisi ve hem de “İttifak Kuvvetleri”nin bu kez daha kararlı dayanışması ile 31 Mart’ı daha güçlü biçimde tekrarlama azmi ortada. CHP’nin söylemi, çarşamba günü Bomonti’deki görkemli kampanya startında bizzat kokladığım üzere, “Bu kez tartışma götürmeyecek bir ekseriyetle kazanıp çalınan mazbatayı geri alıyoruz” şeklinde.

…***

Mehmet Faraç, 24 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Seçim değil, "RANT"la savaş!..”başlıoklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yüksek Seçim Kurulu'nun adete laf olsun diye çıkarttığı "gerekçe"sizlik kararı, 31 Mart seçimlerinin hukuksuz, dayanaksız ve keyfi olarak iptal edildiğinin 250 sayfalık bir kanıtı olarak kamuoyunu ne yazık ki kahretti...YSK'nın sözde "gerekçe"li kararının anlamı şudur; Türkiye'de hukuk istenildiği zaman bir tarafa atılıyor, siyasetin baskısı altında rotasından çıkarılmaya çalışılan adalet ise kendi iradesiyle karar veremiyor...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İstanbul seçiminin iptaliyle ilgili kararın dayanaksızlığından da anlaşıldı ki; YSK, hem bir hukuksuzluğa ortak oluyor, hem de o hukuksuzluğun "gerekçe"sini uydurmak için baskı altında tutuluyor...

Ancak AKP'nin, İstanbul'da kaybettiği bir seçimi, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir yöntemle iptal ettirmesi yalnızca hukuku yaralamadı, ulusun devlete güvenini sarstı, seçimler üzerindeki karanlık perde yüzünden seçmenler en demokratik hakları olan "oy" kullanma konusunda bile tereddüte sürüklendi...

Türkiye'nin son 17 yıldır yaşadığı süreç işte böyle çarpık, yaralayıcı, yıpratıcı ve devlet otoritesinin de sarsıldığı zavallıca bir süreçtir ki, "23 Haziran" bunu yenmek için yaşamsal bir fırsattır...

Hiç kuşkusuz hukukun yaralandığı bir ülkede, milletin hür iradesinin baskı altında tutulduğu bu sürecin bitmesi için yapılacak eylem oturup ağlamak, "ah-vah" etmek, oyalanmak, boşa zaman geçirmek ve enerji yitirmek değil...

Tam aksine; 23 Haziran'da yenilenecek olan seçime dört koldan asılmak yalnızca İstanbul'u geri almak değil, aynı zamanda baskıcı siyaset anlayışına bir ders daha vermek açısından da ülkeyi seven herkesin yaşamsal görevi olmalıdır...

Lütfen kimse unutmasın; 31 Mart seçimleri sonrasında İstanbul üzerinden yürütülen oyunlara bakılırsa, 23 Haziran rantiye için bir açgözlülük savaşı, muhalefet için ise bir demokrasi mücadelesi olacaktır...

O halde tekrar ediyoruz; AKP İstanbul'a, bir belediye başkanlığı koltuğunu kaybetmemek için asılmıyor, aynı zamanda son 25 yılın tahribatları, yolsuzlukları ve yandaşlara peşkeş çekme çabalarının örtülmesi ve çok kişinin canının yanmasının engellenmesi için odaklanmaya çalışıyor...

Yani, 23 Haziran seçimi AKP için yalnızca yeni bir başlangıç değil...

İktidar; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni, bir bölümü ayyuka çıkan rezaletlerin üzerinin olabildiğince örtülmesi, 5 yıl daha zaman kazanılması ve bu sürede rant mücadelesinin pervasızca sürdürülmesi, tarikatların- cemaatlerin- yandaş basının beslenmesi üzerinden bir genel seçimin daha kazanılması için istiyor...

"2023 hedefi"nin İstanbul'da olası bir hezimetle tarumar olacağının bilinciyle İstanbul'u yeniden almaya çalışıyor AKP...

…***

Kazım Güleçyüz 24 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “YSK üyelerine göre de seçme hakkına müdahale edildi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“YSK’nın İstanbul seçimini iptal gerekçeleri, bu yönde oy kullanan 7 üyenin iddiaları ile karşı oy kullanan başkan dahil 4 üyenin itirazlarıyla birlikte açıklandı.Ama ilgi, karşı oy gerekçelerinde yoğunlaştı. Bu bile 23 Haziran öncesinde toplumun nabzının nasıl attığını ölçmek için başlı başına bir gösterge.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Karşı oy gerekçelerinden kısa bir özet:

Başkan Sadi Güven: Kamu çalışanı olmadığı halde sandık başkanı olarak görev yapan 754 kişinin görev yaptığı sandıkların 750 tanesinde AKP’li üyeler görevli. AKP bunların 354’ünde iki üye ile temsil edildi. Sandık kurulu, 5 kişisi siyasî parti temsilcisi olan 7 kişiden oluşur. İBB seçimine ilişkin maddî hatalar giderilip geçersiz oyların tamamının sayılması karşısında, usûlsüz atanmış başkanın, tek başına seçimin neticesine tesir ettiğine ilişkin, iptali gerektirir bir tesbit yok.

Üye Cengiz Topaktaş: Yüksek Kurulumuz sonuçlar birden fazla aşamadan geçerek ortaya çıktıktan sonra seçimin iptali kararı ile seçmenlerin iradesini yok saymıştır. Sandık kurulunun oluşumunda bir hata varsa, bunun sorumluluğu seçmenlere yüklenemez.

Üye Kürşat Hamurcu: Seçmenin oyunu geçersiz kabul ederek iradesinin yok sayılması, anayasa, uluslararası sözleşmeler ve seçim mevzuatı ile güvence altına alınan en temel yurttaşlık haklarından seçme hakkının özüne müdahale anlamı taşır. Seçim hukukuna egemen olan serbest, genel oy, eşit, tek dereceli, gizli oy açık sayım ve döküm ilkelerinin hangisinin kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkanı tarafından ihlâl edildiği, hiçbir şekilde ortaya konulmamıştır. 

Üye Yunus Aykın: Seçmen özgür iradesiyle oyunu kullanmış, sayım, döküm ve tasnif işlemleri adaylar, müşahitler ve vatandaşların huzurunda şeffaf ve dürüst şekilde yapılmış ise, seçmene yüklenecek bir kusur olmamasına rağmen, seçme hakkının özünü ortadan kaldıracak şekilde, kullanılan oyların geçersiz sayılması hukuken mümkün değildir.

İlginç bir nokta: Çoğunluk görüşünde iptal gerekçelerinden biri olarak gösterilen “108 sandıkta sayım döküm cetvellerindeki eksiklik” için, iptal oyu kullanan 7 üye de “tek başına seçim sonucuna müessir değil” diyor!

Neticede 23 Haziran’da yine seçim olacak. Ama bu gerekçeler de unutulmayacak...