Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP’den seçmene yakın takip
Yurt:
Erdoğan İmamoğlu'na destek veren sanatçıları şikayet etti
Milli gazete:
'YSK usulsüzlüklerine devam ediyor'
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Şükran Soner, 25 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Seçmen, oyunun yok sayılmasına boyun mu eğecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Önce İmamoğlu’nun “16 milyon İstanbullunun iradesi nasıl gasp edildi?”sorgulaması ile başlayan, İstanbul’un israf düzenini değiştirme sözünü verdiği, 80 milyonu kucaklamayı hedef almış “her şey çok güzel olacak” sloganı ile başlattığı seçim kampanyasını, sokaklara da yansıyan sahneleri ile izledim.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Akşamı YSK’nin çok çok geciktirilmiş, önceden zorunlu tartışmalarda aslında içeriği didik didik edilmiş Saray dayatmalı kararının gerekçeleriyle yüzleştik. Önce çok sayfalı içerikte, algısının okus pokus yaptırılması çabalarıyla yüzleştik. Bir gün sonrasında dahi YSK’nin gerekçeli kararının, dünya hukuk tarihinde bile hukukun gasp edilmesinin ibret belgesi olarak, hukuk fakültelerinde öğrencilere derslerde gösterilecek içerikleriyle yüzleştik.. Seçimin yenilenmesine oy veren yargıçların gerekçelerinin baştan, Saray hukukçularının öntartışmalarda verdikleri ayrıntılı bilgilerle, zaten Saray’ın seçim yenileme başvurusundaki tezlerle uyumlu olacağını öğrenmiştik. Sürpriz YSK’nin karar gerekçelerinde hırsızlık, oy çalınması suçlamalarının karşılığı tek kanıtı unutun, seçim yenilemeye, seçmen oylarının yok sayılmasına haklılık kazandırabilecek, seçim sonuçlarını, İmamoğlu’nun kazandığı oyların sonucunu değiştirebilecek, tek bir gerekçenin dahi bulunamamasıydı.Karşı oylar ise, seçim hukukunun olmazlarının ayaklar altına alınmış olmasının sonuçları, kaygılarının sayılmasından öteydi. İhlallere ilişkin, gerekçelendirmelere basamak yapılmış suçlamaların, yalanların çökertilmesinin hukuksal dökümlerini de içlerinde barındıran veriler saklanamamıştı. Usulsüz sandıklarda CHP değil, AKP önde. Oy çalınmasının eseri YSK karar gerekçesinde gösterilememişti. Ne görüntü ne de örgütlü müdahalenin tek kanıtı vardı. Sandık kurullarından AKP habersiz değildi..
YSK’nin gerekçeli kararı sonrası seçmen oylarının yok sayılmasına toplumsal tepkilerde patlama niteliğinde etkinlikler yaşandı. Aynı saatlerde, hak, hukuk, demokrasi, oyların çalınmasına tepki niteliğinde İmamoğlu’nun yenilenecek seçimde desteklenmesi çağrıları, örgütlü çıkışları çoklukla çakışınca kişisel birine katıldım, diğerlerini haberlerde izlemeye çalıştım. Demokrasi için birlik çağrısını yapan siyasi parti, kültür örgütlenmeleri ağırlıklı, “Demokrasi seferberliğine çağrı.. İstanbul, halkınındır!” sloganlı ortak metinle, Tek adam rejimi YSK eliyle halkın iradesinin gasp edilmesi gerçeği karşısında, İmamoğlu’nun artık sadece CHP’nin, İstanbullunun değil, ülkenin, demokrasi güçlerinin adayı olarak destekleneceği duyuruluyordu.. Çok sayıda emek örgütünün, hukukçuların açıklamalarından çıkan ortak sonuçları ise, YSK’nin gerekçeli kararının, seçmenin oyunun, milli iradenin yok sayılmasının belgesi olduğunun altının çizilmesi olarak özetleyebiliyoruz.. ...***
Cevher İlhan, 25 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Gerekçeli”, çelişkilerle muallel!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“YSK’nin toplam 250 sayfalık “gerekçeli kararı”ndaki çelişkiler peşinen “karar”ı muallel hale getirilirken, bazı üyeler nezdinde “tâlimatlandırıldığı” intibâı kuruma olan güveni âdeta sıfırladı.
Bunların başında, “gerekçe”de “377 adet kısıtlı, 6 sandıkta ölülerin, 41 sandıkta tutuklu ve taksirli suçlardan hükümlülerin, 58 sandıkta ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin yerine ve 224 adet zihinsel engeli nedeniyle kısıtlı olan kişinin oy kullandığı tespitiyle toplam 706 olduğu oy kullanıldığının belirtilip bunun “seçimlerin sonucuna müessir olmayacağı”nın deklâre edilmesine rağmen “seçimleri iptali sebebi” sayılması geliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:
...***
Bu açıdan, “gerekçe”ye şerh koyan üyelerin, YSK’nin şimdiye kadar kökleşen teâmül, içtihad ve uygulamalara göre birden fazla aşamadan geçen, seçim hukukunun esasını teşkil eden, serbest, genel oy, eşit, tek dereceli, gizli oy açık sayım ve dökümü yapılan seçimlerin seçimin “iptali”yle “seçmen irâdesinin yok sayıldığı” görüşü bir defa daha teyid ediliyor.
Doğrusu, “gerekçeli karar”da “iptal” için ileri sürülen sebepler arasında sayılan “108 sandıkta sayım döküm cetvellerindeki eksikliğin”, “iptal” için oy kullanan 7 üyece “tek başına seçim sonucuna müessir olmadığı” açık görüşü “gerekçeleri” üretmede ne denli zorlandığını gösteriyor.
Bu açıdan öncelikle “muhalefet şerhi”nde, 16 Nisan 2017’de düzenlenen anayasa değişikliği referandumunda YSK’nın “mühürsüz oyların geçerli sayılması” kararına dair ifâdeler oldukça çarpıcı.
YSK’ca sandık kurullarınca mühürlenmeyen oy pusulalarının ve zarfların geçersiz olduğu kanunun açık hükmüne ve bu konudaki genelgesindeki düzenlemeye rağmen, daha seçim sonuçları ortaya çıkmadan, önüne bu konuyla ilgili somut bir dosya gelmeden, asıl olanın seçmen irâdesi ve oy kullanma hakkı olduğunu ve hakkın özünün korunması gerektiğini belirterek mühürsüz oy pusulalarının ve mühürsüz zarfların geçerli sayılması gerektiği kanaatiyle “mühürsüz oyları” “geçerli” saydığına dikkat çekilerek, “31 Mart seçimlerinde sonuçlar birden fazla aşamadan geçerek ortaya çıktıktan sonra, üstelik de kanuna uygun olmayan şekilde oluşturulan sandık kurullarının yaptığı işlemlerin yok sayılması gerektiğine dair kanuni bir düzenleme de bulunmamasına rağmen, oy sayım ve döküm işlemlerini yok sayarak, seçimin iptali ve yenilenmesi kararı ile seçmenlerin irâdesini yok saymıştır” değerlendirmesi tek başına “gerekçeli”deki tezâtlı çarpıklığı deşifre ediyor.
Keza, YSK’nin Mustafakemalpaşa İlçesindeki aynı mahiyetteki “kanunsuzluk hali” itirazına karşı, “sandık kurulu başkanının çalıştığı kurumun niteliği ile ilgili değerlendirmeye girmeden sandık kurullarının teşkiline ilişkin itirazın YSK’nin seçim takvimine göre 2 Mart 2019 tarihinde kesin olarak karara bağlanması nedeniyle tam kanunsuzluk iddiasına ilişkin talebin reddine karar verdiği”ne atıfta bulunularak, sandık başkanları seçimindeki usulsüzlük nedeniyle seçimlerin yenilenmediği kararı hatırlatılması bir diğer tenâkuzu açığa çıkarıyor.
Aslında “Kanunu gereği sandık kurulunda siyasi partili üyelerle birlikte görev yapan usulsüz atanmış sandık kurulu başkanının -mevzubahis- seçime ilişkin maddi hatalar giderilip geçersiz oyların tamamının yeniden sayılması karşısında tek başına seçimin neticesine tesir ettiğine ilişkin seçimin iptalini gerektirir tespit olmadığından, seçimin iptaline katılamadığı”nı belirten “iptal”e karşı oy kullanan YSK Başkanı’nın, “sandık kurullarının usulsüz oluşması tam kanunsuzluk halini oluşturmaz. Sandık kurullarının kuruluşuna ilişkin işlemlerin kesinleşmesinden sonra bu kuruluşa karşı yapılacak itirazlar seçimden sonra o seçimlerin iptali için tek başına bir itiraz sebebi olarak ileri sürülemez” ifâdesi “iptal”in ne denli hukukî ve kanunî dayanaktan yoksun olduğunu ele veriyor.
…***
Mehmet Faraç, 25 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İstanbul seçimlerinde asıl tehlike!!!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ankete, araştırmaya gerek yok, sonucu kestirmek için kahin olmak da gerekmiyor...Ortada "vicdan" sahibi herkesi yaralayan, kahreden, üzen ve Ekrem İmamoğlu'nun mağduriyete uğratıldığı konusunda hakim bir düşünce varken, 23 Haziran'ın sonucu baştan bellidir aslında...İşte tam böyle düşünürken son dönemdeki "kamuoyu araştırmaları"nı kim yapıyor, kim yaptırıyor ve aslında kime hizmet ediyor "anket" adı altındaki bu veriler?..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Herkesin tahmin ettiği "sonuç"lar ardı ardına paylaşıyor kamuoyuna; "AKP tabanında çözülme var, İmamoğlu yükselişte, CHP arayı açtı, muhalefet önde!.."
Son üç günde açıklanan "araştırma" sonuçlarına bakılırsa; "İmamoğlu, yüzde 2 ile 5 puan, ya da 180 ile 500 bin arasında oy farkıyla AKP adayı Binali Yıldırım'ın önünde..."
Farkında mısınız; daha düne kadar AKP'ye hizmet eden anket firmaları yukarıdaki sonuçları sözde "araştırma"larla piyasaya sürerken, acaba kamuoyunda sinsi bir algı yaratmaya mı çalışıyorlar?.. Benim endişem bu işte...
Çünkü son seçimlerdeki "araştırma" iddialarından hiçbirinin gerçekleşmemesi ve piyasaya sunulan çoğu sipariş sonuçların hedeften sapması anketlerle ilgili "kuşku"yu arttırırken, anket firmalarının kamuoyunda en çok itibar kaybeden, güven yitiren işkolu olması da cabası…
Son dönemdeki seçimlerde, "algı" yaratmaya yönelik yanıltıcı anketlerin nasıl da fiyaskoyla sonuçlandığını gösteren onlarca örnek sayılabilir...
Örneğin; 31 Mart öncesi neredeyse tüm anket firmalarının, "CHP adayı alacak" dediği Bursa Belediye Başkanlığı seçimlerini AKP kazandı...
Siyasi partiler, kendilerinin önde gösterildiği anketlerle kamuoyunda güç algısı yaratabileceklerini düşünseler de, diğer yandan, "nasılsa seçim kazanılacak, bir oydan birşey olmaz" şeklinde gaflete kapılan seçmen kitlesi oy vermekten kaçınabilir mi?..
Peki, 23 Haziran gibi çok "kritik" bir seçim öncesi giderek kızışan "anket" savaşları "gerçek"lerden çok, "algı" yaratmaya mı hizmet ediyor acaba?..