Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız: Irak ile askeri anlaşma yolda
Yeniçağ:
"AKP, operasyonu siyasette kullanabilir"
Milli gazete:
Binali Yıldırım'a verilen anket sonucunda CHP'li İmamoğlu önde
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Balbay, 28 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İsraf ekonomisi: İktidardan tasarruf olmaz!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere, AKP’nin kaybettiği belediyelerdeki bütçe dökümü, ekonomimizin neden dara düştüğünü ortaya koyuyor. Bunu Saray’ın bütçesiyle birleştirince, yorum da gerekmiyor!İstanbul’da toplumun kutsal saydığı değerler üzerinden örgütlenen vakıfların, belediyelerden aldığı para 800 milyon lirayı geçiyor. 31 Mart’tan önceki yönetimin buna getirdiği tek açıklama şu oldu:“Bu vakıflara nakdi olarak verilen bir şey yok!””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu durumda şu soru ortaya çıkıyor:-Peki ne olarak veriliyor? Zira işin bu yanı da ayrıca açıklanmaya muhtaç; İstanbul’un çok değerli gayrimenkullerini kimler kullanıyor?İddia düzeyini aşıp, kesin rakam verilerek yapılan değerlendirmelere göre; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde kayıtlı 6 bin lüks aracın izine rastlanamadı, 30 bin de bankamatik memuru var. Buna karşılık sıfır masraflı, halk diliyle her gün para basan İSPARK’ın cirosu 351 milyon, kârı 1 milyon! Bir de atıl duran dev yatırımlar var; örneğin Formula-1 pisti otopark olarak kullanılıyor! Ankara’da da benzer tablo söz konusu. Yıllardır Ankara’daki ağaçlandırmada ithalatın tercih edilmesi hep tartışılır, rakamlar da tam olarak bildirilmez. Mansur Yavaş’ın koltuğa oturmasıyla birlikte, rakamlar da gün ışığına çıkıyor. Örneğin en çok 2 liraya alınacak bir çalı bitkisinin faturası 13 lira!Kırşehir’den Ardahan’a, Devrek’ten İpsala’ya Türkiye’nin pek çok yerinde ciddi bir israfın ve borçlanmanın olduğu ortaya çıktı. Bütün bunlara mantıklı bir açıklama beklemek hakkımız.
Cumhurbaşkanlığı’nın örtülü ödenek harcamalarına bakınca insanın aklına Anadolu’da sık kullanılan şu söz geliyor: En tepedeki dökerse, aşağıdakiler saçar! Görünen o ki, iyi saçıp savurmuşlar... Sadece örtülü ödenek tablosu bile israf ekonomisinin görünmeyen yüzünü ortaya koymaya yetiyor. 2002’den bu yana iktidarın kullandığı örtülü ödeneğin toplamı 15 milyar lirayı buluyor. İlk yıllarda birkaç yüz milyonla başladılar, giderek milyara ulaştılar. Bir karşılaştırma olarak verelim; AKP’den önce ülkeyi yöneten 4 hükümetin 14 yıllık örtülü ödenek harcaması toplam 200 milyon liraydı. Bunun da yaklaşık yarısı Öcalan’ın Türkiye’ye getiriliş sürecinde harcandı. Bugün ise örtülü ödenekten günde 8 milyon lira harcanıyor. Açık yapılan harcamalar bu kadar tartışmalı iken örtülünün yorumunu okura bırakalım... “İtibardan tasarruf olmaz” denilerek yapılan harcamalar artarken, emeklilere maaş bağlama oranlarını sürekli düşürmek, emeklilikte yaşa takılanları takmamak, Türkiye’ye ne kadar itibar sağlar?
Yerelden genele iktidarın icraatına şu ad verilebilir: İsraf ekonomisi... İsrafın ekonomisi mi olur demeyin. Olur. İsraf, etrafında bundan beslenenleri yaratır. O israfın yapılmasını sağlayan bir oligarşik yapı oluşur. İsraftan besleneler elbet bu düzenin değişmesini istemezler. Yukarıdan aşağıya her kat kendi çapı ölçüsünde israf ekonomisine katılır. Bu sistemde halk sürekli fakirleşirken onlara verilecek bedava bir mal “çok kıymetli” ve “vazgeçilmez” olur. Bedava sirke baldan tatlıdır, örneği.
…***
Arslan Bulut, 28 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Seçmenle tövbe pazarlığı yapılırsa!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“"Tayyip Bey, iftara kimleri davet etmeli?" başlıklı bir yazı yazdım, düz mantıkla düşünenlerden epey tepki geldi. Bir kısmı da bizim saflığımızdan dem vuruyor! Oysa biz olan biteni eleştirirken olması gerekeni gösterdik. Olması gereken, Cumhurbaşkanı'nın vatandaşlar arasında ayırım yapmaması değil midir?AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş ise Üsküdar'da bir sahur programında "küskün seçmen"e seslenerek "Önce 23 Haziran'ı geçelim, ondan sonra gerekirse siyasi bakımdan tövbe istiğfar ederek yanlışlarımızdan kurtulacağız. Ama kızgınlıkla, küskünlükle, kusura bakmayın hiç kimsenin de CHP'nin adayını oraya getirip oturtturmak gibi bir lüksü olamaz" dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Sahur saatinde insan, kendi bilinçaltını baskılayamıyor galiba! Bilinçaltında ne varsa ortaya döküyor… Ne var Numan Kurtulmuş'un bilinçaltında?
"Harun gibi gelip Karun'laşmayacağıma, Musa gibi gelip Firavunlaşmayacağıma namusum üzerine söz veriyorum" tutumu vardır.
Durum böyleyken, Kurtulmuş sandığa gitmeyenlerin hepsinin AKP seçmeni olduğuna dair bir kabulle konuşuyor. Bu konuda hiçbir dayanak yok… Her neyse, burada garip ve üzücü olan, seçmenle tövbe pazarlığı yapmaktır.
Türkiye, ekonomik, kültürel ve askeri bir çöküşe maruz bırakılmıştır. Öyle ki yeni nesiller, durumu fark etmesin diye ders kitapları bile değiştirildi. Bugün hukuk devletinden bahseden Tuncay Özilhan, 2003 yılında TÜSİAD Başkanı iken "yeni bir tarih"e dayalı "yeni bir toplum" meydana getirmek ders kitabı yazdırma operasyonu yapıyordu!
Özilhan, TÜSİAD`ın "ortaöğretim kaynak kitapları" dizisinde yer alan "Coğrafya 2001", "Felsefe 2002" ve "Tarih 2002" kitaplarını tanıtmış ve "Özlemimiz, nüfusumuzun yarısını teşkil eden, seçimlerde oy hakkına sahip, Türk gençliğinin, yetişme döneminde, çağdaş dünyanın gerçeklerini doğru kavramasını sağlamaktır" demişti.
…***
Akif Beki, 28 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, “AKP’nin nal ve mıhla imtihanı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Nal, Binali Yıldırım’ın şu cümlesi ise: “Oyların tümünün yeniden sayılmasına CHP imkan verseydi, 23 Haziran’da İstanbulluları zahmete sokup tekrar sandığa götürmeyecektik...” Mıh da şudur: AK Parti’nin talebine rağmen oyların tamamını yeniden saydırmamakla suçlanıyor CHP. Buna itiraz ettiği için seçimlerin yenilenmesinden sorumlu tutuluyor, YSK’ya istediğini yaptırabiliyormuş, buna gücü yetiyormuş gibi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:
…***
YSK’nın, muhalefetin sözünden çıkmadığı, bir dediğini iki etmediği, ne derse yaptığı varsayımına dayananlar söylediklerine kendileri inanıyorsa, seçimlerin yenilenme kararını nasıl açıklıyorlar? Onu da AK Parti istemiş, CHP şiddetle karşı çıkmıştı. Madem CHP’yi ikiletmiyordu YSK, oyları baştan saydırmazken dinledi de iptal ederken neden dinlemedi, onun yerine iktidara kulak astı? ‘Aynı şekilde bastırsaydı, CHP’ye rağmen iptal kararı aldırdığı gibi, haydi haydi oyları yeniden saydırma kararı da aldırabilirdi demek ki iktidar’ sonucu çıkmaz mı?
Fakat hayır, ya nal diyor da mıh demiyor, dememekte diretiyor iktidar propagandacıları. Ya da nalına da mıhına da vurmakta bir sakınca görmüyorlar.
Onun son örneğini de Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş verdi. Hem ‘kanuna aykırı şekilde oluşturulan sandık kurullarına itibar edemeyecekleri’ni söylüyor. Hem de ‘kızmış, küsmüş, rahatsız olan seçmenleri için telafi imkanının ortaya çıktığını, sandığa gitmeyen seçmenlerinin çoktan pişman olduğunu öne sürüyor, sürebiliyor.
Destekleyici detayları iktidar medyasından takip edebilirsiniz. Yapılan parti içi değerlendirmelerde, 24 Haziran seçimlerinde oy kullanıp da 31 Mart’ta sandığa gitmeyen, gidip başka partiye oy kullanan ya da bilerek geçersiz oy atan ‘tepkili’ AK Partili sayısı 450 bin civarındaymış. İstanbul’da tabii. Şimdi o gidenleri geri getirme stratejileri üzerinde çalışıyorlarmış...
Sorun, ‘oylar çalındı, sandıkta hırsızlık yapıldı’ yaygaralarıyla küskün ve kızgın seçmen tespitlerinin aynı sayfalarda, yan yana veya altlı üstlü sunulabilmesi.
Sorun, bırakın Ömer Çelik’i, Numan Kurtulmuş gibi analitik düşünebilen bir siyasetçinin bile bu ikisini aynı konuşmada art arda telaffuz edebilmesi.
Birbirini tamamlamıyor oysa, yalanlıyor bunlar. İkisi aynı anda gerçek, ikisi birden doğru olabilir mi?
Ya oylar çalındığı için kaybetmişsinizdir ya da sonradan pişmanlık duyan nankör seçmen yüzünden.
İktidarın hesabı; hatalarını düzeltme ve nankörlüklerini telafi şansı verilen memnuniyetsizleri geri kazanarak seçimi almaksa, çalınan oy da sandık hırsızlığı da yoktur. ‘Yitik seçmen’ söylemi, bunun yetkili ağızdan itirafıdır.
Olmuyor yani, havada kalıyor, yerine oturmuyor. Oturtmak için daha iyi ders çalışması, propaganda ezberlerini gözden geçirmesi gerek iktidar adına konuşanların. Yitik seçmenlerini yitirme sebepleri üzerine bir daha düşünmeleri, en isabetli başlangıç noktası olabilir.