Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: HSK’den sürgün kararnamesi
Karar:
Trump, Erdoğan'ın S-400 teklifini kabul etti iddiası
Cumhuriyet:
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan, 'mahkumlara af' yanıtı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Abdülkadir Özkan, 31 Mayıs tarihli Milli gazetede, “Stratejik ortak ama aralarına almazlar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“ABD ve AB ile ilişkilerimizin her tarif edilişinde karşılıklı olarak ’stratejik ortak’ olduğumuz vurgulanır. Ama bu tarifin içi hiçbir zaman doldurulmaz, ne anlama geldiği belirlenmez. Olay sadece sanki dostmuş gibi bir algı oluşturmaktan ibaret kalır. Bu gerçeği görmek için her yıl yayınlanan Türkiye ile ilgili raporda yer alan hususları okumak yeterli olacaktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Avrupa Birliği Komisyonu’nun bu yılki Türkiye Raporu’nda bir yığın eleştiri sıralandıktan sonra satır arasında Türkiye’nin “stratejik bir ortak” olduğu belirtilmiş. Belli ki, AB’de de bu ifade sadece sırt sıvazlanmak için kullanılıyor. Gerçekten, AB için Türkiye stratejik ortak olarak görülüyor olsaydı bunca yıldır kapıda bekletilmiş olmasına rağmen hâlâ yayınlanan raporda, müzakere sürecinin durma noktasına geldiğine dair 2018 AB kararına atıf yapılarak insan haklarının tümünde gerileme olduğu belirtilerek, “Yeni fasılların açılması ya da açılmış olanların kapanmasının söz konusu olmadığı” ileri sürülebilir miydi?
Bu vesile ile ABD ve AB ile ilişkilerimizin benzer bir görüntü verdiğini vurgulamak isterim. Çünkü her fırsatta ABD’nin stratejik müttefikimiz olduğunu tekrarlarken, ekonomik ve askeri pek çok hususta aleyhimize adımlar atan ABD ile benzer bir çizgiyi izleyen AB’ye karşı yeni bir strateji belirlemek gerekiyor. Bu yapılmadığı sürece tepkimizin sert ya da yumuşak olması muhataplarımız üzerinde istediğimiz etkiyi oluşturmuyor. Öyle olmasaydı istediğimiz füze sistemlerini satmayan ABD, Rusya’dan S-400 füze sistemlerini almak için anlaşma yapmamız karşısında zıplayıp durur muydu? Hemen belirteyim ki, derdim çatışma kışkırtıcılığı değil. Dış politikada sorunların genellikle diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini biliyorum ama söz gelimi AB ile 60 yıldır hep aynı durumu yaşıyor olmamız yeni bir strateji tespit etmemiz gerektiğini göstermez mi? Aynı durum ABD için de geçerli. Onlar hep ev ödevi veren öğretmen pozisyonundalar. Bunun için de verdikleri ödevin sonucunu takip ediyorlar. Hâlbuki her bağımsız ülke ilişkilerini belirlemekte özgürdür. Öyle olması gerekir. Bağımsız davranmaya yetmiyorsa, bunun için güçlü olmak gerekiyor, yolu da millet olarak birlik olup güçlü ülkelerin arasına girmekten geçiyor. Günümüzde sert açıklamalar değil, güçlü olmak geçerli.
...***
Esfender Korkmaz, 31 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dış borçlarda risk nedir?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“GSYH 'da küçülme'nin tahribatı yavaş olur ve fakat işsizlik gibi, yoksulluk gibi sosyal sorunları ağır olur. Uzamasının maliyeti artmakla birlikte 'küçülme'den çıkış için istikrar programı yapmaya zaman vardır. Banka iflasları, dış borç temerrütleri gibi olaylar ise ekonomiyi bir günde krize sokar.Bizim önümüzdeki en büyük risk dış borçlarda temerrüt riskidir. Önce bu riskin ne durumda olduğunu tespit etmeliyiz. Eğer yüksekse, her şeyden önce dış borç sorunu için acil önlem almamız gerekir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bugün dış borçların çevrilmesinde dünya daha esnek davranıyor. Söz gelimi Yunanistan gibi göz göre göre büyük hatalar yapan ülkeler dışında kolay kolay borç iflası yaşanmıyor.
1 - Dış borç stokunu hazine açıklıyor. Altı ay öncesini biliyoruz ancak . MB dış borçları daha güncel açıklıyor. Borcunu harcını iyi takip etmeyen ülkelerin doğal olarak borç riski yüksek olur. Bunun için öncelikle Türkiye de hazine dışında tamamıyla borçlara bakacak bir borç idaresi oluşturmak gerekir.
2 - Dış borç stokunun GSYH'a oranı yüzde 57'dir ve yüksek değildir. Bizim sorunumuz dövize talebin yüksek olmasıdır. Bunun nedeni;
Üretimin ithal ara malına bağımlı olmasıdır. Bu nedenle, ithalat için dövize ihtiyaç var. Bu aynı zamanda cari açığında kapatılması demektir. Türkiye'nin CDS oranı yüksek olduğu için dış borcu daha pahalı buluyor. ithalatın finansman maliyeti artıyor ve ithalat zora giriyor. TL'nin yüzde 30 dolayında düşük değerde olması da ithalatın daha pahalı gelmesine yol açıyor. İthalat daralıyor ve fakat üretimde içerde ithalata ikame aramalı üretilmediği için GSYH'da küçülme yaşıyoruz.
Dış borçların ödenmesi için önce içerde gelir artışı yaratmalıyız. Sonra bu geliri dövize çevirmeliyiz. Tersine küçülme nedeniyle yani fert başına gelir düşüyor.
Özetle; Üretim ithalata bağımlı olunca, cari açık ortaya çıkıyor. Türkiye döviz kazanmıyor, döviz kaybediyor. Dış borçları çevirme riski artıyor.
3 - Dünya Türk ekonomisini kırılgan ve sorunlu görüyor. Bu nedenle Türkiye'nin 5 yıllık tahvillerinin iflas risk sigorta primi baz puanı 519.33'e yükseldi. Venezuela gibi iflas eden ülkeleri katmazsak dünyanın en yüksek risk primidir. Bu nedenle Türkiye daha pahalı dış borç bulabiliyor.
Risk priminin bu kadar yükselmesini, ekonomik istikrar sorunu yanında dış borç göstergeleri de etkiliyor.Merkez Bankası rezervleri yetersizdir. Bir yıl içinde ödenecek dış borçların toplamı, brüt rezervlerin iki katıdır. Reel sektörün döviz pozisyon açığı yüksek, 197 milyar dolardır. Cari açık azalmakla birlikte devam ediyor.Bu risklere karşı yerleşiklerin 181 milyar dolar döviz mevduat hesapları var. Bu hesaplar dış borç riskini azaltıyor.Dış borç riskini kesin çözmenin yolu İMF' ile stand-by düzenlemesi yapmaktır.
...***
Taha Akyol, 31 Mayıs tarihli Karar gazetesinde, “Yargı reformu ne var ne yok?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan “Yargı Reformu Strateji Belgesi”olumlu hükümler içeriyor fakat yargı bağımsızlığı konusunda maalesef çok yetersiz. Olumlu hedefler dediğim, ihtisas hakim ve savcılığı kurulması, avukatların belgeye ulaşmasındaki engellerin kaldırılması, hukuk fakültelerinin 5 yıla çıkarılması, yargıda teknoloji kullanımının yaygınlaştırılması, mülakat sınavlarında sadece Adalet Bakanlığı görevlilerinin değil, HSK ve yüksek yargı temsilcilerinin bulunması, hakim ve savcı yardımcılığı kurumunun getirilmesi vb…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
...***
Gözaltı süreleri ve tutuklulukla ilgili iyileştirme vaadleri inşallah gerçekleşir.
Pakette yargı bağımsızlığı konusunda tek düzenleme hakimlere “coğrafi teminat”, yani alt derecede bir yere atanmama güvencesi getirilecek olmasıdır. Olumlu ama yetersiz…
Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında “AB, AB Konseyi, Venedik Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” kriterlerine referans yapması çok önemlidir.
Bu kurumların raporlarında Türkiye’de yargı bağımsızlığıyla ilgili ağır sorunlar olduğu belirtiliyor.
Mesela iktidarın sözcülerinin ardından mahkemeler AYM kararlarına uymayacaklarını söyleyebildiler Türkiye’de!
AB İlerleme Raporlarında yargı bağımsızlığında Türkiye’nin nasıl “geriye gittiği”anlatılıyor.
Cumhurbaşkanı’nın referans yaptığı uluslararası hukuk kurumlardan Venedik Komisyonu özellikle önemlidir. Bu komisyon AİHM’de içtihada dönüşen evrensel hukuki tezler geliştirmektedir. Venedik Komisyonu Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde bütün üyeleri siyasi irade tarafından atanan HSK ile Türkiye’de “zaten yetersiz olan yargı bağımsızlığını daha da zayıflayacağını” rapor etmişti. (No. 875/207, Paragraf: 129)
YSK’nin yapısı içeride ve dışarıda çok eleştirilmekte, yargıya güven sürekli azalmaktadır. Ekonomik raporlarda da aynı eleştiriler yer almaktadır.
Açıklanan “strateji”de YSK konusunda bir reform işareti yok. Ama yargı bağımsızlığı konusunda bir adım atılması zorunlu görülmüş olmalı ki bu “coğrafi teminat”a yer verilmiş.
Bylock konusunda ilk doğru değerlendirmeleri yapan Gaziantep ve Antalya Ağır Ceza hâkimleri niye değiştirildi? İlk doğru diyorum çünkü Yargıtay’ın sonraki Bylock içtihadı bu hakimlerin kararını doğrulamıştır.
Soma faciasına bakan hâkimler niye değiştirildi?
Kılıçdaroğlu’nın ‘Man adası iddiası’na karşı açılan tazminat davalarına bakan mahkemelerde 5 hakim niye değiştirildi?!
Örnekler çoktur…
Görülüyor ki, coğrafi teminat şarttır ama yargı bağımsızlığı için hiçbir şekilde yetmez.