Haziran 03, 2019 09:11 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yenişafak: AKP teşkilatı bayram boyuna sahada olacak

Karar:

Kur ve petroldeki sert düşüş akaryakıta yaradı

Yeniçağ:

Ahmet Davutoğlu yeni partinin sinyalini verdi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay, 2 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Ortasından reform geçen yargı..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" İktidar ne zaman “büyük bir reform yapıyorum” dese, akla ilk şu geliyor: Acaba nereleri bozacaklar? Yargı reformları on yıldır aynı şekilde seyrediyor; her seferinde yargıyı biraz daha erozyona uğratarak... 2009’da yapılan ilk yargı reformuyla, hukukun her tarafına müdahale edebileceklerini gördüler. 2010’da bu hızla yargıyı, FETÖ-15 Temmuz sürecine giden yola soktular. 2010’daki anayasa değişikliklerini de içine alan reform, yargının her tarafında örgütlenmiş olan FETÖ’nün yargıyı yönetme gücü elde etmesini sağladı. Pensilvanya’dan dile getirilen, “Keşke ölüler de mezarından kalkıp oy kullansa” temennisi bir bakıma talimat oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP, yargının elden gittiğini 2011’de anladı! Toparlamak için 2015’te bir “reform” daha yapsa da kâr etmedi. 2017’de anayasa değişikliklerini, TBMM’nin işlevinin törensel hale getirilmesini, rejimin altüst edilmesini içeren dördüncü “reform” geldi. Mühürsüz oylarla kabul edilen değişiklikle Hâkimler Savcılar Kurulu (HSK) tümüyle Saray’ın tercihlerine bırakıldı. Üç ayrı kurum üye belirliyor gibi, ama tümünün merkezi aynı. Özetlemek gerekirse; kurulun üçte birini Recep, üçte birini Tayyip, üçte birini Erdoğan belirliyor.

Geldik beşinciye... Bu hafta ortasında Saray’da açıklandı. 23 Haziran’da yenilenecek İstanbul seçiminden önce acaba ciddi bir açılım mı, diye baktık. “Strateji belgesi” diye açıklanan reformda her şey var, ama somut bir şey yok. Klasik söylemdir; en iyi yasa bile kötü bir uygulayıcının elinde olumsuz sonuçlar doğurur, kötü bir yasa iyi bir uygulayıcının elinde hukukun işlemesini sağlar. 5. reformda; tutukluluğun zorlaşacağı söyleniyor. Tutuksuz yargılamanın esas olacağı vurgulanıyor. Yasalar zaten böyle. Uygulayıcılar, tercihlerini özgürlükten yana kullansa başka bir Türkiye olur. Reformun açıklanma sürecinde yaşananlara bakınca insan acı acı gülümsemeden edemiyor. Reformda, avukatların özlük haklarında iyileştirmeden söz edilirken, bir hâkim avukatın etek boyunu zabıtlara geçiriyordu... Reformda, ifade özgürlüğünün genişleteceği, kimsenin düşünceleri nedeniyle soruşturmaya uğramayacağı belirtilirken, Sedef Kabaş meşhur Cumhurbaşkanına hakaret davalarından birinde hüküm giyiyordu... Reformda, yargı sistemimizin tam bağımsız olduğu dile getirilirken, FETÖ’den hüküm giymiş Türk asıllı Amerikan vatandaşı Serkan Gölge tahliye ediliyordu. Olayın özünü de ABD Başkanı Trump duyuruyordu: “Erdoğan’la telefonla konuştum. Serkan Gölge rehin ya da tutuklu değil... Şimdi evinde, yakında ABD’de olacak...” Hem olmuşu öğreniyoruz hem olacağı... Artık özgürlükler için Anayasa Mahkemesi’nden, Yargıtay’dan daha ileri bir kurum daha var: Trumptay! 

...***

Esfender Kokmaz, 2 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, " GSYH küçülme, işsizlik ve yoksulluk demektir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomide 2018 Yılının son çeyreğinde yüzde 3 olan küçülme, 2019 ilk çeyreğinde de devam etti. Büyüme oranı eksi 2.6 oldu. Bir ekonomide gelir artışı, fert başına büyüme ile ölçülür. Türkiye de ortalama nüfus artış hızı yüzde 1.2'dir. Bu durumda fert başına GSYH, ilk çeyrekte yüzde 3.12 oranına küçülmüş oluyor.Tarım sektörü ekonomide daha da fazla küçülmeyi engelledi, zira  tarım sektörü ilk çeyrekte yüzde 2.6 büyüdü.Büyüme oranları tahmin yoluyla oluyor. Ancak TÜİK Büyüme tahmini verilerinin bir bölümünü doğrudan derlemekte, bir bölümünü de devlet kayıtlarından, söz gelimi vergi beyanları gibi, çıkarmaktadır. Tarım sektörü için kayıtlı veri sınırlıdır. Bunun için tarımda büyüme daha sık revize edilir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İlk çeyrekte İnşaat sektörü yüzde 10.9 oranında küçüldü. Kriz boyutunda oldu. İnşaat sektörü sürükleyici sektördür. Diğer sektörlerden girdi kullanır. İstihdam yaratır. İşsizliğin artmasında  inşaat sektöründeki küçülmenin etkisi yüksek oldu.

Sanayi sektörü de GSYH'daki küçülmeden daha fazla küçüldü. Sanayi sektörünün küçülmesinde, aramalı ve hammadde ithalatının daralması etkili oldu.

İlk çeyrekte özel tüketim harcamaları 4.7 oranında daraldı. Bu daralma da GSYH küçülmesinde etkili oldu. Özel tüketim harcamalarının toplam tüketim harcamaları içindeki payı yüksektir… İlk çeyrekte yüzde 58.4 oldu. Devletin nihai tüketim harcamalarının payı yüzde 16.5 ve yatırımların payı yüzde 28 oranında oldu.  Devletin tüketim harcamalarında büyüme  oranı  2018 yılında 3.4 iken 2019 yılında 7.2 oldu ve GSYH'da daha fazla küçülmeyi engelledi.

Yatırımlarda da en fazla makine ve teçhizat yatırımı, yüzde 25.8 oranında küçüldü. Makine ve teçhizat yatırımları istikrarlı büyüme sağlar. Bu kadar daralması, sonraki çeyreklerde de büyüme potansiyelini olumsuz etkileyecektir.

Ekonomik güven endekslerindeki aşırı düşme, üreticinin de tüketicinin de güven kaybını gösteriyor. Bu kayıpta yatırımların düşmesine ve eksi büyümeye neden oluyor.

Toplam yatırımlarda yüzde 13 düşüşe ve makine ve techizat yatırımlarında yüzde 25.8 oranında şok düşüşe, yaşanan kur şoku ile hukukun üstünlüğü ve demokratik altyapının geri düşmesi etkili oldu.

Sonuç; GSYH' da küçülme , işsizlik ve yoksulluğu artırmıştır. Bu sonuçları 'hepimiz Çin'den yanayız' diyen iş adamlarına, 'cari açık sürdürülebilir' diyen akademisyenlere ithaf ediyorum.

...***

Faruk Çakır, 2 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, " Paket var, peki adalet var mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hukuk sisteminin iyi işlemediğini hukukçular da, idareciler de, mahkemeye işi düşenler de ifade ediyor.Bu sıkıntıları aşmak için ara sıra ‘paket’ler de açıklanıyor. Bunlardan biri de “Yargı Reformu Stratejisi” adıyla Perşembe günü (30 Mayıs 2019) açıklandı.Hemen şunu ifade edelim ki, iyi yönde atılan ve atılacak her adım desteklenmelidir. Bu ‘paket’in de yargı sistemindeki dertlere çare olmasını arzu ederiz. Fakat uzmanların beyanına bakıldığında derde çare olamayacağı anlaşılıyor. Çünkü asıl mesele kanun maddeleri ve ‘paket’lerden değil, uygulamadan kaynaklanıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yeni bir ‘hukuk paketi’ açıklandığına göre yaşanan sıkıntıların Türkiye’yi idare edenler tarafından da kabul edildiği ortaya çıkıyor. Adalet sistemi doğru işlemiş olsa her halde böyle paketlere ihtiyaç kalmazdı.

Hukukçular, yaptıkları değerlendirmede esasında uygulamadaki sıkıntılara dikkat çekiyorlar. Avukat Ergin Cinmen, şöyle demiş: “Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını televizyondan dinledim. Sanki başka bir ülkeden birisi konuşuyormuş gibi geldi. Türkiye’deki baskının haddi hesabı yoktur. Tek tek olaylarla açıklanabilir. Öncelikle siyasî iradenin yargıdan elini çekmesi lâzım. Uygulamadan ve siyasî iktidarın tutumundan kaynaklanan sorunlar var. (...) Bu siyasî iradenin özgürlükler yönünde atması pek mümkün değil.”

Tabiî ki açıklanan “Yargı Reformu Stratejisi” paketiyle ilgili çok sayıda yorum ve değerlendirme var. Başka bir yorumda şöyle denilmiş: “Hukukun evrensel ilkeleri uygulanırsa paket açıklamaya gerek de kalmaz. Ülkemizde yargının temel problemi hukukun uygulanmamasıdır. Maalesef hangi devirde kim muktedirse talepleri bir anda hukukun vazgeçilmezi olmaktadır. Yargı camiasının uyum hızı şaşırtıcıdır. Hem yargı mensupları hem de iktidar sahipleri veya iktidar yakınları bir tek soru sormalıdır: Ben bu hukuk düzeninde yargılanmak ister miyim? Ne de olsa iktidarlar daimî değildir, geçicidir. Değiştiğinde size uygulanmasını istemediğinizi bugün uygulamayın. İşte reform!” İyi yönde atılacak her türlü adımı alkışlamak gerekir. Ancak Türkiye’nin adalet sisteminde yaşadığı asıl sıkıntı ‘iyi kanun, kötü kanun’ meselesi değildir. Var olan kanunların adil bir şekilde uygulanmaması sıkıntısı yaşanıyor. Adalet sisteminin sağlıklı işlemesi ülkemizin en önemli meselelerinden biridir.Şu sorunun cevabı sıkıntıları aşmamıza yardımcı olur: “Ben bu hukuk düzeninde yargılanmak ister miyim?”Haydi, Türkiye’yi idare edenler bu soruya cevap versin...