Haziran 09, 2019 08:34 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yenişafak: Öncelik F-35 değil S-400

Aydınlık:

F-35 vermemeleri, Türkiye'nin çıkarına

Karar:

Türkiye'siz F-35 masası

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Remzi Özdemir, 8 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Varlık şirketlerinin terör mağdurları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bankaların takipteki alacaklarını yüzde 2 fiyatına sattıkları varlık şirketlerinin vatandaşları nasıl mağdur ettiğini yazmıştım. Yüzlerce elektronik posta aldım.Olayın boyutu görünenden çok daha büyük. Tam bir sosyal facia haline dönüşmüş durumda. Eski bir savaş pilotu okuyucumun mağduriyeti yok artık denilecek boyutta. 40 bin liralık borç için evine konulan haciz ve haksız yere alınmak istenen bu rakamdan kurtulmak için harcanan 200 bin lira.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yine işsiz kalması nedeniyle bankadan alınan 10 bin liralık krediyi 48 bin lira olarak tahsil etmek istenirken psikolojik tacize uğrayan Kastamonulu bir vatandaş.

Gece gündüz demeden sadece borçlu değil, adeta yedi sülalesi taciz edilen insanlar. Hepsi varlık şirketlerinin yarattığı terör.  Yüzde 2 ile al, yüzde 400 fazlasını iste. Bazı varlık şirketlerinin tahsilat yöntemleri mafya usulü. Sosyal medya ve internet bu konuda şikayetlerle dolu: "2004 yılında bankadan aldığım kredi kartı borcumu ödeyemedim, dolayısıyla icralık oldum dosya …varlık şirketine devrolmuş maaşıma haciz geldi. 3 bin 600 TL borcum 40 bin TL olmuş. Şu ana kadar kesilen miktar 17 bin TL dosyayı tekrar yenileyip borcu 60 bin TL'ye çıkarmışlar."

Bu vatandaşın yaşadığı gibi binlerce olay var. Hepsi hukuksuz ve keyfi tahsilatlar. Varlık şirketi ile borcun ödenmesi konusunda anlaşıyorsunuz. 2 yıl ödeme yapıyorsunuz birkaç gün geciktiğinizde borcunuzu tekrar katlıyorlar. 20 bin liralık borç 80 bin lira olur mu?Bunu hangi hukuk ve vicdan kabul eder? Adında adalet olan bir parti tarafından yönetilen ülkede yaşanan adaletsizliğe bakar mısınız?

"13 bin liralık kart borcumu ödeyemedim. İşsiz kaldım tazminatımı alamadım. Aslında kart borcum 8 bin liraydı. Kalanı gecikme ve faiz borcu. Bir gün kız kardeşimin eşi aradı ve icradan kendisini aradıklarını ve benim borcum için onun maaşına haciz konulacağını söylediklerini bildirdi. Adam korkudan panik olmuş.13 bin lira için benden 51 bin lira istediler. 1 hafta içinde ödeme yaparsam borcu 35 bin liraya düşüreceklerini söylediler. İyi de zaten ödeyebilseydim 13 bin lirayı öder kapatırdım. Tefeciden borç alsaydım bu kadar olmazdı."

Sorun şu: Denetimsizlik ve yasal düzenleme olmadan varlık şirketlerinin çalışmasına izin vermek. Bu konuda kesinlikle BDDK'nın bir düzenleme yapması lazım.

Adalet Bakanlığı'nın vatandaşı tehdit eden yedi göbekten akrabalarını arayıp psikolojik taciz yapan hukuk büroları ile ilgili yasal işlem yapması lazım.

…***

Mehmet Kara, 8 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “AKP’de neler oluyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP içinden iki parti çıkacağı konuşulurken, bunlardan birisinin ete kemiğe bürünmeye başlandığı, diğerinin de seçim sonucunu beklediği görülüyor. Eski başbakanlardan, AKP’nin en fazla oy alan genel başkanı olan Ahmet Davutoğlu Diyarbakır’dan sahneye çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Davutoğlu’nun Diyarbakır’da olduğu gün Cumhurbaşkanı’ndan gelen hamle parti kuruluşunu durdurur mu bilemiyoruz. Ama Erdoğan’ın bundan rahatsız olduğu yaptığı ataklarla ortaya çıktı. Eski bakanlardan ama şu anda kenarda bekleyen Abdulkadir Aksu, Sadık Yakut, Faruk Çelik, Mevlüt Uysal gibi “bankacılık tecrübesi ve geçmişi olmayan” insanların atanmasının AKP içinden çıkacak yeni partilere gidecek “küskünlerin önünü kesmek” adına yapıldığı yorumlarına neden oldu. 

Bir de 4 yıldır hiçbir görev verilmeyen ve partiden ihraç edileceği dahi konuşulan Meclis eski Başkanı Bülent Arınç’ın yeni kurulan Cumhurbaşkanlığı istişare kuruluna üye yapılması, bu yorumları destekler mahiyette… Geriye kalan Hüseyin Çelik, Sadullah Ergin gibi isimlere de önümüzdeki dönemde bir kurul ya da bir yetkili yer için teklif götürülmesi beklenirken, bu isimlerin kabul edip etmeyeceği bilinmiyor. Görüntüye bakınca da bu kulisin doğruluğu anlaşılabilir.

Şimdi kulislerde konuşulan ise yeni parti için meydanlara inen Ahmet Davutoğlu’na da istişare kurulu üyeliği ya da Cumhurbaşkanı Yardımcılığı görevi teklifinin götürülüp götürülmeyeceği… Davutoğlu bu safhadan sonra bunu kabul eder mi, onu bilemeyiz ama karşı atakların devam edeceği görülüyor.

Seçimler hele bir geçsin… 24 Haziran’dan sonra siyasi hava maddî hava gibi ısınacağa benziyor. Hararetli hava bizi bekliyor. Bakalım AKP içinden parti ya da partiler çıkacak mı, yoksa Erdoğan ve çevresi bunları püskürtebilecek mi?  Hele ki, 31 Mart’ta birçok Büyükşehir belediyesini kaybeden AKP’nin İstanbul Belediyesini de kaybetmesi partileşmeyi hızlandıracaktır. Gelişmeler de bunu gösteriyor… Seçime iki hafta gibi bir süre varken, Türkiye gerçek gündemine dönemiyor. Seçim kampanyaları sürerken, yaşanan büyük ekonomik kriz, hayat pahalılığı, işsizlik, zamlar ya konuşulamıyor ya da seçim atmosferinde üzeri örtülüyor. Ancak vatandaş krizi iliklerine kadar hissediyor. Hayat pahalılığı insanları büyük oranda etkiliyor.

…***

Abdülkadir Özkan, 8 Haziran tarihli Milli gazetede, “Dünyayı kirlettiler, şimdi de şikâyet ediyorlar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dünya Çevre Günü münasebetiyle yapılan açıklamaya göre dünya nüfusunun yüzde 91’i temiz hava soluyamıyor. Bu oranın nasıl elde edildiği, doğruluk derecesinin ne olduğu net olmamakla birlikte bu kirlenmenin sorumlusunun insanoğlu olduğunda şüphe yok. Yani, teknolojik gelişmelerle bir yandan insan hayatını kolaylaştırdığı, yaşam seviyesinin yükseltildiği söylenirken öbür yandan da dünyanın hızlı bir şekilde yaşanılmaz hale getirildiği gerçeği ile yüz yüzeyiz. Ancak, bunun sorumlusunun Afrika, Latin Amerika gibi gelişmekte olan ülkeler olmadığı bir gerçek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kendilerini gelişmiş olarak ilan eden ülkelerin doymak bilmeyen hırslarının bir sonucu olarak önce dünyayı bir açık hava çöplüğüne çevirdiler. Bunun zararının kendilerine de dokunduğu görmeye başladıklarında çöplerini götürüp gelişmekte olan ülkelere atmaya başladılar. Sürekli olarak tüketimin körüklendiği bir dünyada çevrenin kirlenmesi kaçınılmazdı. Ancak, giderek hava da kirlendi. Artık, kendi tespitlerine ve açıklamalarına göre insanlığın yüzde 91’i temiz hava soluyamıyor. Bunun sorumlusu da aslında kendilerini gelişmiş, medeni olarak nitelendiren sanayi ülkeleridir. Hemen belirteyim ki, eğer dünya nüfusunun yüzde 91’i temiz hava soluyamıyorsa dünya yaşanılmaz hale gelmiş demektir. Yani dünya çöplük haline gelmiş ve temiz hava solunamaz hale gelmiş ise bunun sorumluları öncelikli olarak bedel ödemek durumundadırlar. Ne var ki, güçlünün borsunun öttüğü bu dünyada çevreyi ve havayı kirletenlerden çok bu kirlilikte hiçbir katkısı bulunmayan insanlar ödemek durumundalar. Kısacası aç gözlüler dünyayı yaşanmaz hale getiriyor.

Olay elbette sadece çevre ve hava kirliliğinden de ibaret değil. Dünyanın pek çok köşesinde yaşanan çatışmalar ve savaşlarda milyonlarca insan ya hayatını kaybediyor ya da hayatta kalabilmek için ülkelerini terk etmek zorunda kalanlar yollarda can veriyorlar. Bunların sorumlusu da insanlığı emirlerine amade köleler gibi gören, her istediklerini elde edebileceklerine hakları olduğunu düşünen vahşi kapitalistler olduğunda kimsenin şüphesi yok. Bu noktada kendilerini kapitalistliğin dışında çeşitli adlarla nitelendiren bazı ülkeler içinde benzer bir durum söz konusu. Kısacası, insanlığı ücretli köleler haline getirmiş olan küresel sermaye sahipleri insanlığın ipini çekenler geç kalmadan kendi iplerini de çektiklerinin farkına varabilirlerse belki doymak bilmeyen bu açgözlüler biraz olsun insafa gelebilirlerse belki bu kötü gidiş tamamen önlenemese bile biraz olsun hafifleştirilebilir.