Haziran 10, 2019 08:55 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yenişafak: Londra enerjiden pay istiyor

Birgün:

ABD'nin tehditli mektubuna cevap yok; derin sessizlik

Karar:

Çavuşoğlu'ndan İzlanda'daki saygısızlığa tepki: Gereği yapılacak şüpheniz olmasın

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Pamukoğlu, 9 Haziran tarihli Aydınlık gazetesinde, "Enflasyon fakirleşme demektir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Ücretlerdeki artış oranı enflasyon oranından az olursa sabit gelirliler daha çok gelirle daha az mal ve hizmet alırlar. Enflasyon faiz oranlarının artmasına neden olur. Bunun üzerine parası olanlar bankalara faiz geliri elde etmek için koşarlar ve yüksek faiz kazancı elde ederler. Parası olmayanların yüksek reel faizden yararlanma olanakları olmadığından gelir dağılımındaki bozulma daha da artar. Enflasyon dönemlerinde işadamları yatırım yapmak istemezler. Üretimlerini artırmazlar. Bu da yatırımların azalmasına, işsizliğin ve yoksulluğun artmasına neden olur."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere ye veriyor:

...***

Yüksek enflasyon yüksek faiz demek olduğundan iş adamları yatırım yapacaklarına menkul kıymetler piyasası ile para piyasasında paralarını değerlendirmek isterler. Diğer yandan yüksek enflasyon ortamlarında yatırım yapmak risklidir. Gelecekteki fiyatların ne olacağı kestirilemez. İş adamları ancak yüksek kar elde edecekleri alanlara yatırım yaparlar. Bütün bunlar ekonominin büyümesini önler ve ekonomide daralma yaratır. Ayrıca faiz oranları eğer enflasyon oranının altında ise parası olanlar bankalara paralarını yatırmazlar ve harcamalarını artırırlar. Otomobil, emlak, altın, döviz gibi üretken olmayan yatırım araçlarına yönelirler. Bu da yatırımlar için bankaların kredi verme olanaklarını azaltır. Bu nedenle yatırımlar azalır ve ekonomik daralma meydan gelir.Aslında gördüğünüz gibi yukarı,aşağı tükürsen durum değişmiyor. Buna sebep enflasyon. Enflasyondan korunma, enflasyondan kazanç elde etme çabaları hep ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkiliyor.

Cari açık arttıkça dış borç stokumuz da artıyor. Enflasyon dış ticaret açığını artırdıkça buna dengelemek için iç fiyatlar ile dış fiyatlar arasındaki farkı azaltmak amacıyla dövizin fiyatını artırmak gerekir. Dalgalı kur politikası izlediğimizde bu dengelemeyi piyasaların yapması beklenir ki bu da tam anlamıyla gerçekleşmez ve dış ticaret açığının, cari açığın ve dış borcun artmasına engel olunamaz.

Enflasyon, kaynakların verimsiz ve spekülatif amaçlı kullanılmasına, yatırım, gelir dağılımı, istihdam, büyüme ve ödemeler dengesini olumsuz yönde etkilediği için ülke kaynakları çarçur edilmiş olur.

...***

Fatma Çelik, 9 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, " YSK'nin kararları aslında ne diyor?"başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

" Malumunuz, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), bu aralar en popüler kurulumuz… Her kararı gündemin merkezine oturuyor ve korkarım ki bu şaşırtan kararları seçim atmosferi ortadan kalkana kadar devam edecek…YSK, son olarak 3 Haziran'da, "sandık kurullarını yasaya aykırı oluşturdukları" gerekçesiyle 6 Mayıs tarihli kararın yönlendirmesiyle haklarında soruşturma açılan ilçe seçim kurulu başkanları ve seçim müdürlerinin, 23 Haziran seçimlerinde de "görevlerine devam etmesini" kararlaştırdı…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu kararıyla İstanbul seçimlerine dair verdiği iptal kararının gerekçesini resmen ortadan kaldırmış oldu ancak buna mecburdu.

Zira il ve ilçe seçim kurullarının başkanları hakimdir. Hatta seçim işleri tecrübeli hakimler tarafından yönetilsin diye o ilçenin en kıdemli hakimleridir. Dolayısıyla ağır bir suçtan suçüstü yakalanmadığı veya terör örgütü üyesi olarak suçlanmadığı müddetçe, haklarında savcıya suç duyurusunda bulunulması mümkün değildir.

FETÖ imalarının yapılması da bundandı ama hukuki sürece yansıtılamayacak kadar asılsızdı…

Dolayısıyla bu hakimler hakkında gidilmesi gereken mercii HSK'dır. Yani hakimlerle ilgili soruşturmalar HSK'nın soruşturma iznine tabidir. Yapılacak bir ön inceleme sonucu eğer uygun görülürse soruşturma açılacak, hakimlerin savunması alınacak ve sonunda HSK hakimlerin kanuna aykırı davranıp davranmadığına karar verecektir. Benzer bir süreç de seçim müdürleri için geçerlidir…

Bu süreçte ise, hakim açığa alınmaz. Zira suçu kanıtlanmadığı için hala masum sayılan hakim görevine devam etmelidir… Nitekim kıdemli hakimler oldukları için de HSK tarafından görevden alınıp atanamazlar.

Ve tüm bunlara rağmen YSK, suç duyurusunu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptı…

Bir ay boyunca, bu hatanın farkına varamadı. Sonra bayram günü, savcılıktaki başvuruyu geri alıp, "aman işlem yapmayın" dedi ve HSK'ya suç duyusunu gönderdi…

YSK gibi önemli bir kurulun üyelerinin, hukuk bilgisinin olmadığı düşünülemez elbet. O halde birbiriyle çelişen, hukuk kurallarına aykırılık oluşturan bu kararlarla,

YSK aslında ne demek istiyordu? Hukuki dili kenara bırakıp bir bakalım… 6 Mayıs Kararı: "Emir 'hukuku' keser. Bu yüzden mecburen İstanbul seçimlerinin yenilenmesine karar veriyoruz. 'Bir kısım sandık kurullarının, ilçe seçim kurullarınca kanuna aykırı oluşturulması' nedeniyle bu kararı alıyoruz ama seçim sonucuna nasıl tesir ettiğini daha sonra bulup açıklayacağız."

23 Mayıs Kararı: "Somut hiçbir şey bulamadık ancak birbirinden alakasız bazı sandıklarda kamu görevlisi olmayan başkanlar görev almış bazılarında da sayım döküm cetveli imzalanmamış. Bu iki husus sonuca nasıl etki etti o belli değil ama bu iki benzemez bir araya gelince seçimi iptal etmek gibi yeni bir içtihat ortaya çıkarmaya mecbur kaldık."

3 Haziran'da yaptığı açıklama: "Siyasi bir kararla seçimleri iptal ettim. Şimdi de hakkında suç duyusunda bulunduğum kişileri aynı göreve getirmek zorundayım, çünkü iptal kararına etkileri aslında yoktu. Hatta suç duyurusunu da geri çekip topu HSK' ya atıyorum; çünkü baştan suçlu bellediğim kimseleri suçlama prosedürünü aslında ben başlatamıyorum."

Özet haliyle hukuki dayanaktan oldukça uzak bu kararlar gösterdi ki, atalarımız haklıymış; "balık baştan kokarmış".

...***

Mehmet Kara, 9 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, " Parlamenter sistem için istişare mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yeni kurulan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’nda yer alması için eski TBMM Başkanlarına teklif götürülmüş.CHP’nin eski Genel Başkanı Hikmet Çetin hariç son 17 yıldır Meclis Başkanlığı yapan AKP’li Meclis Başkanlarının bu teklifi kabul ettiği söyleniyor. Hatta maaşları bile belli olmuş. Çiller’in adı da bu kurul için geçiyormuş…Meclis başkanlığı yapan bu isimler tıpkı kurul üyesi olan Bülent Arınç’ın, “parlamenter sisteme dönmemiz daha mı hayırlı olur” demesi gibi istişarede ‘parlamenter sisteme dönülmesinin daha faydalı olacağını’ söylerler…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Tabiî buna Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi (PCS)’ni adeta “ölümüne savunan” kişiler ne der, istişareden kim galip çıkar onu bekleyip görelim…

Cumhur İttifakı’nın Büyükşehir Belediye Başkanı Binali Yıldırım’ın “çaldılar” sözü çok tartışılmıştı. Bayram öncesinden kalan bir notu aktaralım. Yıldırım’ın konuk olduğu Fox canlı yayındaki diyalog şöyle gerçekleşiyor.

Yıldırım: Ona mecburdum. Niye mecburdum, çünkü bir algı operasyonu yapıldı. Yani orada bir hukukî tabir değil, farkındayız. 

İsmail Küçükkaya: Yani halk diliyle mi öyle dediniz? 

Yıldırım: Evet. En büyük mağduriyeti yaşayan İstanbullular var, ben varım ve ben sesimi duyuramıyorum. Kendimi ifade edemiyorum. 

Küçükkaya: Onun için böyle bir yola mı gittiniz? 

Yıldırım: Gayet tabi.

Medyanın yüzde 95’ini elinde tutan bir iktidarın adayı sesini duyuramıyorsa diğer adaylar nasıl duyursun? 

Binali Yıldırım, Ekrem İmamoğlu’na “Onun yaşı kadar benim İstanbulluluğum var” demiş.

Bunu duyunca Yıldırım’ın geçmişte İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olup kaybettiğini, şimdi de İzmir Milletvekili olduğu hatırlara geldi. Bu arada Yıldırım Erzincan’lı… Madem öyle neden böyle?

Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin getireceği sıkıntılardan birisinin de Meclis’i devre dışı bırakacağı yönündeydi.

600 vekilli Meclis bir yılda uluslar arası anlaşmalar dahil 32 kanun teklifiyle yalnızca 503 maddelik değişiklik yapabilirken, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisi kapsamında Erdoğan 1880 maddelik 37 kararname çıkarmış... Bu rakamlara bakınca, Meclis’in etkinliğini varın siz hesaplayın…