Haziran 12, 2019 08:59 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: İmamoğlu'ndan 'canlı yayın' açıklaması: Yıldırım soruları istedi

Milli gazete:

MHP İstanbul'da ilk mitili hemşerilere attı!

Yeniasya:

Mültecilerin hakları korunmalı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kazım Güleçyüz, 11 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yargı reformu (!) ve YSK skandalları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bayram öncesinde ve sonraki günlerde öne çıkan iki önemli gündem maddesinden biri, 30 Mayıs’ta Erdoğan’ın açıkladığı “Yargı reformu strateji belgesi” idi.Geçen güzden beri sözü edilip sene başında açıklanacağı belirtilen, ama beş ay daha sarkan belge “Dağ fare doğurdu” yorumlarına konu oldu.”diyen yazar, yazısınınn devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Çünkü ceza hukukunun duayen ismi Prof. Dr. İzzet Özgenç’in de vurguladığı gibi, belgede yer verilen hususlar zaten mevzuatta mevcut olan düzenlemeler. Sorun uygulamadaki vahim yanlışlardan kaynaklanıyor.

Meselâ belgede müjde gibi sunulan “Tutuksuz yargılama asıl, tutuklama istisna olacak”  kuralı kanunda zaten var, ama içinden geçtiğimiz süreçte gereğine uyulmuyor.

Nitekim Adalet Bakanı da problemlerin uygulayıcılardan kaynaklandığını itiraf etti.

Belge vesilesiyle gündeme gelen bir konu da ne zamandır devam eden, duyarlı vicdanları sızlatan, ama ısrarlı uyarı ve çağrılara rağmen bir türlü çözüm bulun(a)mayan bebekli annelerin durumu oldu. Ve onlar için “ev hapsi” gibi formüller konuşulmaya başlandı.

Bakalım, gereği yapılacak mı ve yapılacaksa ne zaman, nasıl? Yeniden gündeme gelen afla mı veya ceza indirimiyle mi, göreceğiz.

Umarız, bunca zamandır yükselen feryatlara rağmen ziyadesiyle uzatılan ve dayanılmaz mağduriyetlere sebep olan bu vicdansız uygulamalara artık bir nokta konulur.

Diğer bütün mağduriyetlerle birlikte...Gündemde öne çıkan diğer konu, YSK’nın 23 Haziran İstanbul seçiminde, 31 Mart için “en önemli iptal gerekçesi” olarak gösterdiği sandık görevlileri hakkında verdiği “Onlarla devam” kararı oldu. İptal gerekçesini tümüyle iptal eden bu karar, haliyle yoğun eleştiri aldı ve “Yeni bir skandal” olarak yorumlandı.

Hem o görevlilerin “kamu çalışanı” olmadığını öne sürerek 31 Mart seçimini iptal edeceksiniz, hem de 23 Haziran seçimini yine onlarla yapacaksınız. Bu nasıl bir tutarlılık!

Tepkiler üzerine YSK söz konusu sandık görevlilerinin başka bölgelere kaydırıldığını açıklamak mecburiyetinde kaldı, ama 31 Mart sonrasında peş peşe imza attığı skandal kararlarla kendi itibarına da, seçimlerin güvenilirliğine de büyük zarar vermiş oldu. 

Dileğimiz, 23 Haziran’da çıkacak sonucun bu gidişata fren koymanın yolunu açması.

…***

Esfender Korkmaz, 11 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “TL neden bu kadar oynak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Dolar kurundaki aşırı oynaklık herkesi ilgilendiriyor.

Dövizi bir finansal yatırım aracı olarak kullananlar  için,  sermaye piyasasında olduğu gibi kur hareketlerini tahmin etmek önemlidir. Amaç dövize yatırım yapanların reel getirisini en yüksekte tutmaktır. Finans analizcileri bu işi yapıyor.Kur hareketlerini kısa dönemde , dışarıda ve içerde siyasi sosyal ve ekonomik gelişmelere göre tahmin etmek, analiz etmek mümkün olabilir. Ancak , bu noktada iki yanlış var…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir… Dövizin bir finansal yatırım aracı olması , ekonomideki kırılganlığın bir sonucudur. Normalde işleyen bir piyasada  döviz bir  yatırım aracı değil, bir ödeme aracıdır.

İkincisi, döviz kurlarında değişme , bazılarına kar sağlayabilir ve fakat aynı zamanda spekülatif bir piyasa yaratıyor, birileri dövizden kazanıyor ve fakat ekonomide kırılganlığı artırdığı için ve spekülatif  piyasa yarattığı için toplum kaybediyor. Enflasyonun artmasına , dış borç riskinin yükselmesine neden oluyor.

Aşırı oynak kur'un getirdiği  olumsuz etkiyi ortadan kaldırmak veya  en aza indirmek siyasi iktidarların görevidir. Bu alanda çözüm ve öneri de iktisatçılara düşer. Dalgalı kura karşı olmamla birlikte, Dalgalı kur politikası başıbozuk piyasa anlamına gelmez. Oyunu kuralına göre oynamak gerekir. Dalgalı kur politikasında aşırı kur hareketlerine, Merkez Bankaları müdahale eder. Bizim Merkez Bankası, siyasi kararları ön planda tuttuğu için 2007 ve 2008 yıllarında bu müdahaleyi yapmadı veya çok sınırlı yaptı.

2007 ve 2008 yıllarında reel faizler yüksek tutuldu. Spekülatif sermeye girişi kontrol edilmedi. Sıcak para girişi hızlandı. Döviz arzı arttı ve 2008 Ocak ayında, 2003 TÜFE bazlı reel kur endeksi 127.41’e yükseldi.  Yani o tarihte  TL  döviz sepetine göre yüzde 27.41 oranında daha değerli idi. Merkez  Bankası kura müdahale etmedi. Bu kur seviyesi  ithalatı ucuzlattı.  Enflasyonu frenledi. Suni bolluk yarattı. Sonuçta dışa bağımlı bir üretim yapısı oluştu.

Üretim ve büyüme dövize bağımlı olunca , kur artışı kaçınılmaz oldu. MB TÜFE bazlı reel kur endeksine göre TL   Mayıs  2019 ayında  döviz sepetine göre  ortalama olarak yüzde 30  oranında daha düşük değerdedir. Ocak 2018 de döviz  sepetine göre  yüzde 27 daha değerli olan TL, 2019 nisanında tersine yüzde 30 daha düşük değerdedir. Bu şartlarda kur istikrarından bahsetmek mümkün değildir. 

Bu noktada parantez içinde söylemek gerekir ki TL kurunu  Dolar enflasyonu ile TL enflasyon farkını alarak TL kuru hesaplamak doğru sonucu vermez. Çünkü reel kur için doların diğer paralar karşısındaki değer değişmelerini de hesaplara katmak zorundayız. Merkez Bankası bu hesabı işi olduğu için doğal olarak iyi yapıyor.

Merkez Bankası önce, Türkiye'nin dış ticaretinde önemli paya sahip ülkelerin para birimlerinden oluşan sepete göre, Türk Lirası'nın ağırlıklı ortalama değeri olan nominal  efektif döviz kuru hesap ediyor.  Sonra nispi fiyat etkilerini arındırarak ''Reel efektif döviz kuru elde ediyor.

TÜFE Reel kur endeksine göre  Mayıs ayında ortalama dolar kuru 6 lira dolayındadır ve gerçekte 4.20 lira dolayında olması gerekirdi. Bunun üstünde kur artışı istikrarsızlığın göstergesidir. 6 liranın altında veya üstünde olması değişmez. Altına  inerse ''kur düştü '' diyemeyiz. Düşmesi için 4.20'nin altına inmesi gerekir.

…***

Taha Akyol, 11 Haziran tarihli Karar gazetesinde, “Adaylar ekranda tartışacak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Evet siyaset böyle güzel; ülkeyi kutuplaştıran siyaset değil, böyle oturup konuşan, farklı görüşleri tartışan medeni siyaset…Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu TV’de tartışacaklar. İsmail Küçükkaya da gazetecilik kalitesiyle ‘moderatör’ olarak iyi isim.Göreceksiniz Sayın İmamoğlu da Sayın Yıldırım da ağırbaşlı ve rasyonel konuşacaklar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Genelde miting kalabalıkları hatipleri öfke ve aşırılığa itmektedir. Böyle yüz yüze tartışmalar ise tarafları daha dikkatli konuşmaya yöneltiyor. Zaten olgunlaşmış demokrasilerde büyük kalabalıklarla, hamasi nutuklarla yapılan mitingler çoktan gerilerde kaldı.

Bizde kendimizi mutlak doğru, rakip tarafı hain gösterme hastalığı ezelidir ama liderlerin TV’de tartışması ve TV programlarına muhalif gazetecilerin de çağrılması gibi güzel bir geleneğimiz vardı; 17 yıl öncesine kadar.

1970’li yıllardaki kanlı kutuplaşma döneminde ana muhalefetteki CHP lideri Bülent Ecevit, 9 Mart 1980’de TRT’de açık oturum düzenledi. O zaman TRT muhalefete bugünkü kadar kapalı değildi.

Ecevit’in davet ettiği gazetecilerden biri MHP’nin yayın organı Hergün gazetesinin yazarı Taha Akyol’du. Tabii ki ‘eleştirel’ sorular sormuştum.

12 Eylül’e giden yıllarda kutuplaşma o kadar keskindi ki uzlaşma girişimleri kutuplaşmayı aşamamıştı.

Keşke uzlaşma kültürümüz güçlü olsaydı, daha büyük uzlaşma girişimleri yapılabilseydi, değil mi?

Bugün görülmesi gereken gerçek şudur: Zıt taraflar doğru yaptıklarına inanarak elbirliğiyle sistemin işlemesini tıkamışlar, ülke bundan ağır zarar görmüştü!

Kimse unutmasın, sonraki yıllarda Başbakan Ecevit, Cumhurbaşkanı Demirel’in görev süresini uzatmaya çalışacaktı…

Tarih niye yaşanır? Kavgaları sürdürmek için mi, ders alıp rasyonel davranmak için mi? Kutuplaşma, yani kendimizi mutlak doğru, rakibimizi hain sanmak… Taraftarlarımızı motive etmek için korku, nefret, hayranlık gibi duygularını körüklemek…16 Haziran’da TV’de yapılacak tartışma programının, hamasetten ve husumetten arınmış medeni bir tartışma örneği olmasını diliyorum.