Türkiye'den köşe yazarları
Star: Bakan Gül, ABD'de FETÖ elebaşının iade sürecini görüştü
Yenişafak:
Askerlik süresini kısaltan düzenlemenin TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmesine başlandı
Aydınlık:
Ergenekon davasının uzaması FETÖ'cülere yarıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Arslan Bulut, 12 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, "AKP, "öfke dili" yüzünden kaybetti!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Tekrarlanacak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için Tayyip Erdoğan'ın 39 ilçede miting yapacağı söyleniyordu. Gerçi bu yönde bir açıklama yoktu ama haberin kaynağı AKP idi.39 miting yapmak için zaman da kalmadı. 11 gün içinde 39 miting olmaz zaten... Yine de birkaç miting yapılabilir ama Hürriyet'te Abdülkadir Selvi, "Erdoğan'ın sahaya inmesi düşünülmüyormuş" diye yazdı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yeni Şafak'ta Mehmet Acet ise "İstanbul seçimlerine dair son kulisler" başlıklı yazısında, "23 Haziran'da yenilenecek olan İstanbul seçimleri için görevlendirilen AKP'nin önde gelen isimlerinden biri"nin ifadelerine yer verdi ve aralarındaki konuşmayı şöyle nakletti:
-Hareket noktamız şu şekilde: Bu seçimi kazanırsa Binali Bey kazanacak. Kaybederse yine o kaybedecek. CHP, İstanbul seçimlerini Cumhurbaşkanımız ile bir yarışa dönüştürmeye çalışıyor. Tayyip Erdoğan'a kaybettirme üzerine bir strateji izliyorlar. Buna izin vermeyeceğiz. Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan topa girmeyecek mi? Meselâ 39 ilçede tek tek miting yapacağı söyleniyordu...
-Bizden böyle bir açıklama duydunuz mu?
Erdoğan'ın sahaya inmemesinin asıl sebebi nedir peki?
31 Mart seçimleri analiz edildikçe ortaya çıktı ki ekonomik çöküş dışında AKP'nin İstanbul ve Ankara'yı kaybetmesinin önemli sebeplerinden biri, Erdoğan'ın "Cehape zihniyeti" diyerek, muhalefeti terör örgütleri ile bir tutmaya dayalı beka söylemidir. Buna karşılık, Ankara'da Mansur Yavaş, ağırbaşlı bir çizgi izledi ve kendisine yakıştırılan iddialar üzerinde konuşurken bile üslubunu bozmadı. İstanbul'da Ekrem İmamoğlu ise Türkiye siyasetinde hemen hemen hiç rastlanmayan, örneği olmayan bir "sevgi dili" geliştirdi. Bu dili bilinçli olarak kullandığını da söyledi ama zaten kişiliği de buna yatkındı ve Beylikdüzü'nde bu üslupla siyaset yapmış ve kazanmıştı. Bu üslubu biraz da kooperatif başkanlığı yaptığı yıllarda, itiraz eden üyeleri ikna etmeye çalışırken geliştirmiş ve sonunda herkesi ev sahibi yapmış, belediye başkanı olarak da herkesi mutlu etmişti.
Kullandığı dile "çözüm dili" demesinin arka planında böyle bir geçmiş var.
Anlaşılıyor ki, birileri Erdoğan'a gerçeği söylemiş ve AKP'nin, "öfke dili" yüzünden kaybettiğini, buna karşılık Ekrem İmamoğlu'nun yediden yetmişe herkese umut verdiğini bilimsel verilerle ortaya koymuş... Erdoğan da acı gerçeği kabul etmiş...
...***
Kazım Güleçyüz, 12 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, " Siyasete 31 Mart ayarı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"31 Mart yerel seçimlerinin İstanbul sonucu, iktidardaki 17. yılını yarılayan AKP’ye kendisini en güçlü hissettiği bir noktada ve çeyrek asırdan beri kalesi olarak gördüğü bir büyükşehirde beklemediği bir şok yaşatırken, siyasete de yeni bir ayar çekti.Aslında bu sonucun öncü sinyali, 16 Nisan referandumunda yine İstanbul’da “hayır” oylarının “evet”leri aşmasıyla verilmişti. Dip dalganın devamı 31 Mart’ta geldi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İktidar kendisini fena halde panikleten bu sonucu değiştirmek için YSK üzerinde yoğun bir baskı uygulayarak seçimi iptal ettirdi ve 23 Haziran’da yeni bir seçimi dayattı.
İptal de, gerekçelerinin temelsizliği de, iktidarın dayandığı zemini tümden zayıflattı.
Böyle bir ortamda yeni seçim günü yaklaşırken, yarışın 31 Mart sonrasındaki tavırlardan da, önceki seçimlerden de kayda değer farklılıklar göstermeye başlaması manidar.
Ramazan’daki cami açılışında cemaatten oy isteyip rakibini oy hırsızlığıyla suçlamak gibi, kendi tabanında bile tepki çeken söylemleri ve “teravih mitingi” gibi eylemleri ile, bu seçime daha fazla “asılacağı” izlenimi vermiş olan Erdoğan’ın, son etapta geri plana çekilme işareti vermesi bunlardan biri.
Bunun sebebi “Yine kaybedersek fatura doğrudan bana çıkar” endişesi olabilir mi?
Bir diğer ilginç gelişme, iktidar adayı Yıldırım’la muhalefet adayı İmamoğlu’nun ekranda karşı karşıya gelecek olmaları. 90’lı, hattâ 80’li yıllardaki seçimlerde bile yapılagelen, ama kendisini rakipsiz gören AKP iktidarının 17 yıldır rafa kaldırdığı bir uygulama, böylece ilk kez gündeme gelmiş olacak. Tek başına bu bile, 31 Mart’ta İstanbul seçmeninin verdiği ayarın siyasî iklim ve atmosferi ne kadar değiştirdiğini göstermeye yeter. Eğer seçimi yine AKP adayı kazanmış olsaydı böyle birşey hiç gündeme gelir miydi? İktidar medyası Erdoğan’dan sâdır olan Konstantinopol söylemleri, Pontusçu polemikleri ve “devletin valisine hakaret” ithamları üzerinden, ters tepen kampanyaları devam ettirse de, yeni bir denge şekilleniyor. Sandıktan çıkan 13 bin küsur fark, hâlâ tamgaz süren hoyratlıklara, adaletsizliklere, eşitsizliklere rağmen siyasette yeni ve demokratik bir çıkış yolunun kapısını araladı. Şimdi sıra, 23 Haziran etabında.
...***
Abdulkadir Selvi, 12 Haziran tarihli Hürriyet gazetesinde, "Seçmen tercihlerinde oynamalar var"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İSTANBUL seçimlerine 6 gün kala, 16 Haziran Pazar günü saat 21.00’de Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım, başarılı gazeteci İsmail Küçükkaya’nın moderatörlüğünde tartışacaklar.En son 2002 yılında Erdoğan ile Baykal, Uğur Dündar’ın yönettiği bir programda tartışmışlardı. Zaten 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra da barajı aşarak Meclis’e giren ikisinin partisi oldu.Seçimlere 6 gün kala Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım’ın karşı karşıya geleceği yayın seçim sonuçları üzerinde etkili olacak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Binali Yıldırım’ın önce Uğur Dündar’ı önermesi, ardından Mahir Ünal ile Engin Altay’ın İsmail Küçükkaya ismi üzerinde uzlaşmaya varmaları bir kez daha merkez medyanın ne denli önemli olduğunu gösterdi. Binali Yıldırım, rakibinin mağduriyet algısı oluşturmaması için başından itibaren tartışmayı AK Parti’ye yakın olmayan bir moderatörün yönetmesini istedi. Stratejik olarak doğru bir tercihti. Böylece hem özgüvenini ortaya koydu hem de İmamoğlu’nun mağduriyet silahını elinden almış oldu. Havuzda 5 ünlü televizyoncu vardı. Ama sonunda Küçükkaya tercih edildi. İsmail Küçükkaya ne Binali Yıldırım’ın ne de Ekrem İmamoğlu’nun “yandaş” ya da “candaş” kategorisinden üzerinden mağduriyet üretebileceği bir isim değil. Adil bir yönetim sergileyeceğine inanıyorum. Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım’ın programdaki performansları çok önemli olacak. Kendi kaderlerini kendileri belirleyecekler.
Bu arada Ramazan Bayramı’nın ardından anket firmaları sokağa çıkmaya başladı. Sahadan ilginç veriler geliyor.
İstanbul seçmeni 31 Mart’taki yerinde duruyor mu? Aldığım yanıt durmadığı yönünde. Blok halinde kaymalar yok ama değişiklikler var. 31 Mart’ta Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım arasındaki farkın 13 bin 709 olduğu dikkate alınırsa, küçük değişiklikler büyük sonuçlara gebe. AK Parti’nin seçim sonuçlarına itiraz etmesi ve YSK’nın iptal kararı, İstanbul seçmeni üzerinde etkili olmuş. YSK kararının İmamoğlu lehine bir mağduriyet algısı oluşturduğu ve iptal kararına gösterilen tepkiyle ilk başlarda yükseldiği tespit edildi. Süreç ilerledikçe tepkilerin azaldığı ve “Çaldılar” söylemi ile yükselişin kısmen gerilediği belirlendi. Ancak 31 Mart seçimlerinde AK Parti ya da CHP’ye oy verdiğini söyleyenlerin içinde küçük bir kesim, 23 Haziran’da rakip adaya oy vereceğini ifade ediyor. Bu konuda elimde oranlar da var ama sadece bir araştırmayı değil, birkaç araştırmanın künyesini vermek suretiyle paylaşmayı daha doğru buluyorum. Demem o ki, seçmen 31 Mart’ta durduğu yerde durmuyor. YSK’nın iptal kararı, seçmen eğilimi üzerinde etkili olmuş.
24 Haziran seçimlerinde oy kullanan ancak 31 Mart seçimlerinde sandığa gitmeyen yüzde 4’lük bir kesim tespit edilmişti. 430 bin seçmene denk gelen bu kesimin yüzde 70’ini kırgın AK Partililer ve muhafazakâr Kürtler oluşturuyordu. AK Parti ve CHP’nin seçim stratejisini sandığa gitmeyen seçmenler üzerine kurmasının etkili olduğu gözleniyor. Yapılan ilk araştırmalar da yüzde 4’lük kesimin yüzde 80-90’ının 23 Haziran’da sandığa gideceğini gösteriyor.