Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: FETÖ suçlamasından aklanan Yarbay Mehmet Alkan isyan etti
Karar:
Adayların ilk hedefi kararsız seçmenler
Yenişafak:
CHP, İYİ Parti ve HDP arasında sıkışan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın yaptığı atamalar yapboza döndü.
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Balbay, 18 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Tartışma kültürü...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım arasındaki televizyon tartışması vurgulanabilecek pek çok eksiğine karşın demokrasi kültürümüz açısından olumlu bir gelişmeydi. Program sonrası tarafların kendi adayını başarılı bulması daha da olumluydu! En azından bu tür tartışmaların yapılabileceği bir Türkiye’ye geçiş umudu içeriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yıllar sonra ilk kez yaşandığı için programın sunucusundan katılımcısına herkes kendisini olağanüstü bir sınavda hissetti. Bu tür programlarda yer yer karşılıklı sataşma da gerekir. Yeri gelir, sadece gerçek rakamı vererek tartışmayı renklendirmek güzel olur ama burada yoktu. İsmail Küçükkaya da kendisini sarraf terazisinde söz tartan bir kişi konumunda hissetti. Bu durumda sözün ağırlığı ile sözün çokluğu birbirine karıştı.
Genel olarak tartışma programlarında tarafların ne söylediğinden çok, şunlar öne çıkıyor: - Karşı tarafa nasıl laf soktu...- Sözü alıp nasıl da kimseye vermeden en uzun konuştu... - Gerekli gereksiz demeden her fırsatta araya girerek nasıl söz kesti... - Sesini nasıl yükseltti... Böyle bir ortamda zaman zaman 3-4 kişi birden konuşuyor, kimse kimseyi dinlemiyor, kimsenin ne dediği anlaşılmıyor. Programı sunan kişinin o an kulağı, kulağındaki kulaklıklarda oluyor. Yönetmen bu durumun izlenirliği artırdığını düşünüyorsa, devam... İmamoğlu-Yıldırım buluşması zaman zaman monoloğa dönüşse de tersi daha kötü olurdu. Yıldırım arada bir araya girmeyi denedi; alıştığı programlarda istediği zaman istediği kadar konuştuğu için benzerini yapmaya girişti. Ne olursa olsun, konuşabilmek iyidir. Demokrasi için iyidir; tek adam kültürü ortadan kalkar... Halkımız için iyidir; siyasete ilgi artar... Medyamız için iyidir; işlevini daha gerçekçi yerine getirir... Partiler için iyidir; yeni siyasetçi kuşaklarının yetişmesini sağlar...
Tartışma, müzakere, karşılıklı görüşme kültürü denince ilk aklımıza gelen örneklerden birini paylaşalım... Türkleri iyi tanıyan bir Japonla konuşuyoruz... Türkiye’de pek çok görüşmelere katılmış, pürüzlerin kaynağının saptanmasına, çözülmesine katkıda bulunmuş. Bir ara şöyle dedi: - Bir Türk beş Japona bedeldir... İster istemez hoşumuza gitti, ama arkasından ne geleceğini kestirmeye çalışırken devam etti: - Örneğin dozer, vinç operatörü bir Türk, birkaç kişinin yapacağı işi tek başına yapabilir... Sözün devamı şöyle geldi: - Beş Japon da elli Türke bedeldir... Nedenini şöyle anlattı: “Türk ve Japon heyetleri uzun masanın iki tarafına oturur, görüşme başlar.Japon heyetten bir kişi sadece karşıya cevap verir. Bir kişi sadece karşı tarafı gözlemleyip not eder. Bir kişi sadece kendi heyetinin performansını not eder.Bir kişi cevap verene yardım eder. Böylesine disiplinli bir işbirliği vardır...” Araya girdim: - Türkler ne yapar?Hafif gülümseyerek şu karşılığı verdi: “Toplu halde konuşur, toplu halde susar...” İmamoğlu-Yıldırım buluşması bizi nerelere kadar getirdi...Temel eksiklerimizden biri, konuşamamak, uygarca tartışamamak!
…***
Taha Akyol, 18 Haziran tarihli Karar gazetesinde, “İyi oldu ama”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“TV ekranlarında Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu’nun belli sorular etrafında tartışması iyi oldu. İsmail Küçükkaya tarafsız davrandı. Adaylar kendi taraftarlarını tatmin etti.Yerleşmiş tercihleri değiştirecek dozda bir program değildi, normal bir programdı.İyi tarafı, 17 yıldır unuttuğumuz tartışma geleneğini canlandırması oldu. Dileyelim de bundan sonra genel seçimlerde ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde adaylar ekrana çıksınlar, yüz yüze konuşsunlar…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Meydanlarda esip gürlemekle, ekranda yüz yüze konuşma arasındaki farkı farketmek siyasi kültürümüzün hamasetten rasyonelliğe evrilmesine katkıda bulunur.
İkincisi, bu tartışma sayesinde “karşı tarafı” dinleme imkanı, hatta zorunluluğu ortaya çıktı. Tek yönlü yayınlarda sürekli şartlandırılarak “karşı taraf”ı şeytanlaştıranlar, mecburen İmamoğlu ile Yıldırım’ı birlikte izlediler. Bu tür yayınlar bütün seçimlerde gelenek haline gelirse çatışmacı siyaset zamanla normalleşmeye yönelebilir.
Pazar günkü yazımda, TV tartışmasının seçmen davranışlarını çok etkilemeyeceğini, iki adayın da bol keseden vaadlerde bulunacaklarını, benim en çok önemseyeceğim konunun “şeffaflık” olacağını yazmıştım.
Arzu ediyordum ki belediyelerde karar ve icraat aşamalarının şeffaflaşması enine boyuna konuşulsun.
Zira bu, İstanbul’dan öteye Türkiye’de kamu yönetiminin en önemli sorunlarından biridir. Şeffaf olmamak yönetimlerde keyfiliğe, kaynak israfına, yolsuzluk eğilimine yol açıyor.
Gerçi programda İmamoğlu birkaç defa şeffaflıktan bahsetti, birkaç örnek de verdi. Programda Küçükkaya adayların ve yakınların mal beyanında bulunmasını önerdi, adaylar tereddütsüz kabul etti.
Ankara’da Mansur Yavaş kendi yetki alanındaki işlemlerde şeffaflık uygulamalarını başlattı…
Benim asıl önemsediğim, şeffaflığın belediyelerde ve ülke yönetiminde temel bir sorun olarak ele alınmasıdır; TV’deki programda bu olmadı.Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün “yolsuzluk algısı” araştırmasında Türkiye 180 ülke arasında 78. sıradadır; Tunus, Ürdün bizim üstümüzdedir.
Sistemler şeffaf ve denetlenebilir olduğu ölçüde ülkeler sıralamada yukarıya çıkıyor.
“Denetim ve denge” ilkesi hem hukukun üstünlüğü bakımından hem sistemin yolsuzluk ve verimsizlik defosunu olabildiğince azaltmak bakamından hayati derecede önemlidir.
…***
Burhan Ayeri, 18 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kimse oyunu değiştirmez başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“L ütfü Kırdar'daki zirveyi ağırlıklı olarak Fox TV'den izledim. Tartışmanın yöneticisi bu ekranın temsilcisi olunca tercihimi onlardan yana kullandım. Kanalın Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk olayın öncesi ve sonrasını iyi yönetti.
Garibime giden tam buluşma arifesinde İsmail Küçükkaya aleyhinde yürütülen yoğun kampanya idi. Sosyal medyaya düşen yazılar arasında birkaç tane yere basan okudum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
En ağır saldırı eski Akşam gazetesi mensuplarından bir bayan gazetecininkiydi. Sadece Küçükkaya'yı değil, Binali Yıldırım'ı da ağır şekilde suçluyordu. Geçmişteki iş birliklerinden söz ediyordu.
Bu tip ithamlarda bulunmak kolay. Ancak "hadi ispatla" dendiğinde bunu yapmak zorundasınız.
Uzun geceye, daha doğrusu uzun güne değinelim. Neticede final hoş bir fotoğrafla tamamlanmış ise amaç hasıl olmuştur. Yine de "İstanbul hatırası" resmi hiçbir şeyi çözmüş değil.
Yorumculardan birkaç örnek vermek istiyorum. Öncelikle yandaş ve çırçır kanallardan birinde tesadüfen izlediğim bir konuşmacıdan başlayacağım. Adam köşe yazarı! Türkçe konuşma özürlü. İsmail Küçükkaya ve Ekrem İmamoğlu'na atmadık bip bırakmadı. Bu çapsızları nereden bulup çıkarıyorlar?
Ağırlığı Fox TV'nin konuklarına vereceğim. En başta Mehmet Akif Beki'ye. Bir dönem Erdoğan'ın en yakınında olan Beki'nin en büyük hasleti "tarafsızlığı"dır. Zaten görevden ayrılma sebebi bu yüzden. O, zirveyi ve katılımcıların tutumunu beğendi.
ANAR'ın Genel Müdürü İbrahim Uslu'ya da "Ak Parti'nin hısmı" diyebiliriz. Yine de ortadan konuştu. Yandaşlık göstermedi.
Şimdi en merak edilen soru; "Bu yumuşama daha yukarılara kadar tırmanır mı?" olacak. Buna hemen cevap vermek istiyorum:
"Bu mümkün değil. Çünkü Erdoğan'ın yapısı meydanda. Bu yüzden tıkanıp kalır."
Küçükkaya'nın en çok eleştirilen sorusu "Fetö'yle ilişkin var mı?" idi. Bunu doğrudan İmamoğlu'na yöneltti. Binlerce protesto mesajı yağınca, aynı soruyu Binali Yıldırım'a da tevcih etmek zorunda kaldı.
Yine de İsmail için "iyi başladı, iyi bitirdi" diyebilirim.
Böylesi bir gecenin sabahı Çalar Saat'te Meral Akşener'i gördük. İYİ Parti Genel Başkanı ile Erdoğan'ın bir Lütfü Kırdar buluşmasını düşünebiliyor musunuz? Hadi gerçekleşti diyelim. Yöneticisi hazır; Orhan Ayhan!
Amerika başta pek çok ülkede bu tarz tartışmalardan sonra süratle anket yapılır. Genelde telefonla gerçekleştirilir. Kısa sürede halkın nabzı tutulur.
Bizde ise telefonlardan aldığım mesaj çok net; "bu tartışma, kimsenin oyuna yer değiştirtmez." Yani 23 Haziran gecesi sonuç çok rahat alınacaktır. Kaldı ki, hiçbir ajans da neticenin alınmasını engelleyemez. Kim ne konuşursa konuşsun, seçimin kaderini mutfaktaki yangın tayin edecektir.