Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Avrupa’dan gözlemci heyet
Karar:
Büyükçekmece'deki fabrikada yangın faciası: 4 işçi can verdi
Yeniasya:
Dışişleri Bakanlığı: Yunanistan Lozan Barış Antlaşması’nı ihlal etmektedir
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Kormaz, 21 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Neden kalkınma?başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yeni liberal politikaların getirdiği küreselleşme süresince hedef ülkelerin büyümesini sağlamakta idi. Kısmen de başarılı oldu. Ne var ki bu süreçte kalkınma ikinci plana düştü. Gerçekte ise toplumsal refah için kalkınma şarttır.Ekonomik büyüme, ulusal gelir düzeyindeki ve birey başına düşen ulusal gelirdeki artışı işaret eder. Ulusal gelir olarak, Gayri Safi Yurt içi hâsıla kullanılmaktadır. Fiilen, büyüme GSYH'daki belli bir dönem itibariyle meydana gelen reel; yani enflasyondan arındırılmış artıştır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
GSYH'da reel artış, yani büyüme yanında Fert Başına GSYH'nın da artması için, nüfus artış hızının, büyüme oranının altında olması gerekir.
Ekonomik kalkınma, büyümeyi de içine alan daha geniş bir kavramdır. Ekonomik büyüme yanında, kişi başına düşen doktor sayısı, çocuk ölüm oranı, kişi başına düşen gazete, okuma oranı, öğretmen sayısı gibi ölçütlerle çevre şartlarının iyileşmesi de kalkınmanın birer göstergesidir. Ayrıca kalkınma olması için teknolojik gelişmenin de sağlanmış olması gerekir. Demokrasi de kalkınmayı ve toplumsal refahı destekleyen önemli bir unsurdur. Gelir artışı yüksek ve fakat yaşam kalitesi düşük, katılımcı demokrasiye sahip olmayan bir toplum gelişmesini tamamlamış bir toplum değildir.
Özet olarak, ekonomik kalkınma aynı zamanda bir ekonomide:
* Yatırımların artması, üretim verimliliğinin yükselmesi, çevre şartlarının iyileştirilmesi,
* İnsana yapılan eğitim ve sağlık yatırımlarıIarını talebe cevap verecek şekilde artması, eğitim ve kültür düzeyinin ve yaşam standartlarının yükselmesi,
* Konut ve sosyal güvenlik hizmetlerinin yaygınlaştırılması,
* Yoksulluğun önlenmesi ve gelir dağılımında düzelme ile en düşük gelir elde edenlerinde insanca yaşadıkları bir yaşam standardı,
* İnsani değerlerin yükselmesi ve katılımcı demokrasi, gibi hedefleri de gözeten bir yaklaşımdır.
Kalkınma anlayışında giderek insan faktörü ve toplumsal refah ön plana çıkmıştır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde İktisadi gelişme, fiziksel ve sosyal altyapı imkânlarını da kavrayan bir anlayış olmuştur. 20. yüzyılın son çeyreğinde ise, doğrudan "yaşam kalitesi" öne çıkmıştır (DPT, 2000).
Gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülke statüsüne geçmeleri yalnızca GSYH' da artışını yani büyümeyi, değil aynı zamanda yukarıdaki gelişmeleri de birlikte tamamlamaları gerekir.
Ekonomik kalkınma politikası, büyüme ve istihdam politikasından daha kapsamlı politikaları gerekli kılar. Bir ülkenin kalkınması için:
* Milli gelirin artışı yanında, ayrıca ve parelel olarak, artan bu gelirin daha dengeli dağıtılması, yoksul sayısının azaltılması ve fakirlik sınırının yükseltilmesine yönelik 'iktisat politikaları'nın uygulanması gerekir.
* Ekonomide kaynakların, sosyal yapıya, nüfus dağılımına ve koşullarına uygun kullanılması lazımdır. Söz gelimi nüfusun çoğunluğunun tarım kesimi ve kırsal kesimde yaşadığı ekonomilerde, sanayileşmeye geçiş sırasında, emek yoğun üretim tekniğinin kullanılması daha düşük maliyetle üretim yapılmasına ve işsizliğin azalmasına imkân sağlayacaktır.
* Tasarrufları ve yatırımları artırmak, üretimde verimliliği yükseltmek için, Devlet ve Piyasa arasında optimal bir denge kurulmalıdır. Gelişmekte olan ülkelerde, pazara giriş serbestisi ve rekabet şartları önünde engeller vardır. Kısmen de olsa geleneksel üretim yapısı bulunmaktadır. Faiz politikasını engelleyen inanç yapıları ve piyasada oligopol yapılar mevcuttur. Bu nedenle devletin piyasanın işlemesi, rekabet koşullarının çalışması için önlemler alması gerekir.
…***
Faruk Çakır, 21 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “Hukuk sistemi sınıfta kalmış”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sosyal Demokrasi Vakfı, Türkiye genelinde bir anket çalışması yapmış ve vatandaşın yargıya güvenini ortaya koymaya çalışmış.
Ankete katılanların çoğunluğu yargıda güven problemi olduğunu ifade etmiş ve herkesin bildiği ‘sır’ bir defa daha tescil edilmiş.Yargıya güvenin sarsıldığı, adaletin vaktinde ve zamanında tecelli etmediği, mahkemelerin çok uzun sürdüğü gibi tesbitler Türkiye’yi idare edenlerin de bildiği ve kabul ettiği dertlerimiz arasında yer alıyor. Zaten öyle olmasa yeni yeni ‘yargıda ıslâh paketleri’ açıklanır mıydı?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Araştırma ve anket sonucunda “Yargı bağımsızlığı sınıfta kaldı” tablosu çıkmış. Her halde böyle bir tablo ortaya çıkması kimseyi şaşırtmamıştır. Bununla birlikte problemin sadece yargı ile sınırlı olmadığı da bellidir. Keşke sınıfta kalan sadece yargı sistemi olsaydı. Maalesef, ekonomi yönetimi, eğitim sistemi, dış politika ve başka pek çok konuda sınıfta kaldığımız söylenebilir.
Adalet denildiğinde adaletsizlik akla gelen bir ülke olmak Türkiye’ye ve Türkiye’yi idare edenlere ne kazandırır? Bu yanlış kanaati düzeltmek idarecilerin ilk işlerinden biri olmalı değil mi? Ve böyle bir kanaat acaba kaç yılda, kaç yeni ‘reform paketi’ ile düzeltilebilir?
Araştırmanın ortaya çıkardığı rakamlara itiraz edilebilir. Ancak bu mesele umumî olarak bütün siyasetçilerin, uzmanların ve hatta adalet sisteminde çalışanların da ortak derdi ve şikâyetidir. Yani hiçbir siyasetçi ‘Adalet sisteminde sıkıntı yok. Her şey tıkır tıkır işliyor’ demez ve dememiştir. O halde mesele bu hastalığın tedavi edilmesinde düğümleniyor.
Araştırmanın diğer bazı neticeleri şöyle: Çalışmaya katılanların % 48,5’i Türkiye’de yargının bağımsız olmadığını dile getirirken; yargıya güvenenlerin oranı % 38’de kalmış. “Türkiye’de mahkemeler tarafsız mıdır?” sorusuna ise ‘tarafsızdır’ diyenlerin oranı % 37,7 olmuş. İktidar partisine oy veren seçmenlerin % 26,2’si dahi Türkiye’de yargının bağımsız olmadığını düşünüyormuş. Ankete, araştırmaya katılanların yarısı (% 50,7) Türkiye’de ifade hürriyeti olmadığını da dile getirmiş. Türkiye’de makam/mevki sahibi biri ile sıradan vatandaş mahkemelik olsa eşit şartlarda yargılanmayacağını düşünenlerin oranı ise % 79 olarak tesbit edilmiş. Yine aynı ankete göre ‘en güvenilen kurum’ olarak ‘ordu’ görülmüş. Yargı, hukuk sistemi ‘güvenilirlik’ noktasında hükümetin bile arkasında kalmış.
…***
Mustafa Pamukoğlu, 21 Haziran tarihli Aydınlık gazetesinde, “Tüketim eonomisi de durdu, AVM’ler bomboş”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Aylardır AVM’leri dolaşıyor ve tüketim ekonomisi ne durumda gözlemlemeye çalışıyoruz.AVM’ler ve cadde mağazalarına, dükkanlara Arap turistlerden başka giden yerli tüketici hemen hemen yok gibi. Ramazan ayında Araplarda da azalma vardı. Ama son iki yıldır alışverişi ve turizmi ayakta tutan Araplar. Araplar eğer çeker giderse birçok mağaza kepenk indirecek; bu kesin.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Büyük yatırım maliyetlerine katlanılarak yapılan mağazalar günde 3-5 parça ürün ya satıyor ya satmıyor. Satın alanlar da Arap turist. Yerli müşterinin ayağı kesilmiş durumda. Böyle giderse tüketim ekonomisi de derin krize girecek.
Türkiye genelinde şu anda aktif halde olan AVM sayısı 411. İstanbul’da ise aktif 118 alışveriş merkezi bulunuyor. Türkiye genelindeki AVM sayısının 2021 sonunda 454’e çıkması bekleniyor.
Başta İstanbul olmak üzere AVM cenneti olduk. Gelir düzeyine ,borçlanma kapasitesine göre bu kadar AVM haddinden fazla. Eğer Araplar için bu kadar AVM yaptıysak işimiz daha da zor.
Geçen yılın nisan ayı ile karşılaştırıldığında AVM’lerdeki teknoloji kategorisi m2 verimliliği yüzde 18.2, hipermarket kategorisi m2 verimliliği yüzde 18, giyim kategorisi m2 verimliliği yüzde 15.8, ayakkabı kategorisi m2 verimliliği yüzde 12.3 ve diğer kategorisi m2 verimliliği yüzde 10.1 oranında artış göstermiş.
Bu veriler AVM’lerde işlerin iyi gittiğini ifade ediyor. Bizce sektörün moralini iyi tutmak amaçlı arındırılmamış rakamlar. Gerçeği tam yansıtmıyor. Çünkü dev yatırımların karşılığını hiçbir mağazanın son iki yıldır aldığını sanmıyoruz. Bir kere kur ve faiz artışları zaten tüm yatırımcıları ve mağaza sahiplerini sarsmış durumda.