Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: FETÖ'nün meslekler ve kişi kodları deşifre oldu
Karar:
Edirne'de kaçak göçmen faciası: Çok sayıda ölü ve yaralı var
Yeniasya:
Gazze'de "Kara Çalıştay" için genel grev
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Barış Doster, 26 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "İstanbul seçiminde ne oldu?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" AKP’li Ali İhsan Yavuz, 31 Mart yerel seçimlerinin ardından İstanbul’daki sonuçlara itiraz ederken, “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şey oldu” diyerek, hem dilimize hem siyasi literatürümüze özgün(!!!) bir katkıda bulunmuştu. 23 Haziran’da yinelenen seçimde İstanbul seçmeni Yavuz’un merakını giderdi. 81 ilde, 82 milyon yurttaşın, 83 gündür bir numaralı gündem maddesi olan İstanbul seçiminde, 800 bini geçen oy farkıyla (yüzde 9) Ekrem İmamoğlu büyük başarı kazandı. İstanbul’da yerel seçimlerde tarihi oy oranına ulaştı. 39 ilçenin 28’inde rakibini geride bıraktı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Şimdi hep birlikte soralım. Bu sonuç ne anlama geliyor? Birincisi; seçmen iktidar blokuna ve Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçimi iptal kararına karşı çıktı. YSK kararının, kamu vicdanında karşılık bulmadığını gösterdi. Muhalefete oy veren yurttaşları dışlayan, ötekileştiren, düşmanlaştıran, şeytanlaştıran söyleme; “milliyetçiliğin her türlüsünü ayaklar altına alan” sonra da milliyetçi söylemi kullanan siyasete; 31 Mart öncesinde “beka tehdidi var” diyen, 23 Haziran’dan birkaç gün önce ise PKK terör örgütünün liderinin mektubundan medet uman fırsatçılığa itiraz etti.İkincisi; iktidar bloku İstanbul’da yüzde 45’e geriledi. Oy sayısı 4 milyonun altına indi. Bu tablo; milleti, halkı, yurttaşları etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden ayrıştıran, seçim öncesinde İmamoğlu’nun aile kökleri için “Pontus”göndermesi yapacak kadar düzeysizleşen siyasete ders verdi. Sağduyulu davrandı. Üçüncüsü; Millet İttifakı’nın seçim stratejisi de, İmamoğlu’nun herkesi kucaklamaya çalışan, kamu hizmetinde ehliyet ve liyakatin altını çizen, israfı, gösterişi eleştiren, sokaktaki insana dokunan kampanya stratejisi de seçmende karşılık buldu. Dördüncüsü; seçime katılım oranının, 31 Mart’a göre az da olsa artması, Birinci Meşrutiyet’ten (1876) beri iyi-kötü, ağır-aksak, kör-topal da olsa seçim ve sandık deneyimi olan halkın, bu konudaki kararlılığını, tutarlılığını ve yaklaşımını gösterdi. Beşincisi; 17 yıllık iktidarın hem siyasetine hem de siyaset diline karşı ciddi bir uyarıda bulundu. Kızan, bağıran, azarlayan, tepeden bakan, hakaret eden yaklaşımı benimsemediğini ortaya koydu. Kısacası, iktidarın gerileyişini hızlandıran, muhalefetin ise umutlarını artıran 23 Haziran yerel seçimleri, siyasette çok önemli sonuçlar doğurdu.
...***
Taha Akyol, 26 Haziran tarihli Karar gazetesinde, "AKP nereye?"başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.
" Mahalli seçimlerde AK Parti büyük çapta oy kaybetti, elindeki 14 il muhalefete geçti. En dramatik kayıpları büyükşehirlerde yaşadı. Kazanacağına inanarak tekrarlattırdığı İstanbul seçimlerinden 800 bin oy geride kalarak çıktı!Bu siyasi harita değişmesinin sebebi iktidarın kendini “iyi anlatamaması” değildir.Çok büyük oranda görsel ve basılı medya iktidarın kontrolündeydi. İktidarın propaganda faaliyetlerine ekranlarda saatler, gazetelerde manşetler tahsis edildi.Muhalefete ‘Yunan’ falan gibi yakışıksız suçlamalar yöneltildi.İktidar daha nasıl kendini anlatabilirdi?"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Büyük oy kapılarının sebebi AK Parti’nin temel politikalarında oluşan sorunlardır.Bunları iki başlık altında toplamak mümkün: Biri, parti politikalarında sistematiğin, tutarlılığın, dolayısıyla inandırıcılığın aşınmış olması… Öbürü eski sivil görüntü yerine ‘devlet’ görüntüsünün ağır basması…
PANORAMA-TR adlı araştırma kurumu, seçimlerden yirmi gün önce “23 Haziran İstanbul Seçimleri Özel Sayısı” adlı bir rapor yayınladı. AK Parti’nin 31 Mart sonuçlarını iyi tahlil etmeden, “çalışılmış bir stratejiden öteye, el yordamıyla atılan taktiksel adımlardan ibaret” davranışlarla 23 Haziran’a hazırlandığını belirterek şöyle diyordu rapor:
“Seçimlerin yenilenmesi yüzünden ahlaki üstünlüğü İmamoğlu’na kaptıran AK Partinin, tekrarlattığı seçimleri kazanmayı sağlayacak bir hazırlık ve enerjiden yoksun olduğu görülüyor. Söylem ve adımların parçalı ve tutarsız olması, ittifak içi homurdanmalar ve parti-içi dil çatışmaları AK Parti’nin 23 Haziran seçimlerine giderken bir sinerji yakalamasını engellemiş görünüyor.
Burada bilhassa “parçalı ve tutarsız” kavramlarına dikkat. 31 Mart öncesi “beka meselesi” diye yeri göğü inletmek, 31 Mart’tan sonra bunu bırakmak… “Kızgın demiri soğutmak”tan bahsedip ardından Yunan, Pontus suçlamalarını ateşlemek… Muhalefeti terör örgütüyle işbirliği yapmakla suçlarken, Adalet Bakanlığı’nın 2 Mayıs’ta Öcalan’a avukatlarla görüşme izni vermesi… Seçimlere üç gün kala, 20 Haziran’da Öcalan’ın HDP’lilere “tarafsız olun” yani sandığa gitmeyin diye açıklama yapması, Bahçeli’nin bunu onaylaması… 22 Haziran’da Osman Öcalan’ın TRT Kurdi’de aynı çağrıyı yapması…
Bu tabloda tutarlı bir politik çizgi mi var, yoksa “el yordamıyla” yürütülen “parçalı ve tutarsız” taktikler mi?
İktisatçılar ve yabancı derecelendirme kuruluşları ekonomik politikalarda da parçalı ve bazen çelişkili, mesela mali disiplin derken borçlanmayı teşvik etmek gibi uygulamalar yapıldığını yazıyorlar, söylüyorlar. Ekonomi konumuzun dışında.
Cumhurbaşkanlığı sisteminde ‘devlet’ ve ‘parti’ başkanlıklarının birleşmesi ve daha önemlisi çok sık şekilde parti faaliyetleriyle görünmesi AK Parti’nin eski ‘sivil’ görüntüsünü azaltıp devlet görüntüsünü güçlendiriyor. Ama sadece bu değil…
Bu olguya “had bildirme” söylemleri eşlik ediyor…Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu hakkında ceza davası açılıp görevden alınabilecekleri şeklindeki ifadeler…Elinde devlet gücü olmayan bir parti bunları söyleyebilir miydi?
31 Mart seçimlerinin iptaline ‘delil’ üretmek için polisin kapı kapı dolaşıp ‘sahte seçmen’ araması… Savcıların sandık kurulları hakkında soruşturma açması bunu AA’nın ilan etmesi…
Anayasa’nın 114. Maddesine göre seçimlerden önce Adalet, İçişleri ve Ulaştırma bakanlıklarına partisiz isimler getirilir, onlar açık politik faaliyetlere katılmazlardı. Bu madde 2010’da kaldırıldı.
31 Mart İstanbul seçimlerinin YSK’ca iptalini de ancak iktidar sağlayabilirdi.
...***
Abdülkadir Özkan, 26 Haziran tarihli Milli gazetesinde, " AK Parti önce kendini sorgulamalı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İstanbul’da yenilenen belediye başkanlığı seçimi öncelikli olarak AK Parti yönetiminin nerede yanlış yaptıklarını düşünmelerine zemin hazırlamıştır. Sanıyorum parti yöneticileri de bu yönde gerekli değerlendirmeyi yapacaktır. Ancak, iktidar yanlısı medyada değişen bir şey olmadığını, eskiden olduğu gibi bir takım suçlular arayarak AK Parti’nin başarısızlığını gizlemeyi, suçluyu ilgisiz yerlerde aramayı tercih ediyorlar. Bu da gösteriyor ki, AK Parti yandaşı medya, iyilik değil partilerine kötülük ediyorlar. Elbette, tüm bunlar AK Parti’yi ilgilendirir. Onlar gerçeklerin yazılıp çizilmesinden yararlanmak yerine bir takım yandaşların yalanları ile oyalanmak istiyorlarsa kendileri bilirler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Tüm partiler için her seçim kendilerini gözden geçirmeleri için ışık tutar. Bu bakımdan özellikle iktidar partisi oturup, nerede yanlış yaptık da İstanbul’da seçimi kazanan aday ile aralarında iki ay önce 13 bin oy farkı varken geçen bu kısa süre içinde oy farkı 800 bini geçti diye düşünmek durumundadırlar. Yoksa diğer partilerin stratejilerini suçlayarak, bir başka ifadeyle kendilerini desteklemediklerini ileri sürerek başarısızlıklarını izah etmeleri mümkün olmaz. Kaldı ki, her parti kendi adına strateji belirler, bir başka partinin isteği doğrultusunda tavır belirlemez. Eğer, ortak tavır belirlemek söz konusu ise bu da partilerin bir araya gelerek ortak bir hedef belirlemeleri ile mümkün olur. Yoksa iktidar sahiplerinin yıllardan beri uygulamak istedikleri, bazı partilerin kendilerine teslim olması arzusu gerçekçi bir yaklaşım değildir. Çünkü hiçbir parti bir başka partinin vesayetini kabul etmez. Kabul edenler olur ise onlar da varlıklarını uzun süre koruyamazlar.
İktidar yanlısı medya yüzde 9’dan fazla oy farkını hâlâ terör ve terör örgütleri ile toplumu korkutma, toplumu kamplaştırma politikalarının sonucu olduğunu görmezden gelerek yine toplumu suçlamayı sürdürmeleri de gösteriyor ki, en azından iktidar yanlısı medya tüm bu gelişmelerden ders almış değil. Çünkü yıllardan beri sürdürdükleri korku siyasetini hâlâ sürdürüyorlar. Kaldı ki, yandaş medyanın bu tavrı tuttukları partiye faydadan ziyade zarar vermiştir. İstanbul’da yenilenen seçim sonuçları bunu açıkça ortaya koyuyor. Ama birileri ısrarlı bir şekilde yanlıştan dönmek istemiyor, ülkede korku havasının hâkim olmasından yana tavır sergiliyorlar.