Haziran 30, 2019 08:17 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Yeni sistemin aksaklıklarıyla ilgili yapılacak çalışmada bakanlıkların yapısı da masada

Yeniasya:

Zamlar enflasyonu tetikler

Milli gazete:

Seçimin kahramanı seçmendir

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Atakan Hatipoğlu, 29 Haziran tarihli Aydınlık gazetesinde, “Erdoğan’ın yolu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yerel seçimler sonrası yaz ayları, sonbaharla birlikte giderek ısınacak bir siyasal gündem için hazırlık yapmakla geçeceğe benziyor. Seçim sonuçları AK Parti’nin tutarsızlık ve hatalarının bedelini ödemeye başladığın gösterdi. İnişe geçen güçler merkezkaç etkenleri daha kuvvetli hissetmeye başlarlar. 2007 öncesi daha kolektif ve uyumlu bir işbirliği görüntüsü veren parti içi güç odakları artık bağımsızlıklarını ilan ediyorlar. Avrasya yöneliminden memnun olmayan, “eski güzel günleri” özleyen ancak partiden ayrılmayı doğru bulmayan Amerikancı klikler hareketlendiler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ak Parti, FETÖ hıyanetinden sonra kendini toparlayamadı. Partinin kuruluşunu belirlemiş kodlar dağıldıktan sonra yapılması gereken şey, yeni bir ideolojik kuruluşu bütün partiye tartıştırmak ve yeni bir program inşa etmekti. Bunun yerine lidere itaat merkezli bir idare-i maslahat yolu seçildi. Ancak siyasette biraz öyle biraz böyle olmuyor. Kimseye zararı olmayan küçük bir partinin tutarsızlıkları üyeleri düzeyinde belki “idare edilebilir.” Ama hükümet partisi iseniz hayat sizi tutarlılığa zorluyor. Bugün AK Parti’nin en büyük düşmanı kendi programatik tutarsızlığı ve kadroları ile izlediği siyaset arasındaki makas açıklığıdır.

Oyun düzeni bozulmuş olan AK Parti’de Erdoğan şimdilik partinin hâkimi ve seçmen davranışı düzeyinde parti esas olarak bir Erdoğan Partisi. Bu nedenle Babacan ve Davutoğlu’nun kuracağı partiler başlangıçta büyük oy kaymalarına neden olmayabilir. Ancak mesele, İmamoğlu etrafında batı destekli bir koalisyonun inşa ediliyor olması. Babacan’ın partisi İyi Parti’nin NATO’cu milliyetçiliğinin ardından Erdoğansız bir AK Parti eksiğini tamamlayacak. CHP zaten Baykal operasyonunun ardından dönüştürülmüştü. HDP’nin de desteğiyle batıcı iktidar denklemi tamamlanıyor.

Bu koşullarda Erdoğan’ın nasıl davranacağına dair kamuoyunda spekülasyonlar yapılıyor. Meseleyi yukarıdaki ittifak denkleminin bütünlüğü içinde okuyamayan bazı yorumcular, Erdoğan’ın parlamenter sisteme geri dönebileceğini öngörüyorlar. Buna göre önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde artık yüzde 51’i bulma şansı kalmadığını gören Erdoğan, hiç olmazsa hükümet çoğunluğu sağlamaya razı olacakmış.

Kanaatimce, Erdoğan gibi pragmatist bir lider, ilk kez bu denli ciddi bir meydan okuma ile karşı karşıya kaldığı koşullarda, elindeki hiçbir avantajı terk etmeye yanaşmayacaktır. Etrafındaki çember daraltılırken en çok ihtiyaç duyacağı şeyin daha fazla iktidar olduğunu hesaplayacaktır. Önümüzdeki aylarda Erdoğan’ın mevcut siyaset aritmetiğini kabul edip, hiçbir şey olmamış gibi davranması da, iktidar kullanma kapasitesini azaltmaya razı olması da beklenmemeli. Bir başka deyişle Erdoğan “savaşmayı” tercih edecektir.

Bunu yaparken ilk fırsatta MHP’den kurtulmaya çalışacağı türünden beklentiler, hayata uygun değil. Kimse kendi eliyle müttefiklerini azaltmaz. Aksine geniş cephe kurmaya çalışması akla yakındır. Ancak bu noktada Erdoğan’ın 19 Mayıs’ta verdiği fotoğrafa uygun bir milli hükümet kurmasının önünde hem kendisinden hem de parti içi dengelerden kaynaklanan iki engel bulunuyor. İktidar olmayı, iktidar aracılığıyla uygulayacağı programdan daha fazla önemseyen bir lider, 19 Mayıs ruhunu kendi işine geldiği gibi kurgulamak isteyebilir. Ancak kişisel iktidarı için duyduğu ihtiyaçları Türkiye’nin nesnel ekonomik ve siyasal ihtiyaçları ile aynı vektörde tanımlayamadığı takdirde, gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetmesine kimse engel olamaz.

...***

Tuncay Mollaveisoğlu, 29 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yüksek voltaj, saray’ı nasıl karanlığa gömdü?”başlıklı yazısını ouyucularla paylaşıyor.

“Ekonominin dümenine damadı geçirmesinden belliydi.“İşi ehline vermek” sözünün hem ahlaki hem de vicdani zeminde çöktüğü gündü.O günlerde yazdım; Berat Albayrak’ın büyük yetkilerle donatılıp “ikinci adam” yapılması; ekonomik ve siyasi krizleri, Erdoğan’ın aile meselesi haline getirecektir diye...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Öyle de oldu... Seçmen ağır ekonomik krizin ve kötü yönetimin faturasını doğrudan AKP Genel Başkanı Erdoğan’a kesti...

Erdoğan, Ekrem İmamoğlu karşısında ikinci kez ve büyük farkla kaybetti.

Üçüncü, dördüncü, beşinci seçimin sonucu da değişmezdi...

Bundan sonra AKP girdiği tüm seçimlerden yenilgi ile çıkacaktır.

Erdoğan, büyük bir kabine ve teşkilat değişikliği ile seçmene “ders aldım” mesajı vermeye çalışacaktır.

Seçmen, “başkanlık sistemine” karşı olduğunu, demokrasi, hukuk ve özgürlüklerden yana tavır koyduğunu net bir şekilde ifade etti.

O akşam, “ucube başkanlık sistemi”; seçim tarihinin İstanbul’daki en yüksek oy oranı ile sandıklara gömüldü.

Erdoğan yine büyük yanıldı ve büyük kaybetti...

Muhalefeti referandumdan bu yana “terörle” teröristlerle işbirliği yapmakla suçlayan ve “beka” masalı anlatan Cumhur İttifakı’nın seçimin son günlerindeki “İmralı açılımı” içinde bulundukları açmazın yansımasıydı.

Başkanlık sisteminden, şaşkınlık sistemine geçilmişti.Kibir, tepeden bakmak, “ben yaptım oldu” zihniyeti, şatafat, aşırılık, ego, güç zehirlenmesi... Memleketi tapulu mülkü gibi görenler aşırı voltajın yarattığı tehlikeyi görmezden geldi.

Yüksek voltaj; arada trafo ve sigorta sistemleri olmadan girdiği evin tüm cihazlarını yakar...

Anayasal kurumların varlığı ve bağımsızlığı, Meclis denetimi; demokrasi ve hukuk devletinin sigortalarıdır... Bu sigortaları kapatan ve tüm gücü Saray’a bağlayan ucube sistem çöktü...

Toplum gerilim istemiyor. Huzur istiyor... Sandıktan çıkan mesajı iktidarın doğru okumadığı anlaşılıyor.

Millet İttifakı’nın yönetimine geçen büyükşehirlerde, seçilmiş başkanları “topal ördek” durumuna getirmek için bir dizi karar hızla alınıyor.

Parti devletinin gücü, halkın iradesi ile seçilmiş başkanları sakatlamak, iş yaptırmamak için devreye sokuluyor.

Oysa seçimlerden yansıyan, aslında tam da bu fotoğrafa olan isyandı!

Saray yüksek gerilimin karanlığına gömüldü...

Karanlıktan çıkmak sigortaları yeniden açmakla mümkün...

...***

Kazım Güleçyüz, 29 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “Birinci yargı paketi sorunları çözer mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hazırlandığının ifade edilmesinin üzerinden neredeyse bir yıla yakın bir süre geçtikten sonra açıklanan ve 2015’teki benzeri gibi çok fazla bir heyecan uyandırmayan Yargı Reformu Strateji Belgesindeki taahhütleri hayata geçirmeye yönelik paketlerden birincisi gündemde.Bu paketin muhtevasına ilişkin haberlerde yer aldığı belirtilen bazı detaylar şöyle: Savcılar suçun sübutuna doğrudan etki edecek delilleri toplamadan dava açamayacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

* Tutuklama kararı için, “suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe” yeterli olmayacak, “kuvvetli şüphenin varlığını gösteren somut delillerin bulunması” şartı aranacak.

* Terörle Mücadele Kanunu’nda terör propagandası suçunun düzenlendiği 2. fıkrasına, “Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” hükmü eklenecek.

Bunlar pakette gerçekten olacak mı, bilmiyoruz, ama olursa ve çok daha önemlisi uygulamaya da aksederse, içinden geçtiğimiz süreçte yaşanan sıkıntıların önemli bir kısmı çözülür ve ciddî bir rahatlama sağlanır.

Bu süreçte, tutuklamaların delile dayanmadığı ve tutukluluğa devam kararlarının da “Deliller toplanmadığı için” gerekçesine dayandırıldığı o kadar çok örnek var ki...

Pakette yer alacağı ifade edilen diğer bazı düzenlemeler ise çözüm olmaktan uzak.

Bunlardan biri kadın veya 65 yaşını bitirmiş kişilerin 2 yıla, 70 yaşını bitirmişlerin 3 yıla, 75 yaşını bitirmişlerin de 5 yıla kadarki hapis cezalarının ev hapsine çevrilmesi.

Ve “örgüt” suçlarının istisna tutulması.

Belli ki, malûm davalarda standarda bağlanmış gibi en az 6.5-7.5’ar yıl hapse mahkûm edilen ve aralarında bebekli anneler de bulunan kadınlar özellikle hariçte bırakılıyor.

Halbuki bu mahkûmiyetlerin çoğu delilsiz açılan davalarla yine sağlam delil olmaksızın verilen konjonktürel, tartışmalı ve yargı normale döndüğünde bozulacak kararlar.

Mağduriyetlerin çoğu da buralarda.

Bunlara çözüm getirmeyen bir düzenlemenin “Dostlar alış verişte görsün” dedirtmekten öte bir anlamı ve mantığı var mı?

İfade özgürlüğüne dair istinafta kesinleşen cezalara temyiz yolunun 5 yıl altındakilerle sınırlı olarak açılması da aynı şekilde.

Esastaki ağır hak ihlâllerinin, parçalı ve rezervli “çözüm”lerle telâfisi mümkün değil.