Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Alınacak S-400 savunma sisteminin nereye yerleştirileceği ve çalışma yöntemi tartışılıyor
Star:
Harvard Üniversitesi, Suudi Veliaht Prense ait öğrenci kontenjanını iptal etti
Yurt:
Turizmciler dikkat: İşletmenize AKP'li ortak geliyor!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ali Sirmen, 5 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İmamoğlu’nun işi çok zor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“23 Haziran İstanbul seçiminin üzerinden on günden fazla zaman geçti. Ama Türkiye’de hâlâ en fazla ilgi çeken, kimilerini en fazla heyecanlarından konu, bu kendine özgü seçimin ürünü olan Ekrem İmamoğlu. Toplumun önemli bir kesimi inanmış ki “İmamoğlu varsa çözüm de var.” Bu inanç kimi güçlüklere göğüs gerilmesini de skolaylaştırıyor. İmamoğlu, toplumun kendisine yüklediği misyonu sırtlanmaya amade. O da toplumu kucaklaştırma, uzlaştırma işlevini yerine getirmeye hazır olduğunu her vesileyle yineliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
23 Haziran öncesi, baba ocağı, Trabzon’da Karadenizlilere Diyarbakırlıların selamını götürdüğünde Trabzon yıkılayazdı. Başkan’ın Sözcü’den Özlem Gürses ile yaptığı söyleşide belirttiğine göre şimdi sıra Diyarbakır’a Karadenizlilerin, İstanbulluların, selamını götürmeye gelmiş. Daha da önemli, bir işlevi yüklenmiş İmamoğlu, 16 milyon İstanbulluya, “İstanbulluyum” dedirteceğini söylüyor. İstanbul’da velev ki üst kimlik olarak insanlara “İstanbulluyum” dedirtebilirse, İmamoğlu muazzam bir iş başaracaktır.
Ama sorunlar çok çeşitli alanları kapsıyor ve köklü. Toplumun İmamoğlu’na, yüklediği işlev ve umutlar İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın boyutunu çok aşıyor. Öte yandan iktidar, Ekrem Başkan’ın hareket alanını daraltmak için elinden geleni ardına koymayacağını belli ediyor. Bu durumda İmamoğlu’nun işi çok güç. Şimdilik herkes bu gerçeği görüyor ve sevgi dağıtan bu genç adama umutla olduğu kadar hoşgörüyle de yaklaşıyor. Ama toplum, zaman içinde temel sorunlardan olan, yoksulluğun, işsizliğin hafifletilmesi konusunda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yeterli araçlara sahip olamayacağını unutup umutlarının, düş kırıklığına dönüşmesine tanık olabilir. O zaman uğranacak hüsran, şimdi beslenen umutların boyutlarıyla orantılı olacak ve fatura hiç de hak etmediği halde Ekrem İmamoğlu’na çıkabilecektir. Bu duruma karşı en iyi çare, belki de şimdiden kaynayan toplumsal coşkuyu dizginleyip denetim altına almaktır. Bunun da silkinip, uyanan güçleri şu andan frenlemek gibi olumsuz bir sonuç doğurabileceğini söyleyenlere de hak vermemek, böyle bir önerinin bozgunculukla nitelenebileceğini görmemek mümkün değildir. Görülüyor ki, İmamoğlu’nun işi kadar güç olan bir başka şey de bu güçlüğü yazmaktır.
Bu, şimdiye kadar gösterdiği performansıyla güçlüklerin altından kalkabileceğinin işaretlerini veren İmamoğlu’nu başarıya götüren etkenlerin içinde, mütedeyyin kişiliğinin önemli bir yer tuttuğu yadsınamaz.
...***
Mehmet Ocaktan, 5 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “Yeni sistem tartışması erken başladı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul seçimiyle ortaya çıkan tablo, bir yıl önce hayata geçen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini tartışılır hale getirdi. Seçmen kitlelerinin bir yıl gibi kısa bir sürede derin bir kırılma yaşayarak arayış içine girmesi, toplumun AK Parti’ye olan rağbetin azalmasından çok yeni sistemden yorulduğunun bir göstergesidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Her ne kadar 31 Mart seçimlerinde neredeyse bütün büyükşehirleri kaybeden Cumhur İttifakı, seçmenin mesajını aldıkları yönünde şu ana kadar açıktan bir beyanda bulunmasalar da yeni sistemden onların da çok mutlu olmadıkları anlaşılıyor. Nitekim iktidar cenahından gelen “Revize edilebilir” yönündeki açıklamalar, memnuniyetsizliğin ipuçlarını vermektedir.
Kabul etmek gerekiyor ki Türkiye’nin, demokratik normlar açısından fevkalade sıkıntılı olan bu sistemle yürümesi mümkün değildir. Çünkü bu sistem özü itibariyle “kuvvetler ayrılığı”na dayanmamaktadır, Meclis işlevsizleştirilmiştir, yargının bağımsız ve tarafsızlığına olan güven azalmıştır.
Prof. Kemal Gözler 2016 yılında Anayasa değişikliği gündeme geldiğinde yazdığı “Elveda kuvvetler ayrılığı, elveda Anayasa” adlı makalesinde kuvvetler ayrılığının olmadığı bir devletin “anayasal devlet” olmayacağına dikkat çekmiş ve önemli uyarılarda bulunmuştu: “Önemle belirtmek isterim ki, yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin elinde toplandığı kişinin kim olduğunun bir önemi yoktur. Bu kişi, bir ‘bilge kral’ veya halk tarafından yüksek bir oy oranıyla seçilmiş bir başkan olsa bile değişen bir şey olmaz.
Evet, başkanlık sistemi de tıpkı parlamenter sistem gibi demokrasinin bir kurumudur. Ancak Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ne başkanlık, ne de parlamenter sistemle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Nevi şahsına münhasır, ama ne olduğu belli olmayan bir sistemdir. Kısacası, bu sistemin evrensel hukuk normları içinde bir tarifini yapmak ne yazık ki mümkün değildir.
Maalesef yeni sistem, demokratik bir hukuk devleti için hayati önem taşıyan denge-denetim mekanizmalarını ortadan kaldırdığı için ‘kuvvetler ayrılığı’na dayalı demokratik bir başkanlık modeli değildir.
Bugün uygulamalar ortaya çıktıkça görüyoruz ki, evrensel hukuk normları nezdinde bir karşılığı bulunmayan bu sistemin, Türkiye’nin demokratik ve hukuksal görünümüne verdiği zararın faturası her geçen gün ağırlaşmaktadır.
Yeni sisteme yönelik eleştirilerde art niyet arayanların görüşlerine katılmak keşke mümkün olsaydı, ama mesele bu kadar basit değil. Zira gücün büyük ölçüde tek elde yoğunlaşması yüzünden ülkenin dünyadaki hukuksal görünümü zayıflamış ve buna bağlı olarak da ekonomideki ‘öngürülebilirlik’ kaybolmuştur. Dolayısıyla son dönemde ülkeye yabancı yatırım girişinin azalmasını da, Türkiye’nin dışarıda uygun faiz koşullarında kredi temin etmesinde yaşanan sıkıntıları da yeni sistemin yarattığı görünümle birlikte okumak gerekiyor.
…***
Kazım Güleçyüz, 5 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Sorumlu parlamenter sistem mi, darbeler mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“23 Haziran İstanbul seçiminin gündeme taşıdığı önemli konulardan biri de parlamenter sisteme geri dönülmesi veya en azından cumhurbaşkanının partiyle bağının kesilmesi oldu.Parlamenter sisteme dönüş çağrılarını bizzat Erdoğan cevaplama ihtiyacı duydu.“O sistemi denedik, çok bedeller ödedik” diyerek ve yeni sisteme geçiş kararını milletin verdiğini söyleyerek. Kastı, 16 Nisan 2017’deki referandumdan çıkan sonuç.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
İkisi için de söyleyeceklerimiz var. Önce, olumsuzlukların faturasının parlamenter sisteme çıkarılmasına karşı soruyoruz:
Ödediğimiz o ağır bedellerin sorumlusu parlamenter sistem mi, yoksa milletin verdiği silahı seçilmiş parlamentolara ve onların içinden çıkan meşrû hükümetlere çevirerek defalarca meclisleri fesh eden ve hükümetleri deviren askerî darbeler mi?
Vakıa şu ki, parlamentoyu dağıtıp hür siyaseti darma dağın eden her darbe, ürettiği istikrarsızlıkları yeni darbelerin gerekçesi yaptı.
Hal böyle iken, darbeyi değil de mağdurunu sorumlu tutup faturayı ona kesmek, demokrat düşüncenin yapacağı birşey değil.
Böyle antidemokratik bir yaklaşımın, meclisi bypass edip işlevsiz kılan bir sivil darbeyle tek adam rejimini dayatması gayet “normal!”
Yeni sistemi milletin onaylaması bahsine gelince: 16 Nisan 2017 referandumunda açıklanan sonuçların, kimsenin içine sinmediği bir gerçek. Hele “hayır”ların fazla çıktığı İstanbul ve Ankara sonuçları ile Türkiye geneli sonuçlarının değiş tokuş yaptığı bir tablo, izahı zor bir çelişki ortaya çıkardı.
Böylesine önemli ve hayatî bir husustaki değişikliğin bu kadar küçük farkla ortaya çıkan tartışmalı bir sonuca bina edilmesi ayrıca üstünde durulması gerekli bir konu.
Dahası, iki seneyi aşkın uygulama sürecinde yaşananların, o zaman “evet” demiş olanları bile tekrar düşünmeye sevk ettiği görülüyor. Bunlar içinde, vaktiyle iktidar partisinde önemli görevler üstlenenler de var.
O referandumda tek adam rejimine “hayır” diyen Millet İttifakı, parlamenter sistemin, uygulamada ortaya çıkan sorunlardan arındırılıp geliştirilerek devamından yana bir yaklaşım ortaya koymuştu. 23 Haziran sonrasında bu talep yeniden gündemde.
Konu tekrar milletin önüne gelmeli.