Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: işsizlikte artış
Yeniçağ:
Özdağ’dan Davutoğlu ve Babacan açıklaması
Aydınlık:
Kıbrıs işbirliği koordinatörlüğü kuruldu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Şükran Soner, 6 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Saray, partili cumhurbaşkanı çıkmazında..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dünyada bir eşi, benzeri olmayan, “Hem başkanlık rejiminin başkanı, hem de parlamenter rejimin cumhurbaşkanı, çifte kimlik, işin gereğine göre Cumhurbaşkanlığı’nın parlamenter rejimin ilkelerine göre bağımsız cumhurbaşkanı için tanınmış yürürlükteki tüm anayasal yetkilerini kullanmak.. Yetmez, başkanlık rejiminin yürütmenin başına tanınmış tüm icraatlara ilişkin yetkileri, yetmez partisinin genel başkanı olarak tüm siyasal yetkileri, yetmez başkanlık rejimlerinin icraatçı başkana tanıdığı otoriter yetki donanımlarının denetlenebilmesinin olmazsa olmazları çok güçlü güçler ayrılığı ilkelerini yok sayarak..””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
...***
Dünyada bir eşi benzeri olmayan Saray, tek adam rejiminin icraatlarında tüm söz konusu, bağımsız yargı, parlamento, yerel yönetimler, Merkez Bankası içinde ilgili kamu karar verici kurumlarının özerklikleri, bağımsız denetim kurumları, kamu gücü, işletmeleri yetkilerinin varlığının.. olmazsa olmazı liyakate dayalı kadrolaşma ilkelerinin, yıllardır hukuksuz ayaklar altına alınmalarına göz yumulması..
2002’li yıllardan günümüze katlanan pervasızlıkla hak-hukuk-adalet-demokrasi ilkelerinin ayaklar altına alındığı, ayırmacılıkla, kayırmacılıkla kamu gücü/erkinin kullanılıyor olması.. Gülen cemaati ortaklığı ile yürünen yolda 17 Aralık dönemeç taşı, 15 Temmuz 2016 suçüstü, dış, Amerikan destekli darbe girişimi ile FETÖ’cülükle yüzleşme.. 16 Nisan 2017, YSK seçim sonuçları, oylanması da tartışmalı referandum oylaması sonucu, dünyada bir örneği olmayan hem başkanlık rejimi, hem de parti başkanı kimlikli Saray, tek adam rejimine geçiş. 24 Haziran 2018 seçim sonuçlarıyla, Recep Tayyip Erdoğan’ın şeklen Başkanlık rejiminin başkanı, fiilen yürürlükte kalmış parlamenter anayasal rejiminin güvenceleri donanımlı Cumhurbaşkanlığı yetkilerinin kullanılması.. Hak-hukuk-adalet-demokrasi ilkelerinin sınırtanımaz boyutlarda, biat etmedikleri varsayılan kişi ve kurumların cezalandırılmalarında, sınırtanımaz baskı aracı olarak kullanılmalarının hemen her gün birçok örneği ile yüzleşiyor olmamız.. Yetmez acil, geçici durumlara ilişkin kararnameler, torba yasalarla, başkanlık rejiminin seçilmiş parlamentosu, bağımsız yargı kurumları en başta tüm kamu kurumlarının yönetimleri ele geçirilmiş olarak, sınırsız kamu gücü/erkinin haksız, hukuksuz kullanılmaları örnekleri..
Uzun yıllar yandaşlık üzerinden kamu gücü kaynaklarının kullanılmaları ile yakalanmış saadet zincirlerinin, kaçınılmaz kendi yapbozları, iç çelişkileri içinde kabaca seçilmiş cephenin kayrılmalarında kurulu saadet zincirinin kendi iç çelişkileri içinde çok ağır kırılmalarıyla, tükenişe, iflasa sürüklenişi..
…***
Kazım Güleçyüz 6 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Su tersine akmaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“23 Haziran’da İstanbul sandıklarından çıkan sonuç, genel siyasî dengelerin de nasıl değiştiğinin son derece çarpıcı bir göstergesi oldu. OHAL takviyeli tek adam rejimi kaybetti. Demokrasiyi, hukuku, adaleti, parlamentoyu, ortak aklı vurgulayan çizgi kazandı. Bu sonucun her alandaki yansımalarını zaman ilerledikçe çok daha iyi göreceğiz. Konunun bilhassa yargı boyutu çok kritik ve önemli. Çünkü tek adam rejimini kendi hedefleri istikametinde yönlendirip kullanan derin odaklar, en çok bu alanda aktif.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kontrollü ve güdümlü medya desteğiyle. 20 Temmuz OHAL sürecinde zirve yapıp etki ve sonuçları hâlâ devam etmekte olan hukuksuz uygulamalar böyle şekillendi. Tek adam sistemi üzerinden kontrol altına alınan iktidar siyaseti yargıyı da ağır bir baskıya maruz bıraktı ve derin bir siyasî müdahale ortamında verilen tartışmalı yargı kararlarıyla inanılmaz mağduriyetler üretildi. İşte 23 Haziran, bu vahim duruma ve gidişata da fren koyacak bir sürecin önünü açtı. Seçimi takip eden günlerde AYM’den çıkan hak ihlâli kararları veya kritik davalardaki karşıoy yazıları, bunun ilk işaretlerinden gibi. Meselâ Deniz Yücel’e tazminat kararı ile Gezi davası, Osman Kavala, Ahmet Altan için verilen karşı oylar ve ilginç gerekçeleri.
Keza “Çocuklar ölmesin” dediği için ceza alıp iki sefer hapse giren Ayşe Öğretmenin ve 15 Temmuz davasında yargılanan Kara Harp Okulu öğrencilerinin beraat etmesi. Gezi davasındaki iki tutuklu sanıktan biri olan Yiğit Aksakoğlu’nun tahliye edilmesi.
Tabiî, bir taraftan böyle kararlar verilirken diğer taraftan eski alışkanlıkları hortlatan uygulamalara hız verilmesi de dikkat çekici.
Meral Akşener ve Canan Kaftancıoğlu hakkında çok önce başlatılıp uyumaya terk edilmiş soruşturmaların raftan indirilmesi gibi.
Belli ki, önceki dönemlerde de benzerlerine defalarca şahit olduğumuz çok derin bir mücadele daha da kızışarak devam ediyor. 23 Haziran’da çok kritik bir eşiğin aşılmış olması, terazinin hak, hukuk, adalet ve özgürlük kefesinin ağır basacağı yönündeki ümitleri güçlendirdi. İşi tekrar tırmandırma gayretlerinin amacı süreci geri döndürmek. Ama inşaallah başarılı olamayacaklar.Çünkü su tersine akmaz.
…***
Ahmet Gürsoy, 6 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Babacan'a ihtiyaç var mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Eğer bir siyasi parti kurulacaksa bunun toplumsal karşılığı olmalıdır. Yoksa siyasi partiye de gerek yoktur. Bir başka ifade ile siyasal bir ihtiyaç yoksa ortada doldurulması gereken bir boşluk da bulunmuyorsa, kimse kusura bakmasın ne partisi kurarsan kur, aynen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın söylediği gibi olur: "Boş çuval." Peki, Türkiye'de siyasal bir boşluk var mı? Kısmen var.. Ne demek bu? Şu demek: Belirli bir seçmen kesimi, oyumu kime versem, AKP'ye vermeyeceksem başka kim var deyip aranıyorsa ve aradığını da bulamıyorsa işte tam o noktada bir boşluk var demektir. Ali Babacan ve ekibinin kuracağı partinin toplum başarısı bu taban üzerinden yükselerek iktidara ulaşacaktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu durumda okuyucularıma sormak isterim: Sizce "İçime sinerek, gönül rahatlığı ile oyumu vereceğim parti yok. AKP'den de bıktım. Hatta MHP'den İYİ Parti'den, CHP ve HDP'den bıktım." diyecek yüzde kaç seçmen vardır?
Diyelim yüzde 10. Peki, bu yüzde 10'un, siyasi, sosyal, psikolojik ihtiyaçlarını karşılayacak çekici cazibeyi yaratacak parti Babacan ve ekibinin partisi midir? Varsayalım öyledir. Babacan ve ekibi, CHP, MHP, HDP ve İYİ Parti'nin siyasete katamadığı, dillendiremediği veya siyasi amaca, çıkara dönüştüremediği ne vaat edecek de herkes Babacan'ın partisine gidecek? Diyelim ki, ideoloji! Nedir bu boşluğu doldurulmayan ideoloji ki, seçmen bunu AKP'de, MHP'de, CHP'de, HDP'de ve İYİ Parti'de bulamıyor da Babacan'da bulacak?
Hâlihazırda Türk siyasal düzeninde iki yerde boşluk var: Biri AKP'de, diğeri HDP'de. AKP'de olan şey belli. Onu hemen herkes konuşuyor. Muhafazakâr seçmen çok mutlu değil. Adını ne koyarsa koysunlar, partinin içinde bulunduğu tatminsizliklerin başında iktidar yorgunluğu, artı tutarsızlıklar, artı ekonomik başarısızlık vb. sebeplerden kaynaklanan bıkkınlık var.
Kısaca metal yorgunluğu.
HDP'de ise Kürt etnik kitleyi, politize ve terörize etmekten yorulan insanlar var. Bunlar, başını dinleyecekleri, kendi toplumsal taleplerine cevap verecek, içinde bulundukları sorunların tercümanı olacak siyasal bir temsil gücü arıyor.
İYİ Parti ve CHP bu konuyu masaya yatırım çalışmadıkları için, yeterince siyasal çekim gücü oluşturamıyor. Dolayısı ile bu kitleler, sağa sola savruluyor.
Bu tespitlerden sonra soracağımız şu: Babacan, bu kitlelerin hangi sosyal, siyasal, ekonomik vb. ihtiyaçlarına cevap verecek ki, kitleler topluca onun kuracağı partiye taşınsın?
İşte bu soruya verilecek mantıklı ve alt katmanları doldurulabilen bir cevap, yeni parti ihtiyacının var olduğunu ve tutacağını bize gösterir. Yoksa hakikaten ortaya "boş çuval" çıkar.
Bir şey daha: AKP yönetimi, Babacan ve ekibine FETÖ soruşturması açmakla, kitle yönlendirmesine başladı bile. Baskılar arttıkça, kurulacak parti, haklılık kazanacaktır.