Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: AKP'de dağılma korkusu
Yurt:
AKP İBB'deki ilk karşı hamlesini yaptı: İmamoğlu hakkında suç duyurusu geliyor
Karar:
İhracatta düşüş sinyali
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
...***
İsmet Özçelik, 8 Temmuz tarihli Aydınlık gazetesinde, “TÜİK enflasyonu düşürdü, ama”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Zamlar tam gaz sürüyor. Ama TÜİK enflasyonu düşürdü. Haziran ayı için yüzde 0,3’ü uygun buldu. İnanan var mı? Yok. Memur ve emekliye temmuzda yapılan zamlara dikkat çekiliyor. “Zamları düşük tutmak için enflasyon düşürüldü” deniyor. Memur ve emeklinin 3 kuruşluk zammına göz dikildiği konuşuluyor. Enflasyon gerçekten düşerse işler iyi demek. Ama TÜİK düşürdüyse ayrı. Devletin verilerine güven sarsılırsa bedeli ağır olur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yakın geçmişte Yunanistan’da olanları unutmayalım. İflastan son anda döndüler. Yalancının mumu fazla yanmıyor. Peki ekonomide durum ne?İyi mi kötü mü? Biz fotoğrafı çekelim, kararı siz verin: “Bütçe açığı çok yüksek. 6 aylık hazine nakit açığı 78 milyar TL. Merkez Bankasının ‘kefen parası’na bile göz dikildi. Bankaların verdiği krediler geri dönmüyor. Sorunlu kredilerin oranı ‘kırmızı çizgiyi’ aşmış durumda. Yüz milyarlarca liradan söz ediliyor. Geri dönmeyen krediler bankacılık sektörünü de zorluyor.
Devlet garanti vermişti. Bankacılara göre, ‘devlet ödemiyor.’ Diğer bir deyişle ödeyemiyor. Krizde inşaat sektörü ilk sırada.
Şu anda satılmayı bekleyen 2 milyon civarında konut var. Değeri yaklaşık yüz milyar dolar. Yüzde 80’i krediyle yapılmış.
Konutlar elde kalınca sıkıntı büyüyor. Yüksek faizle borcunu çevirmeye çalışan şirketler vardı. Hepsi tıkanmış. 100 milyon TL’nin üzerinde borcu olanların borçlarını ödemedikleri ifade ediliyor. Diğer sektörlerde de durum aynı.
...***
Mehmet Ocaktan, 8 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “Lütfen seçmene biraz kulak verirmisiniz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“31 Mart yerel seçimlerinin üzerinden tam üç ay geçti ama siyasetin özellikle de Cumhur İttifakının, seçmenin sandıkta nasıl bir mesaj verdiği konusunda özel bir çalışma yaptığına tanık olmadık. Mesela İstanbul konusunda çok haklı gerekçelerle olmasa da ikmale kalmayı başarmışlardı. Ancak hem ödevlerini tam yapmadıkları, hem de yanlış sorulara çalıştıkları için bütünleme sınavında da başarılı olamadılar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Oysa 31 Mart öncesinde çalıştıkları dersler baştan yanlıştı ve ezberledikleri soruların hiçbirisi sınavda çıkmadı. O günleri hatırlayalım; memleketin “beka tehlikesi” içinde olduğunu söylediler, ama milleti buna ikna edemediler. Muhalefetin tamamını FETÖ ve PKK destekçisi olarak ilan ettiler, ama millet bunların hiçbirisini inandırıcı bulmadı.
Evet bu ülke, 15 Temmuz’da ciddi bir FETÖ felaketinin eşiğinden döndü ve büyük acılar yaşadı. 30-40 yıldır da PKK terörünün yarattığı acıları yaşıyoruz, bu bir gerçek. Dolayısıyla, toplumun terör örgütleriyle mücadelenin sürdürülmesi konusunda en küçük bir tereddüdü yok. Ancak özellikle FETÖ ile yeterince mücadele edildiği konusunda toplumun hemen bütün kesimlerinin endişeleri var. Çünkü mücadele sürecinde cereyan eden bazı hadiseler, toplumda sanki devletin bu mücadelede gerekli hassasiyeti göstermediği gibi bir kanaat oluşmuş bulunuyor.
Neredeyse Bank Asya’nın önünden geçenlerin bile cezalandırıldığı bir süreçte, mesela genelkurmay başkanının boynuna ip takan darbeci generalin kardeşinin devletin üst kademelerinde görevlendirilerek ödüllendirilmesi izaha muhtaç bir durum olarak ortada duruyor. Aynı şekilde iş dünyasından siyasete kadar pek çok kişi ile ilgili ‘korunma’ algısı ne yazık ki sürecin inandırıcılığını zedelemektedir.
Son günlerde yaşananlar gösteriyor ki, Cumhur İttifakı sandıkta verilen mesajı pek almak niyetinde değil. Maalesef hala muhalefete ve muhalif olma karakteri taşıyanlara karşı “FETÖ’cü-PKK’cı” şablonunun kullanılıyor olması, sandıktaki mesajın anlaşılmadığı yönündeki kanaati güçlendiriyor. Mesela, Ali Babacan’ın parti kuracağına ilişkin haberlerin medyaya yansımasından hemen sonra Ankara Cumhuriyet Savcılığının, Babacan’ın bakanlığı dönemindeki Hazine Müsteşarlığı çalışanlarını, ‘bilgilerine başvurmak üzere’ ifadeye çağırması manidardır. Neyse ki savcılık dosyayı kapattı ve ayıp büyümeden bitirilmiş oldu.
Bu tür ayıplar, nasıl bir aklın ürünüdür doğrusu anlamak mümkün değil. Kaldı ki bu tür itibarsızlaştırma girişimlerinin millet nezdinde hiçbir karşılığı yok, bunun en net göstergesi 31 Mart seçimleridir. Bir gerçeği hepimiz görmeliyiz ki, toplumun hafızası ayrışmayı ve kutuplaşmayı derinleştirecek bütün söylemlere kapalıdır. Evet, bugünkü Türkiye şartlarında FETÖ dahil bütün terör örgütleriyle mücadele devletin en önemli görevlerindendir. Ama unutmayalım ki herkesi “terör”parantezine alarak konuşmak, bizzat terörle mücadeleye zarar vermektedir. Hele de Osman Öcalan’ın TRT televizyonunda konuşturulduğu bir ortamda, insanları terörle mücadelenin samimiyetine inandırmak çok ama çok zordur...
...***
Mehmet Faraç, 8 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AKP seçime mi gidecekmiş?..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.“Son ayların en güzel, en çarpıcı, en dikkat çekici ve en iyi sonuç veren sözcüğü nedir diye sorarsanız yanıtı tektir; "Umut..."İnsanların yalnızca sosyo-ekonomik yaşamlarında dönüşümü - değişimi - gelişimi zorlayan bir umut da değil... Bu öylesine büyük bir umut ki, onlarca yıldır beklenen - hasreti çekilen - mücadelesi verilen, zaman zaman fiyaskoyla sonuçlanan, bazen de hezimetlerle yıkılan bir umut!..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye'nin; özellikle Refah Partisi'nin 1994'te İstanbul, Ankara ve diğer bazı büyük kentlerde belediyeleri kazanmasıyla birlikte, hasretini çektiği bir umuttur bu... Ve yine AKP'nin 2002'de durup dururken, gizemli biçimde iktidara gelmesinin ardından; peşinden koşulan, ezilen - sarsılan, yıkılan ancak peşi de hiç bırakılmayan bir umut...
Yani, ulusun en az yarısının uzun yıllardır mücadelesini verdiği devasa bir umut...
Çünkü hiç beklenmedik bir anda; hem de umudun peşinde en çok koşulan bir kentte öylesine filizlendi ki, dalları İstanbul'dan tüm Anadolu'ya yayıldı ve yaratılan şok neredeyse yurdun tüm coğrafyalarında iktidara giden yolları büyütüverdi...
Son 17 yıldır halkın yarısının umutlarını tüketen, hayal kırıklığı yaşatan, açlığa-sefalete - işsizliğe mahkum eden, yolsuzluk ve rüşvet rezaletlerini boşveren, diğer taraftan yandaş batağında kendi çevresini zengin eden bir iktidarın bundan sonraki erozyonuna da yön verecektir bu umut...
O halde bu umudun direnci - özlemi olduğu gibi, açmazları - sıkıntıları - tehlikeleri de kendi bünyesinde çözüm arıyor... İşte tam burada, iki soru üzerinden umudu sorgularken, yanıtlar vermek de kaçınılmaz oluyor;
Birincisi, AKP halen ayakta... İktidar partisi 31 Mart yerel seçimlerinde yüzde 51'in üzerinde oy aldı, 23 Haziran İstanbul seçimlerinde de Ekrem İmamoğlu karşısında yüzde 45'lik oy oranını korudu... Hele de, İstanbul gibi bir metropolün 25 ilçe belediyesinin yanı sıra, 180 Büyükşehir Belediye Meclis üyesini de bünyesinde bulunduran AKP direnmeye devam edecek...
Bu direniş yalnızca büyük kentlerde seçimi kazanan CHP'li belediyeleri yasalar - kararnamelerle engelleme çabalarından ibaret olmayacak, aynı zamanda sosyo politik bir kuşatma da dayatılacak.
Erdoğan'ın 31 Mart seçimleri sonrasında, "daha 4 yıl iktidardayız" demesi de dikkate alındığında, yerel seçimleri kaybederken 600'den fazla belediyeyi halen elinde bulunduran AKP, bütün kademelere sızmış yandaş bürokratlar ve mürit-militan kadrolarla devletteki ağırlığını - gücünü - denetimini ve iktidarını korumak için her şeyi yapacak... Kimse "enflasyon, zam, işsizlik, dolar-euro" demesin, bu kaos gerekçeleri 31 Mart'tan önce de vardı ve milletin yarısı ne yazık ki umursamadı!...
Kaybedeceği bir genel seçime girmeyeceği aşikar olan AKP'nin, bölünme vs. tartışmalarıyla şu anki ortamda, iktidardan kendi isteğiyle gitmesi hayal gibi...
O halde ne yapılmalı?.. İşte bu sorunun yanıtı da yazının başında... Toplum ve muhalefet 31 Mart ve ardından 23 Haziran'da nasıl tüm ideolojileri- tüm inanç gruplarını ve tüm etnik yapıları bir araya getiren entegre bir güçle, devasa bir "umut" yarattıysa, işte bu umudu daha da büyütmeya çabalamalı...