Temmuz 13, 2019 09:21 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Fitch, Türkiye'nin kredi notunu indirdi

Aydınlık:

Pentagon'da S400 karmaşası

Yenişafak:

Akar:

S-400'ler tercih değil zorunluluk

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

...***

Özdemir İnce, 12 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yanlış siyaset ve boş kale”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Emekli diplomat arkadaşım Hollanda’dan bir karikatür gönderdi. Karikatür şöyle:Hakemin göğsünde Seçim Kurulu yazıyor. Kalede kaleci yok. Erdoğan’ın çektiği penaltı kalenin üzerinden auta gidiyor. Karikatürün altında “Erdoğan’ın İkinci Şansı” yazıyor. Bir bakıma yanlış bir karikatür. Doğrusu şu: Eli, ayağı bağlı kaleci topu doksandan kafayla çıkardı. Marifet kalecide.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Erdoğan’ın “Cumhuriyet’in boş kalesine” çektiği hazin penaltı sadece 23 Haziran belediye seçimini temsil etmiyor; bütün siyaset hayatının da simgesi, ön hazırlıkları ta Osmanlı zamanında başlayan çağa uyumsuz, çağdışı gericiliğin son başrol aktörü. Bir başka açıdan bir prototip sayılabilir. Her dönemde, her olayda bir ikizi vardı. Fazla geriye gitmeye gerek yok, 31 Mart’ta Osmanlı Ahrar Fırkası’nda bir ikizi vardı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nda da eksik değildi. Cumhuriyet döneminde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Demokrat Parti, Erbakan Hoca’nın partileri… Bunların tamamında değişik roller aldı. AKP’de ise o başrolde, parti figüran…

Falcılar, müneccimler, kerizmalar “kalacak” deseler de bundan sonraki ilk seçimde mutlaka gidecek. Ancak adı asla unutulmayacak: Cumhuriyetin temelleri dinamitlendi; anayasal kurum ve kuruluşları tarumar edildi; bütün üretim araçları satıldı; ülke el kesesinden geçinmeye başladı; yığılan borçlar yiğidin(!) sırtına kamçı olarak indi. 28 Şubat’ta ortaya çıkan bir kasette Fethullah, müritlerine Mülkiye, Askeriye, Adliye ve Zaptiye’yi mutlaka ele geçirmeleri talimatını veriyordu. AKP’nin ortak gayretiyle bu fetih ve talan yapıldı. Yapıldı, ama ganimet üleşiminde hır çıktı. Ortaklık bozuldu. AKP, güya Fethullah urunu ülkenin gövdesinden temizleyecekti, fakat bütün organları tahrip etti, ediyor.

Mülkiye, Askeriye, Adliye ve Zaptiye’ye Milli Eğitimi de ekleyin. Tamamı FETÖ’ye teslim edildi. Karası, denizi, havası ve jandarmasıyla milli olan halkın silahlı kuvvetlerine yeniçeri ve işgal ordusu muamelesi yapıldı. Söylev’de anılan bütün belalar ülkenin üzerine çöktü.

Ne idüğü çok belli bu devekuşu rejimi, saltanatının 17 yılı sonunda 17 kez sınıfta kalarak okuldan atılmıştır. Eh, okuma yeteneğinin olmadığı ileri sürülebilir. Ekonomi, eğitim, adalet, dış politika, askeriye, hayvancılık ve tarım derslerinden sıfır aldı. Ancak “Hal ve Gidiş” dersinden de sıfır almıştır ki doktorların teşhisine göre umutsuz bir vakadır ve “ne yerse yesin” durumundadır.

...***

Elif Çakır, 12 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “ AKP’yi kuranlar ve AKP’ye sonra katılanlar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Numan Kurtulmuş’un lideri olduğu HAS Parti’yi 22 Eylül 2012’de bırakarak resmen AK Parti’ye geçmesi, AK Parti tabanında şaşkınlık ve sevinçle karşılanmıştı. Şaşkınlıkla karşılanmıştı; çünkü Kurtulmuş her platformda “AK Parti’den 2007 yılında teklif aldığını”  ancak “eğitim, ekonomi, hukuk ” gibi pek çok alanda AK Parti’yle ayrıştıklarını, dolayısıyla böyle bir şeyin mümkün olmayacağını söylüyor ve AK Parti’yi ağır sözlerle eleştiriyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kurtulmuş’a göre AK Parti ülkeyi o kadar kötü yönetiyordu ki; bu gidişle, “2023’te zenginlerin yaşadığı sitelerin etrafında dilenen yoksullara, polisin biber gazıyla müdahale ettiği haberlerini” okuyacaktık, bu gidişle AK Parti’nin yol açtığı sosyal adaletsizlik toplumsal hadiselere sebebiyet verecekti ve “2023’te her öğrencinin başında 10 polisle birlikte, üniversite sınavlarının yapıldığına” şahit olacaktık.

İktisat profesörü olan Kurtulmuş’a göre, AK Parti’nin uyguladığı ekonomik programlar geniş kesimleri mağdur ediyordu:

“Esnafın, işçinin, memurun alım gücü zayıfladı. Türkiye’de son dönemlerde işsiz sayısı hızla arttı. 1 milyon 154 bin kişi işsiz kaldı. Devlet borçlu, belediyeler borçlu, vatandaş borçlu, işte onun için hisseli harikalar kumpanyası yapıyorlar.”(2009)

Kurtulmuş’a göre AK Parti’nin 2023 projeleri gerçekleşmeyecek bir hayaldi:

“2023’te AKP kalırsa başbakanın çocukluk arkadaşı, mahalleden arkadaşı, askerlik arkadaşı, belediyeden arkadaşı ve şoförlerinden başka kimsenin milletvekili olamadığını göreceğiz.” (2010)

Aynı zamanda AK Parti tabanı Kurtulmuş’un gelmesini sevinçle karşılamıştı; çünkü Kurtulmuş “ekonomi, adalet, demokrasi, özgürlükler, yeni anayasa, liyakat ve ehliyet” gibi alanlarda  eksik gördüğü hatalı bulduğu ne var ise düzelterek AK Parti’ye katkıda bulunabilirdi.

Ekonomi 2010 yılında Kurtulmuş’un eleştirdiği dönemden daha kötü durumda, bütün güçlerin tek elde toparlandığı bir hükümet sistemine geçildi, 2010 yılında yüzde 11.9 olan işsizlik oranı 2019 yılında 14.1 oldu, verilere göre son bir yılda işsiz kalanların sayısı 2 milyon 622 bin, adalete güven yerlerde sürünüyor, yargı hiç olmadığı kadar siyasallaştı, toplum hiç olmadığı kadar kutuplaştı, kimsenin kimseye tahammülü kalmadı, AK Parti’ye yönelik makul eleştiriler bile düşmanlık olarak görülüyor... Cezaevleri haksız yere tutuklanan mağdurlar ile dolu... Devletin kurumları çökme noktasına geldi...

...***

Esfender Korkmaz, 12 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İdari reform”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bizde kamu harcamalarının GSYH içindeki payı yaklaşık dörtte bir oranındadır. Büyüme ve kalkınma için bu harcamalar yerinde ve etkin kullanılması gerekir. Bunun için iki şart var... Birisi siyasi iktidarların kamu harcamalarını popülist amaçlı kullanmasını önlemek... İkincisi bu harcamalarını en verimli ve en etkin şekilde kullanacak idari yapıyı oluşturmak.Aslında bütçeyi de memurlar hazırlar. Meclis çok fazla değiştirmeden veya bazı marjinal değişiklik yaparak kabul eder.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türkiye'de Cumhuriyet döneminde kamuda çalışanlar için, mevzuatta liyakat ilkesine öncelik verilmiştir.

Söz gelimi, 'liyakat ilkesi' bütün Anayasalarda vardır. 1982 Anayasasına göre "Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.''

Ne var ki bu güne kadar her gelen iktidar siyasi yandaşlığı ön planda tutmuş ve liyakatı ihmal  etmiştir. Liyakat, ''bir görevi başarı ile yapabilme gücü'' demektir.

Yine bu güne kadar her gelen iktidar da programlarında önce personel reformu ve idari reforma yer vermiş; ne var ki hiçbir iktidar dediğini yapmamıştır.

Fetullah Gülen cemaati tarafından, üniversite giriş sınavlarında ve askeri öğrenci alımında yaptıkları usulsüzlük, devlet kadrolarında yaptıkları tahribat, liyakat sistemini tamamıyla ortadan kaldırdı.

Son yıllarda da kamu kadroları tamamıyla siyasi arpalık olarak kullanılıyor. 

1949'da CHP iktidardaydı. 1950 seçimleri için bazı reformlar yapmak gereğini duydu. Bu reformlardan birisi de idari reform idi. O dönemde Hitler Almanya'sından kaçıp Türkiye'ye gelen ve 1933 Üniversite Reformu'nu yapanlar ile 1936 İktisat Fakültesini kuranlar arasında olan Prof. Dr. Neumark, aynı zamanda Türkiye'nin idari reform komisyonunda da yer   almıştı .

Neumark'ın  1949  tarihli raporunun özeti şöyledir.

Personel rejimi: memur sayısı kurumlar arasında dengesiz dağıtılmıştır. Memur sayısı azaltılmalı, memur sayısı kurumlar arasında dengeli dağılmalı ve memurların nitelikleri artırılmalıdır.

Şeffaflık: Halkın kamusal sorunlar ve çözümler hakkında bilgilendirilmesi için bir enformasyon dairesi açılmalıdır.

Merkeziyetçilik: Aşırı merkeziyetçi yapının yumuşatılması lazımdır.

Bürokrasi: Bürokrasi kuralları basitleştirilmelidir. Bakanlık sayısı azaltılmalı ve bu yolla onların alt daireleri birleştirilmelidir.

Denetim: Teftiş kurulu raporlarına gerekli önem verilmeli, müfettişlerin niteliği artırılmalı ve denetim yapan birimler arasında koordinasyon sağlanmalıdır.

Liyakat: Liyakate gerekli önem verilmeli, işe alma ve yükselmede  merkezi sınavlar esas alınmalıdır .

Neumark raporunun üstünden 70 yıl geçti. Devlette ne değişti? Aynı rapor bugün de geçerlidir.

Neumark Almanya'ya döndükten sonra, 1979 yılında Boğaziçi'ne sığınanlar isimli kitabı yazdı. Bu kitabın önsözünde Neumark "Hitler Almanyası'ndan kaçan mültecilerin nispi önemi hiçbir yerde Türkiye Cumhuriyeti'ndeki kadar büyük olmamış ve çalışmaları kalıcı bir tesir bırakmamıştır." diyor.

Kamu kaynaklarını siyasi popülizm amacıyla kullanmaktan vazgeçmediğimiz ve 'liyakat' esasına dayanan bir idari reform yapmadığımız sürece, kalkınmada hep geriye düşmemiz kaçınılmaz bir son olarak duruyor.