Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: S-400'lerde malzeme sevkiyatı devam ediyor
Cumhuriyet:
ABD yaptırımlarını açıklama niyetinde
Yeniasya:
Avusturya'da Srebrenitsa soykırımı kurbanları için yürüyüş
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Barış Doster, 13 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “S-400’lerin gelişi nelere yol açacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu aşamada öncelikle üzerinde durulması gereken, Türkiye’nin bu adımının stratejik bir tercihe dönüşüp dönüşmeyeceği. Kalıcı olup olmayacağı. Batı’yla, Atlantik cephesiyle, ABD ve NATO’yla bir süredir yaşanan gerilimi daha ne kadar tırmandıracağı. Yani kısa, orta ve uzun vadeli, çok yönlü sonuçlarının neler olacağı... Tartışmayı zenginleştirmek adına, öncelikle şu diplomatik yasayı vurgulayalım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir ülke zayıf düştüğü, yönetimi istikrarsız, ekonomisi güçsüz, toplumsal yapısı kırılgan hale geldiği zaman, hasımları, rakipleri, muhalifleri onu daha da güçsüz kılmak için fırsat kollarlar. Türlü çeşitli yollarla, araçlarla baskı yaparlar. Öte yandan dost, müttefik devletler de o ülkenin bu zayıf halinden yararlanmaya çalışırlar. Onun üzerindeki etkilerini, nüfuzlarını artırmaya gayret ederler. Güçsüzleşmiş, yön duygusunu yitirmiş ülke ise büyük güçler, farklı bloklar arasındaki bu mücadelede arada kalır, bocalar.Ne var ki açmazları var AKP’nin dış politikasının. Çünkü Türkiye’nin en büyük dış ticaret ortağı Almanya. Doğalgazda bağımlı olduğu ülke ve en büyük üç dış ticaret ortağından biri Rusya. İç ve dış siyaseti, savunma ve güvenlik politikası üzerinde en çok nüfuz sahibi olan ülke ise ABD. Türkiye; bunlardan biriyle gerilim yaşayınca, diğerleriyle yakınlaşıp denge kurmaya çalışıyor. Bazen aynı anda ikisiyle sorun yaşayınca, denge kurmakta zorlanıyor. Dahası; dış politikayı fazlasıyla iç siyaset malzemesi yaptığı, diplomatik üslup yerine hamaseti öne çıkardığı, sorunları fazlasıyla kişiselleştirip duygusal tepkiler verdiği, dış politikaya ideolojik, mezhepsel gözlüklerle baktığı için de; bu ülkelerin hiçbiri tarafından güvenilir ve öngörülebilir bulunmuyor. Yani ne ABD Türkiye’nin NATO’dan kopmayı göze alacağına inanıyor ne Rusya Türkiye’nin sahici, samimi, kararlı bir Avrasya siyaseti güttüğünü düşünüyor. “S-400 mü, F-35 mi?” gerilimi üzerinden Rusya ile ABD arasında kalan Türkiye, bu tercihiyle, Rusya’nın siyasi, iktisadi, askeri, teknolojik nüfuzuna daha açık hale gelirken, ABD başkanına “dostum” demeyi de sürdürüyor.
…***
Kazım Güleçyüz, 13 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Alternatif mi, stepne mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP içinde hayli zamandır hissedilen ve gözlenen, ama değişik sebeplerle açığa vurulamayan ayrışma son dönemde önce Ahmet Davutoğlu’nun çıkışlarıyla, ardından Ali Babacan’ın, kurucularından olduğu partiden ayrılmasıyla iyice su yüzüne çıktı.Abdullah Gül’ün desteklediği Babacan’ın yanında Beşir Atalay, Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik, Nihat Ergün, Mehmet Şimşek gibi eski bakanların da yer aldığı belirtilirken, kurmaya hazırlandıkları yeni partiye kaç AKP’li vekilin katılacağı henüz belli değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hatırlanacağı gibi, malûm süreç başladığında partiden ayrılan “cemaat bağlantılı” vekillerin sayısı çok sınırlı kalmıştı. Bakalım, bu defa nasıl bir tablo ile karşılaşacağız?
Erdoğan, Babacan’ı “Ümmeti parçalamaya hakkınız yok” diye uyardığını ve parçalamakla bir yere varamayacaklarını söylüyor.
Babacan cenahındaki değerlendirmeler ise, “Demokrat ve muhafazakâr bir parti olarak yola çıktık, ama gelinen noktada bu çizginin çok uzağına düştük” istikametinde.
Babacan’ın “Son yıllarda pek çok alandaki uygulamalar ile inandığım ilke, değer ve fikirler arasında derin farklılıklar oluştu” sözü de bunun ifadesi. “Pek çok alan”dan kastının, “demokrasi, özgürlükler, insan hakları ve ekonomideki gidişat” olduğu belirtiliyor.
Davutoğlu da benzer eleştirileri seslendiriyor, ama şu aşamada görünen, Gül-Babacan hareketinde ona pek sıcak bakılmadığı.
Sürecin devamında durum ne olur, göreceğiz. Ama her iki hareketin de iki cenahtan farklı tepkiler alması mukadder görünüyor.
Bunlardan biri, AKP içinde bizzat Erdoğan’ın başını çekip dillendirdiği “Bize ihanet ettiler, sırtımızdan hançerlediler” yaklaşımı.
Diğeri ise dışarıdan gelen “Sabah-ı şerifler hayrolsun! Ayyuka çıkan bunca hukuksuzluk yapılırken neredeydiniz? Dahası, bunların epeyce bir kısmı sizler sorumlu mevkilerde iken yapıldı, sıyrılamazsınız” gibi tepkiler.
Böyle bir çifte ateş arasında kalmanın dezavantajı ile yola çıkmaya hazırlanan AKP kaynaklı yeni oluşum(lar), fena halde bunalmış olan toplumdaki alternatif arayışını fırsat olarak değerlendirmeye çalışacaklar.
AKP’nin alternatifi mi, stepnesi mi olacaklarını ise performansları ortaya koyacak.
…***
Mustafa Karaalioğlu, 13 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “S-400 ve ertesi gün senaryoları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“En başından beri S-400 kararına karşı açık ve gizlenmeyen bir kaygı vardı. Bugün bile sistemin teslimatı başladığı halde kaygılar devam ediyor. Ediyor etmesine ama neticede bu satrancın kaderini ve başarısını belirleyen hamle Türkiye’nin Rusya’dan almaya karar verdiği füze savunma sistemini topraklarına indirip indiremeyeceğiydi. İndirdi... Özelikle ABD’nin açık itirazlarına rağmen bunu yapmaktan geri durmadı; kararından vazgeçmedi veya teslimatı geciktirme yoluna gitmedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
S-400’ün Ankara’ya gelmesi diplomatik ve askeri olarak önemli bir karardır. Batı ittifakı içinde yani NATO ve ABD hattında bir yenilgi, Türkiye açısından da cesaret olarak kaydedilmelidir. Sistemin Türkiye’ye faydaları ve buna mukabil kaybettirecekleri hesabını yapmanın ötesinde bunu yapabilmiş olmak tek başına değer taşımaktadır. Toplamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlı tutumuyla mümkün olan bir hamleden söz ediyoruz. Çünkü, sadece sivil uzmanların itirazlarına karşı değil devlet içinde de bu alışverişi iyi bir karar olarak görmeyenlere rağmen neticeye ulaşmıştır. Son olarak ABD Başkanı Trump’a Türkiye’nin haklılığını söylettiği Osaka görüşmesinden sonra Cumhurbaşkanı’nın önünde bir engel kalmamıştı. Dün de bu görüldü…
Peki, kim ne kazandı ve şimdiden sonra ne olacak?
1-) ABD yönetimi elbette bir ölçüde reaksiyon gösterecektir ancak bunun yakıcı bir yaptırım paketi olmayacağını söyleyebiliriz. Belki en hafif yaptırım paketi uygulanacak ve en fazla da F-35 projesinden “bir süre için” dışlanacağız. Şartlar değiştiğinde -ki bu çok kolay mümkün olabilir- projeye dahil olma ihtimalimiz yüksektir. Bununla birlikte, S-400’e karşı F-35 kaybı Türkiye için tercih edilecek bir senaryo değildir. Önümüzdeki dönem bunun gerçekleşmesi çabalarına tanık olacağız. İki ülke arasındaki her düzeyde görüşmelerin merkezinde F-35 meselesi olacaktır.
2-) Ekonomi zaten problemli olduğu için bir yaptırım olsa bile bunun etkileri belirgin olmayacaktır. Türk ekonomisinin muhtemel CAATSA (Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası) yaptırımlarından daha öncelikli halledilmesi gereken problemleri vardır. Sıra yaptırıma gelinceye kadar atmamız gereken adımları atmadıkça ekonomi zaten problem yaşamaya devam edecektir. Yani, S-400’ün ekonomiye etkileri bahsinde “ha bir eksik ha bir fazla” durumundayız…
3-) Elbette bir ve ikinci maddedeki tahminler Trump’ın son sözleriyle yakından ilgilidir. Pentagon’un bu teslimatı ne kadar ölüm-kalım meselesi haline getireceği ve Beyaz Saray’ın reaksiyonu nasıl yöneteceği Türkiye’ye yönelik reaksiyonun hacmini belirleyecektir. ABD Başkanı’nın bilhassa dış politikada pek güvenilir olmadığı gerçeğini ıskalamamakla birlikte Erdoğan’a sempatisinin devam edeceğini varsaymamak için de bir neden bulunmuyor.
4-) NATO da bu işleme karşı ancak elinde Türkiye’yi cezalandıracak fazla enstrüman bulunmuyor. Üstelik, Türkiye gibi önemli bir ortağı yaralamak ve daha fazla küstürmek akıllıca olmayacaktır. İlk açıklamalarındaki itidalli üslup da bunu gösteriyor. Baştan beri yaptıklarına devam ederek, topu ABD’ye atacaklardır.
5-) Bu süreçte Türkiye’nin tutumu en çok ve en maliyetsiz şekilde Rusya’nın işine yaradı. Moskova, dünyanın gözü önünde Washington’a mükemmel bir gol attı. Buradan hareketle, başka NATO üyeleri olmasa bile ortada bulunan ve işaret bekleyen birçok ülkeye füze ve askeri teçhizat satma imkanı doğdu.