Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: ABD’nin yaptırımları açıklamak için 15 Temmuz sonrasını beklediği öne sürülüyor
Aydınlık:
15 Temmuz gazileri, o uzun ve karar geceyi anlattı
Star:
Başkan Erdoğan: S-400'leri alarak savaşa hazırlanmıyoruz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar, 14 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Başarısız iktidar, günah keçisi ve şamar oğlanı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İnsan hakları ve özgürlüklerinin gittikçe yaygınlaştığı ve derinleştiği çağımızda, bazı ülkelerde görülen otoriterleşme eğilimleri, anakroniktir;yani tarih içinde yerini şaşırmış, çağ gerisi bir anomalidir.Otoriterleşen her iktidar, başarısızlığa ve değişmeye mahkûmdur: Çünkü, başarısızlaştıkça, otoriterleşir... Otoriterleştikçe başarısızlaşır... Ve sonunda gider!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ama gitmeden önce, ömrünü uzatmak için “günah keçileri” ve “şamar oğlanları” kullanır.Türkiye, “Atı alanın Üsküdar’ı geçtiği” tartışmalı 16 Nisan 2017 Halkoylaması ile, “Parlamenter Demokratik Rejim”den, tek kişinin otoriter yönetimine dayalı olan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne savrulmuştur, ama ülke bu sözde “sistemle” yönetilemez: Yönetilemez, çünkü hem bu “Ucube Sistem” tutarsız ve demokrasiye aykırı kurallardan oluşmaktadır; hem de onu yürütmeye çalışan kişiler çok yetersizdir. Nitekim iktidar, ekonomiden dış politikaya kadar her alanda başarısızdır. Bu başarısızlık, iktidar içindeki politikacıları da rahatsız etmiş ve toplantılarda dışavurulmuştur. Fakat öyle anlaşılıyor ki iktidarın bu şikâyetler karşısındaki tavrı, sistemi düzeltmek değil, Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınmasında görüldüğü gibi, sadece “günah keçisi” ve “şamar oğlanı” aramak biçiminde olacaktır. AKP Sözcüsü Ömer Çelik şöyle demiş: “Bazı yerlerde, bürokratik vesayetin yeni system gereklerinin dışında birtakım eski alışkanlıkları sürdürdüğü şeklinde şikâyetler var. Bazı yerlerde yeterince verim alınamadığı şeklinde şikâyetler var.” “Günah keçisi”, başkalarının işlediği suçlar üzerine yüklenilen masum kişidir. Eski Yunan’da da kötülüklerden korunmak amacıyla insanları günah keçisi olarak kullanılırdı. Atina’da bir kadın ve bir erkek seçilir, bunlar kentte dolaştırılıp ince yeşil dallarla dövüldükten sonra kent dışına sürülüp orada taşlanırdı.“Şamar oğlanı”, krallık ve padişahlıklarda veliahtların/ şehzadelerin yerine dayak atılan kimsesiz erkek çocuğudur. Hem Doğu hem de Batı kültürlerinde görülen bu uygulamada Kralın/Padişahın oğluna yakın yaşta yoksul bir erkek çocuğu seçilir, eğitimde şehzadenin yaptığı yanlışlardan dolayı, örnek olması için, o dövülürdü. Allah, ülkemizin her düzeydeki tüm emekçilerini, yazarlarını, politikacılarını “Günah Keçisi” veya daha kötüsü “Şamar Oğlanı” olmaktan korusun! Unutmayın, “Hiçbir köle, efendisine hiçbir zaman yeterince yaranamaz!”
...***
Mustafa Pamukoğlu 14 Temmuz tarihli Aydınlık gazetesinde, “borçla ekonomide dev adımlar atılmaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sanayici, tüccar, esnaf, çiftçi, tüketici herkes borç içinde ve bunalmış durumda. Borcu borçla ödemeye çalışıyor ama yeni borç bulmasının önünde büyük zorluklar var. Bir kere döviz mevduatlar bankada park etmiş yerinden kıpırdamıyor. İşletmeler kar yaratamıyor. Nakit akışında ipin ucunu kaçırmış durumdalar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hükümet buna çözüm olarak Torba Yasa ile bazı kolaylıklar getiriyor ve Hükümet çevrelerinin dev adım dedikleri önlemler gündeme getiriliyor. Ama hep yeni borç, borç yapılandırma, faiz silme gibi borçlanma araçları. Aslında sorun yapısal ve derinlerde. Hükumet borca dayalı önlemlerin işe yarayacağını sanıyor. Bu geçici rahatlama sağlar.
Daha önce çerçeve anlaşması yapılıp borçları yapılandıran şirketlerle aynı risk grubunda bulunan şirketlerin banka borçları yapılandırılacak.
Çerçeve anlaşmalarının yapılma süresi iki yıl olacak ve bu süreyi Cumhurbaşkanı artırmaya yetkili olacak.
Bu yaklaşıma finansal yeniden yapılandırma adı veriliyor. Bundan yararlanabilmek için borç ödeme kabiliyetinde olmak şart. Burada duralım. Şirket zaten borç ödeme olanaklarını kaybettiği için acaba deyip borçlarını uzun vadeye yaymak istiyor. Daha uzun vadede yapılandırılacak bu borçlar o zamana kadar Allah Kerim denerek zaman kazanılmak isteniyor. Şimdi yapılandırılan taksitlerin ödeme yeteneğinin borçlularda olup olmadığına bakılacak. Böyle olunca birçok borçlu bundan yararlanamayacak demektir.
Bu sistemde borçların anapara ve faizlerinde indirim veya bir bölüm silmek mümkün olacak.
Alınacak diğer tedbirler de şöyle:
1-Teminat azaltmak
2- Anapara, faiz veya kar payı alacaklarını; kısmen veya tamamen iştirake çevirmek
3- Özel amaçlı şirketler ile yatırım fonlarına ayni, nakdi ya da tahsil şartına bağlı bir bedel karşılığı devir veya temlik etmek
4- Borçlu ya da üçüncü kişilere ait ayni değerler karşılığında kısmen veya tamamen tasfiye etmek, satmak, bilanço dışına çıkarmak,
5-Diğer alacaklı kuruluşlar ve alacaklılarla birlikte hareket ederek protokoller yapmak gibi gerekli görülen tedbirler alınabilecek.
Düzenleme uyarınca yapılacak teminat azaltma, anapara ve diğer alacaklardan vazgeçilerek kayıttan düşme yahut benzer işlemlerle kredilerin yeniden yapılandırılması Bankacılık Kanunu ile düzenlenen zimmet suçunu oluşturmayacak.
Bu cümle bize ait değil. Sabah gazetesi haberi böyle duyuruyor. Kalkınma Planında yer alan önlemler şöyle sıralanıyor.
Kredi Garanti Fonu'nun (KGF) öncelikli sektörlerde verimliliği artıran projelerde kullanılmasına ağırlık verilecek. Fon'un yüzde 50'si imalat sanayi sektörlerinde yatırım-ihracat kredilerine tahsis edilecek.
Kalkınma ve Yatırım Bankası'nın öz sermayesi 10 milyar lira yükseltilecek, sanayi yatırımlarına desteği artırılacak. Banka, Türkiye Kalkınma Fonu'nu kuracak.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde fonların fonu oluşturulacak.
Öncelikli ürünlerin üretimi için kredilere ilave destek sağlanacak.
Kalkınma ajansları eliyle bölgesel girişim sermayesi uygulaması başlatılacak.
Finansal destek sağlayan kurumların, bankaların imalat sanayii ihtiyaçlarına yönelik uygulamaları güçlendirilecek. Bu firmaların uzun dönemli getiriyi hedefleyerek risk almalarını sağlayacak, güçlü-yenilikçi finansmana erişimi kolaylaştıran bir yapı kurulacak.
Tasarruf olanakları artırılarak, bu fonlarda oluşan kaynakların sanayinin büyümesine yönlendirilmesi teşvik edilecek.
Yıllardan beri borçlanma ekonomisinin modeli aynı. Önce borçlandır. Borcunu ödeyemezse yapılandır. Ödeyemezse bir daha yapılandır. KGF ver. Teşvik ve destek ver. Kredi alma kolaylıkları getir. Hep aynı. Oysa bunlarla yapısal sorunlar çözülmez. Yapısal sorunlar yapısal adımlarla çözülür. Bunun adı da üretmek, katma değer yaratmak, startuplara öncelik vermek, tasarruf yapmak, tarıma ve turizme önem vermek, yani milli ekonomiye dönmek.
...***
Mehmet Faraç, 14 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “S-400'ün tetiği kimin elinde?..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Eskiden askeri tatbikatlar bile gizli yapılırdı... Şimdilerde dünyanın en önemli hava savunma sistemlerinin bir ülkenin topraklarına getirilişi canlı yayınlarda veriliyor...Üstelik tüm askeri kışlaların tel örgülerinde, "fotoğraf- video çekmek yasaktır" yazısı asılı durmasına rağmen gösteriş yapılması çok tuhaf bir çelişki!..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
"S-400'ler alınsın mı- alınmasın mı" tartışmalarının halen sürdüğü bir ülkede, canlı yayında füze şov yapılırken aklımda çelişkilere dikkat çeken deli sorular dolaşıyor...
Nereden alındı acaba bu füzeler?.. Rusya'dan... O halde aklımdaki ilk soru menzilsiz bir füze gibi dönüp duruyor; Sahi, S-400 Rusya'ya karşı kullanılabilir mi?..
Olur ya, bir gün düşman olduk Rusya'yla, savaş başladı, işte o zaman bu sistemi Moskova'dan havalanan uçaklara-füzelere karşı yönlendirebilecek miyiz?..
Sorular, sorular, sorular... Takip uydu tanımlamaları tamamen Rusya yazılımının etkisi altında ise S-400'ler askeri savunma sistemi açısından acaba ne kadar bağımsız, ne kadar özgür ve ne kadar isabetli?..
Sormaya devam edelim; Türkiye Cumhuriyeti S-400'leri alırken dışarıdan müdahaleyi ortadan kaldıracak kritik önlemleri alabildi mi acaba?..
En önemlisi; Rusya'nın S-400'ler üzerinden sadece "dost hedefleri tanımlama" yetkisi verdiği öne sürüldüğüne göre, bu "dost uçak" tanımlamaları, Ruslar'ın uçaklarını-füzelerini kapsayacak biçimde yazılımda sabit mi, yoksa müdahaleye açık mı?..
Konu hava savunma sistemi gibi Türkiye'nin dış tehditlere karşı yaşamsal bir meselesi olduğu için sorular bitmiyor... İşte bir başka önemli soru daha;
Amerika'nın karşı çıkması, hatta tehdit etmesine rağmen S-400'leri aldığımız Rusya, acaba Türk ordusuna kullanmak dışında, yazılımı ve koordineyi de öğretiyor mu, yoksa Türkiye namlusu Ankara'da, tetiği Moskova'da bir silahı mı satın aldı?..