Temmuz 16, 2019 08:34 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Hapsetme oranında dünyada ikinciyiz

Yeniasya:

Tek adam rejimi devleti çökertiyor

Star:

CHP'li vekil Meclis'i karıştırdı! AK Parti'den sert tepki

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Ali Güller, 15 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “S-400: Tercih mi, zorunluluk mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“S-400’ler nihayet geldi... 12 Temmuz 2019 tarihi, Türk- Amerikan ilişkileri açısından artık bir “milat”tır. Türkiye elbette kısa vadede ABD yaptırımlarından olumsuz etkilenecektir ancak daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi orta ve uzun vadede Türkiye kazançlı çıkacaktır:Türkiye silah envanterini çeşitlendirerek tek ülkeye bağımlılığı kıracaktır ve S-400’leri milli füze savunma sistemi inşa etmenin ara aşaması olarak değerlendirecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

ABD’nin S-400’lere karşılık Türkiye’yi F-35 programından çıkarması, aslında bir yaptırım değil, Türkiye’ye iyilik olacaktır. 6 Haziran 2019’da bu köşede belirttiğimiz gibi yüzde 85 oranında ABD’ye bağımlı hava kuvvetlerimiz F-35 ile yüzde yüz bağımlı olacaktır ve yazılımı ABD’nin elindeki bu uçakların en kritik zamanda “kullandırılmayabileceği” riskiyle hep karşı karşıya olacağız!Askeri ambargonun, örneğin 1975’te Türkiye’ye orta ve uzun vadede nasıl kazançlara (Aselsan) dönüştüğü ortadadır.11 Mart 2019’da bu köşede belirttiğimiz gibi S-400’lerin Türkiye yararına şu iki siyasi sonucu olacaktır: 1. Türk-Amerikan ilişkilerine eşitlik ve denge gelecektir. 2. Türk-Rus ilişkilerinin seviyesi yükselecek, Astana formatı kurumsallaşacak ve bölge merkezli dış politika uygulama koşulları gelişecektir.Özetle 25 Şubat 2019’da bu köşede altını çizdiğimiz gibi S-400’ler ABD’ye bağımlılığın panzehridir. “ABD yerine Rusya’ya bağımlı oluruz” endişeleri yersizdir; zira birincisi Rusya “bağımlı olunabilecek” bir süper güç değildir; ikincisi temel hedef milli füze savunma sistemi kurmaktır ve Rus füze savunma sistemi, teknoloji transferi boyutuyla bu temel hedefin aşamasıdır.Türkiye’nin S-400 alabilmesi de, bir yönüyle ABD hegemonyasının inişe geçmesiyle ilgilidir zaten.Burada esas sorun, AKP hükümetinin S-400’lere bakışıdır. Erdoğan’dan Çavuşoğlu ve Akar’a kadar AKP yönetimi S-400’lerin alımını “bir tercih değil, zorunluluk” olarak nitelemektedir. Kendi ifadeleriyle AKP S-400’leri tercih etmemiş, Obama yönetimi Patriot vermediği için almak zorunda kalmıştır! O nedenle S-400’ler AKP için kendi ajandasını uygulayabilmenin bir enstrümanı; Rusya’yla kendisine alan açan bir anahtar, ABD’yle pazarlıkta elinde tutacağı bir karttır.Oysa AKP’nin “tercih değil zorunluluk” gördüğü S-400’ler, Türkiye’nin çıkarları için siyasi bir tercih, güvenlik ihtiyacı ve ABD’ye karşı milli egemenlik meselesidir aslında! 

…***

Özcan Yeniçeri, 15 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Siyasi çıkar için ümmet bölmek!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Erdoğan, yeni parti kurma hazırlığında olan Ali Babacan'a "Ümmeti parçalamaya hakkınız yok... Dava terk edilmez" demiş. Bu söylemlerdan çıkarılan sonuç; biz parti değil ümmetiz, o nedenle başka parti kurmak ümmeti parçalamak anlamına gelir. Ayrıca bu ifadeler bizi AK Parti'yi terk etmek de davayı terk etmek gibi bir sonuca götürür.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir partiden ayrılıp bir başka parti kurmak 'ümmeti böler' demenin doğal sonucu kendi partisi dışındakileri ümmetin dışında görmek demektir. Gerçekte bu söylemin bizzat 2001 yılında kurulan bir parti 'ümmet benim, dava benden ibaret' diyorsa AK Parti'den önce ümmetin nerede ve davanın da kimlerle olduğu da ortaya konulmalıdır. Aynı mantığın gereği olarak ümmeti ve davayı o zamanlar kimlerin terk ettiğinin de açıklanması gerekir.

Diğer yandan partideki ayrışmayı siyasetten çok dinî gerekçelere bağlanması da AK Parti'nin kuruluş ilkelerine tersdir. Nitekim o zamanlar "AK Parti, dinî bir teşekkül, İslâmcı bir parti değildir; böyle bir iddiamız yoktur." Diyenler de kendileriydi.

Bir parti siyasi çıkarını ve iktidarını sürdürebilmek için ümmet, millet ve dava gibi kavramları kendi tekelinde ilan etmesi bu kavramları işlevsiz bırakır.

Partilerin kendi dışındaki siyasi oluşumları şeytanlaştırarak sonuç almaya çalışmalarından daha büyük siyasi yanlışlık yoktur.

Buna siyasi çıkar için ümmeti/milleti bölmek de dahildir.

Başka partilerin kötü olmasını kendi partilerinin iyi olmasının gerekçesi olarak gösterenler hem ahlak hem zeka hem de siyaset fukarasıdırlar.

…***

Cevher İlhan 15 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, ““S-400 şantajı” nasıl aşılacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“S-400’ler gelmeye başladı, ama öncelikle Trump’ın verdiği iddia edilen sözleri ne kadar tutup tutmayacağının bilinmediği sıkıntılı süreçte muamma devam ediyor.Japonya’da yaptığı görüşme için “S-400’lere ilişkin ABD’nin yaptırım uygulamayacağını Trump’tan duymuş olduk. Biz ABD ile stratejik ortağız” diye konuşan ve “kendisi ile telefon görüşmelerimde, ikili olarak bir araya gelişlerimizde şu ana kadar ‘şu şu şu konuda biz size şu yaptırımı yapacağız” diye hiçbir şey duymadık” diyen Cumhurbaşkanı, “Zannediyorum ki sıkıntıları aşacağız” demişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Keza “iktidara ilişik medya”da “Erdoğan Trump’ı ikna etti” manşetleriyle yaptırımların kalktığı ileri sürülmüş; “iki liderin birbirlerine karşılıklı övgüleri” sıralanmıştı. Ancak bunların dışında hiçbir Amerikan merciinden “olumlu” bir açıklama yapılmamış; tam tersine daha ilk günde ABD Senatosu’ndan tepkiler gelmişti. 

Osaka’daki görüşmenin ardından Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Eliot L. Engel, sert ifâdelerle “Başkan söz verdi, ama Türkiye S-400 sistemlerini alamaz ve F-35 uçaklarıyla aynı anda sahip olamaz!” diye noktayı koyduğunu bildirmiş; dahası “Kongre, Dışişleri, Pentagon ve Birleşik Devletler hükûmeti’nin görüşünü açıkladığını vurgulayan Amerikalı yetkili, bununla da kalmayıp, “otokrat” dediği Erdoğan’a “oyun oynamayı bırakmalı” diyerek hakaretler savurmuştu. 

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Morgan Ortagus da, “ABD’nin, Türkiye’ye S-400 tedarikine ilişkin tavrı değişmedi. Ankara anlaşmayı sürdürürse çok olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalacak. CAATSA yaptırımları tasarısı Kongre’den geçti. Sonuçları Türkiye açısından olumsuz olacaktır” dedi. (gazeteler, 9.7.19)

Türkiye’ye dayatılması beklenen “yaptırımlar”ın başında, “yaptırım kapsamına alınan kişi ve kurumlara ihracat-ithalat bankası desteğinin kesilmesi, mal ve teknoloji ihracatı ruhsatı verilmemesi, ABD mali kuruluşlarından kredi tedarik edilmemesi, uluslararası mali kuruluşlardan kredi verilmemesi ve ABD Merkez Bankası ile doğrudan alışveriş yapma izni verilmemesi” sıralanıyor.

Keza, “yaptırım kapsamına alınan kişi ya da kurumlarla ihale ya da sözleşme yapılmaması, döviz üzerinden işlem yapılmasının yasaklanması, mali kurumlarla bankalar arasında ödeme ya da kredi transferlerinin yasaklanması, ABD topraklarında gayrimenkul sahibi olmasının yasaklanması, sermaye ya da borç alışverişinin yasaklanması, ABD’ye giriş yasağının konulması ve benzer işlevi olan üst düzey görevlilere de yaptırım uygulanması” yer alıyor. (T24, 12.7.19)

Sayıları on ikiyi bulan “yaptırımlar listesi”nden en az beşini seçmek zorunda kalan Trump, en fazla 180 gün (6 ay) yaptırımlardan muafiyet tanıyabiliyor ve ardından yine 180 günlüğüne yenileyebiliyor. “Muafiyet tanıma” kararını yine Kongre’nin değerlendirmesine sunma şartıyla.

Bu arada ABD Ulusal Güvenlik Konseyinin Türkiye’nin durumunu belirlemek üzere toplanacağı, Amerikan Maliye Bakanlığı’nın “yaptırım seçenekleri”ni ve etkilerini değerlendireceği ve Başkan’a hangi yaptırımların uygulanması gerektiği konusunda tavsiyede bulunacağı ve bunun üzerine “yaptırımları” öngören “başkanlık kararnamesi”nin hazırlanıp yürürlüğe gireceği belirtiliyor. 

Kesin olan şu ki Amerika’dan ardı ardına gelen açıklamalarla “S-400 yaptırımları” hâlâ masada. “Erteleme”ye karşı Amerikan Kongresi devrede; ve Ankara’ya tehditlerin ardı arkası kesilmiyor. 

Nitekim, Trump’ın ekibinin Türkiye’ye “yaptırım paketi”ni belirlediğine ve “15 Temmuz kutlamaları” sonrasında duyurmayı plânladığına ilişkin haberler, Amerikalıların “yaptırımlar”ın peşini bırakmadığını ortaya koyuyor. (Sputnik, Bloomberg, 14.7.19)

Bu vaziyet, kapalı kapılar arkasında Trump’a ve Amerikalı yetkililere hangi vaadlerin verildiğini sözkonusu ediyor. Dışişleri Bakanı, “Acil bir durumda S-400’ler devreye girecek” diyor; lâkin bunun ne manaya geldiği hâlâ tartışılıyor.

Gerçekten, “Amerikan yaptırımları” tehdidi ve şantajı nasıl aşılacak? S-400 füzeleri Türkiye geliyor, ama hangi şartlarla kullanılacak ve “yaptırımların uygulanmaması” için hangi “tâvizler” verildi ya da verilecek?