Türkiye'den köşe yazarları
Star: Erbil'deki terör saldırısında bir kişi daha yakalandı
Milli gazete:
Sputnik Türkiye: Davutoğlu gibi bir figürü önemsemiyoruz
Yeniasya:
Merkez sağ ihtiyacı büyüdü
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
...***
Şükran Soner, 20 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Ekonomi yönetiminde sihir, sihirbaz yoktur"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Meclis’te kalkınma planı görüşmeleri vardı. Zorlama yapılan canlı yayınların, Meclis görüşmelerinin demokrasimizdeki işlevi, etkinliğinin dibe vuruşu ile doğrudan ilişkili olarak siyasete duyarlı, zaman yaratabilecek izleyiciler için bile izlenirliği diplerde. Kendi adıma hiç değilse kürsüye çıkan milletvekillerinin derslerini çalışanları için geçerli olmak üzere sunulan bilgilerden havayı koklamak üzere izlemeye çalışıyorum."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gündemde kalkınma planı, konuşmacı DPT’nin ve de ekonominin duayenlerinden CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici’nin grubu adına diyeceklerini izlemeyi görev bildim. İyi ki de izlemişim. Birçok manşet habere taşınabilecek yorum ve başlıklar altında verilmiş, ekonominin aynı iktidar erki, sorumluluğunda, 17 yıllık icraatlarla çökertilmesinin, unutturulmuş, yok sayılmış çarpıcı sonuçlarının dudak uçuklatan verileriyle yüzleştik. Bizim sağ siyasal popüler kültürümüzde, “plan değil, pilav lazım” polemiği ile beş yıllık planların aslında bilime, ekonomiye, demokratik bilimsel verilere oturtulması gerekli içeriklerinden kaçınmaya öncelik verilse de.. 21. yüzyılda devletin ekonomideki rolü, ülkenin bütünüyle uluslararası rekabete hazırlanması gereği tartışılamaz değerde.İlhan Kesici de tam da bu nedenle ister insan odaklı sosyal devlet, isterse güçlü ekonominin sermayeden yana öncelikleri ağır bassın, Türkiye’yi bir bütün olarak uluslararası rekabete açma yolunda özel sektörün çalışma ikliminin belli bir düzeni için, eğitimin düzeyinin uluslararası rekabete açılması zorunluluğunun altını çizerek söze giriyor. 2014 yılında Türkiye’nin, 130 küsur ülke içinde 44. sırada iken, 2018’de 55. sıraya düşmesi gerçeğini sorguluyor.İki anlamlı eksiklik olarak ise, planların ortalama 15 yıllık, üç dönemli gelişmeler içinde değerlendirilmesi gereği yanında bir yıllık gecikmeyle Meclis gündemine taşınmasını sıralıyor. Geçen yıl bu aylarda Meclis’e sunulmamış 11. Beş Yıllık Plan’ın sayısız ilkesel hazırlık koşullarına uyulmaması sorunları yanında, 2019 bütçesinin plan programı olmadan hazırlanması gibi eksiklikle yüzleşilmesinin altını çiziyor. Meclis’te planlama ve ekonomi, bütçe alanlarında çok sayıda uzman her partiden milletvekillerinin varlığına karşın gerek plan gerekse bütçe hazırlık çalışmalarında bu bilgi birikimleri, deneyimleri demokratik işleyişlerin, hukukundan yararlanılmamasının olumsuz sonuçlarını sorguluyor..
Kişi başına milli gelir için 16 bin dolar olsun denmiş. İyi güzel de, bir önceki planda 25 bin dolar olaktı, 9600 olmamış. Milli gelirde 2023 yılına konan hedef 2 trilyon dolarken 11. Plan’da 1 trilyon dolara indirilmiş. Kişi bişanı milli gelir öngörüsü de yarı yarıya düşürülmüş. 10. Plan’ın başarısızlıkları sorgulanmadan 11.Plan öngörülerinin havada kalması gerçeği bir yana, dış borç patlaması, ülke tarihinin en yüksek özelleştirmeleri ile, süper projelerle halkın tümüne yüklenmiş vergiler, ağır borçlanmaların dudak uçuklatan rakamlarından örnekler sıralanıyor.. Kamuoyunun çok duysa da anlamlarını algılamakta zorlandığı bol sıfırlı rakamlarla bir özetlemeye yerimiz kalmadı.
...***
Kazım Güleçyüz, 20 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " Denetimde de Meclis devredışı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Yürütme organı üzerindeki Meclis denetiminin en etkili araçlarından biri, yeni sisteme kadar güvenoyu ve gensoru mekanizmalarıydı. Ama bu sistemde Saray kabinesinin Meclisten güvenoyu alma şartı da, gensoru da kaldırıldı.Yeni sistemde Başkana soru sorabilmek hiçbir şekilde mümkün değil. Vekiller ancak yardımcısına ve bakanlarına soru sorabiliyor. O da sözlü değil, yazılı olmak şartıyla.Peki, yazılı soranlar cevap alabiliyor mu?Sözü Meclis Başkanı Şentop’a bırakalım."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İYİ Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün, bir önceki TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın cevaplaması talebiyle verdiği soru önergesinde, “Verdiğim yazılı soru önergelerinin cevaplandırılması yasal süreleri içerisinde yapılmamıştır” diyerek, son 5 yasama döneminde yazılı soru önergelerinin cevaplanma oranını sorması üzerine, Yıldırım’ın halefi Şentop şu bilgileri aktarmış:
23. Yasama Dönemi (2007-11): 19.268 önergeden 9.525’i (yüzde 49.43) süresinde, 715’i (yüzde 36.41) süresi geçtikten sonra cevaplandı. Toplam 16. 540 (yüzde 85.84).
24. Yasama Dönemi (2011-15): 65.57 yazılı soru önergesinden 14.251’i (yüzde 21.91) süresi içinde, 24.996’sı (yüzde 38.42) süresi geçtikten sonra cevaplandırıldı. Toplamda 39.247 (yüzde 60.33) yazılı soru önergesi.
25. Yasama Dönemi (7 Haziran-1 Kasım 2015): 2723 yazılı önergeden 165’i (yüzde 6.06) süresi geçtikten sonra cevaplandı. Bu dönemde süresi geçtikten sonra cevaplanan önerge yok. Toplam 165 (yüzde 6.06).
26. Yasama Dönemi (2015-18): 29.070 önergeden 3187’si (yüzde 10.96) süresinde, 9999’u (yüzde 34.40) süresi geçtikten sonra cevaplandı. Toplam 13.186 (yüzde 45.36).
27. Yasama Dönemi (2018): 6027 önergeden 263’ü (yüzde 4.36) süresinde, 1341’i (yüzde 22.25) sonra cevaplandı. Toplam 1604 (yüzde 26.61). (Milliyet, 24.12.18)
En son durum ise şu: Yeni sisteme geçildikten sonraki dönemde TBMM Başkanlığına sunulan 14.408 yazılı soru önergesinin yalnızca 821’i süresinde cevaplandırıldı ve oran yüzde 5.69’a geriledi (Birgün, 17.7.19)
Meclisin denetim işlevindeki karnesini ortaya koyan bu tablo, yeni sistemle birlikte demokrasimizin hangi noktaya getirildiğinin bir başka göstergesini de sunuyor.
...***
Eli Çakır, 20 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, "Gençler AKP'nin dününe bakmıyor, bugününe bakıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"4 Haziran genel seçimleri sürecinde kaleme aldığım “AK Parti ve gençler arasındaki makas neden açılıyor?” başlıklı yazımda, 16 Nisan 2017 referandumunda şehirli, eğitimli ve genç seçmen kitlesinin oyunu almakta zorlanan AK Parti’nin, yaklaşan seçimlerde de gençlerin oyunu almasının zor olacağını yazmıştım. (4 Mayıs 2018)Bu dostane yazıya AK Partili dostlarımdan aşırı tepki gösterenler olmuştu. Tepki göstermelerini makul karşılamıştım zira gerçeği kabullenmek, gerçekle yüzleşmek zordur. Çünkü önlerinde duran, yüzleşmeleri gereken gerçek çocukları. Kirli yalı çetesinin emirlerindeki trollerini üzerime salmalarının sebebinin ne olduğunu söylemeye gerek yok."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AK Parti, dindar muhafazakâr ailelerin eğitimli genç bireylerine ulaşmakta zorluk çektiğini ve her geçen gün aradaki makasın açıldığı gerçeğini bilmiyor değildi.
Nitekim Taner Yıldız Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak katıldığı bir televizyon programında şunları söylemişti:
“Eğitim seviyesi arttıkça AK Parti’nin hitap ettiği alanın daha da daraldığını görüyoruz. Anketler de bize bunu söylüyor.” (16 Haziran 2013, Haber Türk)
“Eğitim seviyesi arttıkça AK Parti’nin hitap ettiği alanın daraldığını görüyoruz”diyen kişi AK Parti’de uzun yıllar bakanlık yapmış bir isimdi. Ve bu sözleri de AK Parti hükümetinin bakanı olarak sarf ettiğinin altını çizelim.
Şunun için...
Yani “Eğitim seviyesi arttıkça AK Parti’nin hitap ettiği alanın daraldığını görüyoruz” sözü var olan bir sorunun görüldüğünün ve kabullenildiğinin göstergesidir.
Çünkü Sayın Yıldız devamında “Bu sorunun çözümü için bir iletişim alanı oluşturduk” diyordu.
Sayın Yıldız’ın söylediği daralan alanları çözecek “iletişim alanları” ya oluşturulmadı... Ya da oluşturuldu ancak (ki umarım oluşturulan bu ‘iletişim alanı’ yalı çetesi değildir) daralan alanları genişletmede başarı sağlayamadı.
31 Mart yerel seçimlerinin ortaya koyduğu tablo bir dönem toplumun yüzde ellisinin oyunu almayı başaran AK Parti için oldukça vahim.
Yenilettiği İstanbul seçimlerini 806 bin oy farkıyla kaybeden AK Parti’nin artık hitap ettiği alanda daralmanın çok daha ötesine geçmeye başladığını söylemek mümkün.