Temmuz 22, 2019 09:23 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: ABD'li komutan: Erdoğan sonrasını düşünerek hareket etmeliyiz

Yeniasya:

Basın zor durumda

Yenişafak:

Fuat Oktay'dan çok net Doğu Akdeniz mesajı: Faaliyetlerimizi kararlılıkla sürdüreceğiz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay, 21 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Kanunsuzluk zinciri!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Demokrasinin ana unsurlarını göz ardı eden, otoriter yönetimler, hukuksuzlukları örtmek için “kanun devleti”nin arkasına sığınırlar. İstedikleri gibi kanun yapıp eleştirilere şu karşılığı verirler: Efendim, memlekette kanun var. Kanunları uyguluyoruz. Gelinen noktada Türkiye kanun devleti bile değil. Aynı kanun, kişilere, davalara, zamana, şehre göre farklı uygulanabiliyor. Buna ilişkin verilebilecek onlarca örnek var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Cumhuriyet gazetesinin önceki yazar ve yöneticilerine ilişkin davada tüm iddiaları çürüten önemli bir gelişme yaşandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 16. Ceza Dairesi’ne verdiği tebliğnamede şu unsurların altını çizdi: - Gazetecilik faaliyetlerinden terör örgütüne yardım ya da üyelik üretilemez.- Eleştiri ve tartışma sınırları içindeki haber ve yorumlar evrensel değerlerden olan ifade özgürlüğünün parçasıdır. - Cumhuriyet Vakfı içindeki yönetim, oylama, yayın çizgisi tartışmaları terör örgütü faaliyeti olarak değerlendirilemez.- Yukarıdaki faaliyetlerin hiçbiri bir suça delil niteliği taşımaz. Sanıkların beraatına... 20 sayfalık tebliğname özlemini çektiğimiz evrensel hukuk normlarından izler taşıması bakımından umut verici. Bu durumda hapisteki Cumhuriyetçilerin bir an önce serbest bırakılması gerekir.Mahpusluğu 400 güne yaklaşan Eren Erdem’in durumu da aynı. İzlediğimiz duruşmalarında kendisine sorulan sorular, yazdığı haberlerden başka bir şey değildi. Aynı davada Eren’den daha çok hapis yatacaklar tahliye edildi, Eren hâlâ Silivri’de. Avukatı Onur Cingil’in yarın yapacağı başvurunun sonuçlarını bekliyoruz. 18 Temmuz Perşembe günü Çağlayan’da Canan Kaftancıoğlu’nun duruşması vardı. 37. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada savcının, 7 yıl önceki, o günün sıcak gelişmeleri içinde yazılmış sosyal medya paylaşımlarını büyük çabalar sonucu bulunmuş deliller gibi ağdalandırarak okuması ülke adına hüzün vericiydi. Yargıyı siyasal intikama alet etmenin, yürürlükteki kanunları zorlayıp bunun kılıfı yapmanın acı bir örneğiydi. İddianamede Kaftancıoğlu’na, “AKP’nin İstanbul’u kaybetmesinin bedelini ödeyeceksiniz” dense daha dürüstçe olurdu.Yine kanunların hiçe sayıldığı davalardan biri de İstanbul Üniversitesi akademisyenler davası. Burada yargılanan Doç. Dr. Fatih Gürsul’un dosyasını okuyunca insan, “Eee, delil nerede” diye sormadan edemiyor. Avukatı Metehan Arısoy’un yaptığı genel istatistiğe göre, Gürsul’un durumunda olup tahliye edilen en az 100 kişi var. Yargıtay dosyayı incelese büyük olasılıkla bozulacak. Ancak, gözlemimiz o ki, mahkemeler Meclis’ten çıkacak yargı paketini bekliyor. O paketle tahliyeler olacak, davalar düşecek. Anlaşılan o ki, Gürsul’un en büyük suçu Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olması.

Yukarıda sadece küçük bir kesit aktardığımız davalar zincirinin özü; hukuksuzluktan öte kanunsuzluklarla karşı karşıyayız. Bu durumda hiçbir vicdan, “Hükümet FETÖ ile samimi mücadele ediliyor” demez. Şunu der: FETÖ ile mücadele her şeye alet ediliyor.Kanunsuzluk zinciri, hukukun prangası haline geldi.

…***

Esfender Korkmaz, 21 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ekonomide daralma kısır döngüsü oluştu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2019 Yılında da GSYH'da küçülme devam edecek. TÜİK'in yayınladığı son veriler  de bu küçülmenin boyutunu ortaya koyuyor.En büyük daralma, son on senedir ekonominin lokomotifi olarak kullanılan, inşaat sektöründe yaşanıyor. Bu yılın ilk yarısında, gecen yıla göre konut satışları yüzde 21.71 oranında daraldı. Konut stokları oluştu. Üstelik bütün teşvikler ve kolaylıklara rağmen, ilk elden yani sıfır konut satışları daha çok düştü. Ayrıca konut kredileri ile satılan ipotekli satışlar, geçen seneye göre yüzde 58.92 oranında geriledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Perakende satış endeksleri, piyasanın ne kadar canlı veya durgun olduğunu gösterir.

Açıklanan takvim etkilerinden arındırılmış sabit fiyatlarla Mayıs 2019 perakende satış hacmi, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3.7 oranında azaldı. Üstelik bu azalış yüzde 3 oranında gıda da oldu. Yani durgunluk nedeniyle halk boğazından kesti.

Ekonomik faaliyetlere göre, büyük düşüş yüzde 20,7 oranında elektrikli eşya ve mobilyada yaşandı. Bunun ilk nedeni son iki seçimde ekonomiyi canlandırmak için bu eşyalarda yapılan vergi indirimleridir. Popülist amaçlı ve geçici olduğu için bu indirimlerin etkisi de geçici oldu. Sonuçta bugün hem vergi gelirleri azaldı, hem de bu sektörlerde daralma daha yüksek oldu.

2019 ilk altı ayında bütçe açığı arttı. Çünkü ekonomide daralmadan dolayı vergi gelirleri artmadı. Sabit fiyatlarla hesaplarsak, 2019 ilk 6 ayında geçen senenin aynı dönemine göre, vergi gelirleri sabit kaldı. (yüzde 0.27 artış). Buna karşılık kamu harcamaları yine sabit fiyatlarla yüzde 4.10 oranında arttı.

Merkez Bankası anketlerine göre, hem kredi talebi geriledi, hem de kredi hacmi daraldı.

Ekonomide  daralma üreticinin ve tüketicinin moralini bozuyor. Güven kaybı yaşanıyor. Güven kaybı daralmayı tetikliyor. Adeta birbirini tetikleyen daralma kısır döngüsü oluşuyor.

Bu döngüden kurtulmak için, ekonomi yönetiminin ikna edici, güven veren, elle tutulur önlemler alması gerekir. Önlem almak için ise, içinde bulunduğumuz konjonktürü iyi teşhis etmemiz gerekiyor. Her şey düzelecek diye algı yaratmaya kalkarsak, daha çok moral bozarız.

İktisadi ajanları ikna etmek için, her zaman ve herkesin söylediği ve beklediği yapısal reformları yapmak gerekir. Bu anlamda;

Başkanlık Sistemine çok hızlı bir geçiş yaşadık.  Bürokrasi ve devlet uyum sağlayamadı. Bu kapsamda yetki ve sorumluluk tarifi ve uygulaması yapılmadı. Gerçekte başkanlık sistemi tartışılabilir. Ancak bir geçiş dönemi tanımadan çarkların dönmesi mümkün değildir ve tartışılmaz.

Yine devlette liyakata göre bir personel sistemi oluşturmazsak, kamu hizmetlerinde etkinliği sağlamamız mümkün değildir.

Aynı şekilde kamu - özel sektör işbirliği kapsamında yapılan altyapı yatırımları, yüksek toplumsal maliyetler, talep garantisi ve kur artışı nedeni ile bütçe yükleri getirdi. Bu uygulama sosyal faydayı düşürdü, sosyal maliyeti artırdı. Kaynak kullanımında etkinliği düşürdü. 

Üretimin dışa bağımlılık oranı, teşvik ve ithal ikamesi politikaları ile sağlanmalıydı. Şu anda yüzde 30 oranında düşük TL bu işi kanırta kanırta yapıyor. Etkisi ise üretimde düşme olarak ortaya çıkıyor.

...***

Taha Akyol, 21  Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “sistem oturdu mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“PİAR araştırma şirketine göre halkın yüzde 62’si parlamenter sistem istiyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini getiren AK Parti’nin içinde bile, parti disiplini çerçevesinde de olsa, kamu oyuna yansıyan yakınmalar var. Ülkedeki konjonktürün değiştiği belli. Mahalli seçimler ve 23 Haziran sonuçları siyasi rüzgarın değiştiğini gösteriyor. Öyleyse parlamenter sisteme dönüşü sağlayacak bir referanduma mı gidilmeli? Hayır…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Cumhurbaşkanı ve AK Parti lideri Erdoğan’ın “akşam yat, sabah kalk referandum olmaz” sözü doğrudur. Konjonktüre göre anayasa ve sistem yapılmaz.

İşte aynı sebepten, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” de oturmamıştır! Çünkü geniş mutabakatla değil 2016’da “konjonktürün”ün getirdiği yüzde 52 ile kabul edilmişti. Onun için daha birinci yılından tartışılıyor.

İktidar blokunun “millet kabul etti, tartışma bitti” söylemi de doğru değildir. Sistem tartışması devam ettiği gibi, yüzde 90 oyla kabul edilen 1982 anayasası da defalarca değiştirilmedi mi? Türkiye’nin anayasa ve sistem tartışmalarını bir türlü aşamamış olması elbette vahimdir. “İstikrar” dediğimiz esaslı ihtiyaç, ülkeyi yönetenlerin devamlılığından ziyade kuralların ve kurumların esasta devamlılığıyla sağlanabilir.

AK Parti 17 yıllık iktidar tecrübesi de bunu gösteriyor; aynı yönetenler ama çıkışlar, inişler var.

Bir sistemin başarısı için iki şart lazımdır: En donanımlı uzmanların teknik katkılarıyla birlikte en geniş siyasi ve toplumsal kesimleri temsil edenlerin katılımıyla hazırlanmış olması…Yeterli ve çoğulcu bir tartışma sürecinin sonunda referandumda az farkla değil, büyük çoğunlukla kabul edilmesi…Yapısal istikrar ancak böyle sağlanabilir.