Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: CHP ile HDP'de açılım paslaşması
Cumhuriyet:
ABD'de Türkiye'ye yaptırım toplantısı
Yeniasya:
Hür basın yoksa, demokrasi olmaz
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar 23 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “CHP’nin stratejik başarısı neden sürecek!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hiç kuşkusuz 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimleri, yurt çapında stratejik bir CHP zaferidir: Zaten 2013’te Gezi Direnişi ile sarsılan ve 2015’te kaybettiği halde, seçimi tekrarlatarak iktidarını sürdüren Erdoğan/AKP rejiminin artık kesin olarak yolcu olduğunu ilan etmiştir..Bizim eğitimde hemen hemen hep doğru çıkan bir ölçütümüz vardır: Bir öğrencinin gelecekteki başarısı, geçmişteki performansıyla, notlarıyla tahmin edilebilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
CHP bu seçimlerde, fevkalade doğru bir karar ile ilçelerde ve illerde başarısı kanıtlanmış olan adaylarla seçime girmiş ve ülke çapında stratejik bir başarı elde etmiştir. Hiç kuşkusuz bu başarıda Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun payı büyüktür. Böylece CHP içindeki (zaten zamansız olan) Genel Başkanlık yarışı ve tartışmaları son bulmuştur.
Her biri ayrı ayrı değerli olan CHP’li belediye başkanlarının geçmiş öykülerine bakarak, gelecekte de başarılı olacaklarını tahmin etmek çok zor değildir. Ben sadece bir simge haline gelen Ekrem İmamoğlu’nun öyküsünü vurgulamak istiyorum: 1) İstanbul’un, Erdoğan/AKP iktidarının yönetiminde olan bir “kenar ilçesinde” politikaya başlamış... 2) Yıllarca CHP ilçe başkanlığı yapmış... 3) Zamanın geldiğini düşündüğünde belediye başkanlığına aday olmuş... 4) Belediyeyi Erdoğan/AKP iktidarının elinden almış... 5) Başkanlığı süresince başarılı olmuş, halkın sevgi ve güvenini iyice kazanmış... 6) Hem siyasal kampanya deneyimleri yaşamış, hem de belediye başkanlığı tecrübesine sahip bir aday olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na soyunmuş...7) Çok başarılı bir kampanya yürütmüş... 8) Sandıklara sahip çıkmış, oy çalınmalarını önlemiş...9) Atı alıp Üsküdar’ı geçmek için erken zafer ilan eden iktidara karşı enerjik ve olgulara dayalı başarılı ve etkili bir direniş göstermiş... 10) Sonunda, bütün itirazları aşarak, söke söke mazbatasını almış... 11) Mazbatası YSK’nin kanunsuz, haksız ve hukuksuz kararıyla gasp edilince yılmamış... 12) Aynı enerjik ve başarılı kampanyayı sürdürerek... 13) Hem halkı, hem parti örgütünü seferber etmiş... 14) İlk ve ikinci kampanya sürelerinde hemen hemen hiç hata yapmamış, kurulan bütün tuzakları ve konulan engelleri aşmış... 15) Toplumun bütün kesimleriyle siyasal ittifakları doğru bir biçimde oluşturmuş... 16) Seçimi tekrar büyük bir farkla kazanmıştır.İmamoğlu’nun bu 16 maddelik başarı şablonunu, bir iki eksiği veya fazlasıyla, öteki belediye başkanlarına da uygulayabilirsiniz.
...***
Taha Akyol, 23 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “Meclis güçlendi mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir yılını yeni dolduran Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hakkında AK Parti içinde de yakınmalar başladı. AK Parti sözcüsü Ömer Çelik “Sistemde yer yer kireçlenmeler, tıkanmalar olabilir” diyor. “Bazı yerlerde yeterince verim alınamadığı şeklinde şikayetler var” diyor.İktidar milletvekilleri Meclis’in yeni sistemde zayıfladığını, milletvekilinin “Züğürt Ağa gibi” bir hale geldiğini söylüyorlar.Hakikatte yeni sistemin sorunları, AK Parti cenahında parti disiplini sınırları içinde söylenenlerden daha büyüktür.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AK Parti milletvekilleri, teklif Meclis’e sunulduğunda, metni imzalamak için sıraya girmişler, selfi çekmişlerdi. Böyle iyi müzakere edilmeden, eleştirileri dikkate almadan parmaklar kalkınca, sonucunda böyle sorunlar ortaya çıkıyor.
Halka söylenen; demokratik bir başkalık sistemiydi. Siyaset bilimci Ömer Çelik “kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının” çok güçlü, “parlamentonun daha çok özne (yetkili) olacağı” bir sistem istediklerini söylemişti. (29 Aralık 2015)
Doğru ilkelerdi bunlar…
Ama bir yıl sonra 10 Aralık 2016’da iki partinin Meclis’e sunduğu teklifte kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı zayıflıyor, Meclis’in denetim yetkileri hayli daraltılıyordu.
Referandum sürecinde propaganda unsurlarından biri “Güçlü Meclis, Güçlü Demokrasi” sloganıydı:
Halbuki milletvekili sayısını 600’e çıkarınca partiler biraz daha fazla milletvekili çıkarma imkanını kazanırdı ama Meclis’in gücü, yetkisi artmış olmazdı.
Vekil sayısı artıyor, Meclis’in denetim yetkisi kullanılamaz hale geliyordu.
Aynı dönemde ülkemizin en saygın anayasa hukukçularından Prof. Kemal Gözler “Elveda Anayasa” başlığı altında kuvvetler ayrılığının, yargı bağımsızlığının nasıl zayıflayacağını, Meclis’in yetkilerinin nasıl daraltıldığını bilimsel olarak anlatıyordu!
Böyle ilmi eleştiriler kaç kişiye ulaşmıştı?!..
Milletvekilleri ise zaten kulak tıkamışlardı.
Başkanlık sistemlerinde “denetim ve denge”nin en önemli mekanizması, Başkan’ın atayacağı bakanların ve yüksek bürokratların Meclis denetiminden geçmesidir.
İktidar bugün kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve Meclis’in güçlenmesi ilkeleri yönünde bir revizyon düşünmüyor. Grup Başkanvekili Özlem Zengin de “anayasa ve kanun değişikliğinden bahsetmiyoruz” diye açıkladı zaten.
Bakanların nöbetleşe Meclis’e gelip milletvekilleriyle yakın temas kurmaları gibi günlük pratiğe dönük düzenlemeler düşünülüyor.
Demek ki sağlıklı bir sistem için zorunlu olan kuvvetler ayrılığı, denetim ve denge, yargı bağımsızlığı, Meclis’in daha çok “özne” (yetkili) haline gelmesi gibi temel ilkelere göre bir sistem revizyonu hiç olmazsa şimdilik söz konusu değil.
Halbuki Fransızlar 2008’de iktidar ve muhalefet uzlaşarak, bir yıllık hukuki çalışmanın ardından parlamentoyu ve yargıyı güçlendiren bir anayasa reformu yapmışlardı; yeter ki istensin.
...***
Kazım Güleçyüz, 23 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Meclis araştırmaları da engellenince...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Milletin seçtiği vekillerin bir araya geldiği Meclisin önemli görevlerinden biri de milleti ve ülkeyi ilgilendiren önemli konuları gündemine alıp görüşerek sorunların çözümüne katkıda bulunmak ve her alanda ülkenin önüne yeni ufuklar açacak çalışmalarda bulunmak. Herkesi ilgilendiren ortak konularda ortak akılla müzakereler yapmak, raporlar hazırlamak ve yürütme organına yardımcı olmak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bunun yollarından biri, belirlenen konularda araştırma yaparak teklifler geliştirmek üzere Mecliste temsil edilen partilere mensup vekillerle ortak komisyonlar kurmak.
Bu komisyonların kurulma süreci Meclis Başkanlığına verilen araştırma önergeleriyle başlıyor ve vekillerin çoğunluğu tarafından kabul edildiğinde komisyonlar oluşuyor.
Fakat iktidarın uygulamalarına bakılınca, bu sistemin de işle(til)mediği gözleniyor.
Kamuoyu gündemine gelen birçok önemli konu ve gelişme hakkında muhalefet tarafından verilen araştırma önergeleri, iktidara mensup vekillerin oylarıyla reddediliyor.
Bunların medyaya sınırlı ölçüde yansıyan örnekleri dahi uzun bir liste oluşturuyor.
İşte araştırılması reddedilen bazı konular:
* Reyhanlı, Diyarbakır, Ankara, Suruç, Uludere katliamları. * İstanbul havalimanındaki terör saldırısı. * IŞİD’in Türkiye’deki faaliyetleri. * Kobani olayları. * Eskişehir Osmangazi Üniversitesindeki katliam. 17-25 Aralık. * Devletteki paralel yapı. * 15 Temmuz’un siyasî ayağı. * Telekulak iddiaları. * Osman Öcalan’ın TRT’ye çıkarılması. * Beka sorunu. * 12 Eylül mağduriyetleri. * Basın özgürlüğü. * Öğretmen ve öğrencilerin sorunları. * EYT’liler. * Dolar ve faiz lobisi. * TOKİ ihalelerinde yolsuzluk iddiaları. * Çiftlikbank vurgunu. * Siyasîlerin vergi cennetlerindeki varlıkları. * Soma’daki maden ve Çorlu’daki tren faciaları.* Çocuk işçiliğinde yaşanan sorunlar. * Çocuk istismarlarının önlenmesi. * Bireysel silahlanma. * Sentetik uyuşturucular (bonzai). * Lösemi hastalarının ve ailelerinin sorunları. * Astsubayların sorunları. * Askerlerin yemekten zehirlenmesi. * ASELSAN mühendislerinin şüpheli ölümleri. * Kılıçdaroğlu’na linç girişimi... Sonuçta Meclisin iktidar oylarıyla bypass edilmesi demokrasimizi iyice dibe vurduruyor.