Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Davutoğlu: Suriye konusunda suçluysam Erdoğan da suçlu
Yeniçağ:
İşsizlikte artış
Karar:
F-35 üreticisi firmadan açıklama: Mart 2020'ye kadar Türkiye parça üretiminden çıkarılacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz, 24 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Bu çıkmaz yolu nasıl aşarız?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Temmuz ayı mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi bir önceki aya göre yüzde 2 oranında ve bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 21.7 oranında azaldı.Merkez Bankası ve TÜİK tarafından ortaklaşa ve aylık anketlerle hazırlanan endeks; tüketicilerin ekonomik duruma ilişkin geçmiş yorumlarını ve beklentilerini, kişisel mali durumlarını, yakın gelecekteki harcama ve tasarruf eğilimlerini gösteriyor. 100'ün üstündeki endeks değeri güveni, altında ise güvensizliği gösteriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ekonomik konjonktürü etkileyen çok sayıda değişken olmakla birlikte, Tüketici güveni bunların başında gelmektedir. Ayrıca Tüketici güven endeksi, ekonomide kriz öncesi bir göstergedir.
Tüketici güven endeksinin hızlı düşmesi ve 2019 temmuz ayında yüzde 56.5 gerilemesi, toplam talebin daha da düşeceğini gösteriyor. 2019 ilk çeyrek büyüme verilerine göre hane halkı tüketim harcamaları yüzde 4.7 oranında düşmüştü.
Temmuz ayı tüketici güven endeksine göre, tüketici ekonomik durumun bozulacağını ve maddi durumunun kötüleşeceğini bekliyor. Bu şartlarda elbette harcamalarını kötü günler için kısacaktır.
Ekonomide genel bir kural olarak, tüketiciler gelecek döneme ilişkin kaygılı iseler, tüketim harcamalarını kısar ve bu durum ekonomik durgunluğa neden olur.
Öte yandan sermaye sahibi de malını satamayacaksa neden yatırım yapsın? Aslında Yatırım yapma isteği, yalnızca mevcut talep yapısı ile ilgili değildir. Gelecekte olumlu beklentiler varsa, kriz dönemlerinde yatırım yapmak daha rasyonel olur. Zira bu dönemlerde maliyetler daha düşük olur. Ne var ki Türkiye 'de yatırım yapmayı talep dışında hukuk altyapısı ve bürokrasi de engelliyor. Hukuk reformu ve idari reform yapılması şarttır. Aslında reforma da gerek yoktur. Türkiye yeniden parlamenter sisteme dönerse, yatırımlar da kaldığı yerden devam eder.
Nerden bakarsak bakalım içinde bulunduğumuz küçülme dönemi, ekonomik krizin ağırlaştırılmış şeklidir. Ekonomide mevcut politikalar devam ettiği sürece çıkış imkanı yoktur. Aslında düz mantıkla bu günkü konjonktürü bu günlük politikalar yaratığına göre, aynı politikalarla çıkışın da mümkünatı yoktur.
Geçmişte yaşanan krizlere bakınca, bu krizlerin her zaman farklı bir politika, farklı bir anlayışla çözüldüğünü görüyoruz. Söz gelimi 1980 krizinde Özal'ın dışa açılma politikaları, 1994 krizinde ''5 Nisan Kararları'', 2001 krizinde İMF'nin 3 yıllık ''Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'' etkili olmuştur.
Kur sisteminin değişmesi, Merkez Bankasının TL yanında kuru da gözetmesi için yasal değişiklik yapılması;Bütçeden popülist harcamaların kaldırılması yerine bu kaynakların istihdam yaratacak yatırımlara yönlendirilmesi; Devlette liyakat'a dayanan bir idari reform yapılması, merkezi devlet ve yerel idareler arasında yetkilerin ve sorumlulukları yeniden tarif edilmesi, yerel yönetimlerde özerkliğin artırılması. Eğitim reformu yapılarak, çağdaş eğitime ağırlık verilmesi. Olmalıdır. Yapısal sorunların çözülmesinin siyasi maliyetleri var ve fakat yapılmazsa bu maliyetlerin hem siyasi hem de sosyal maliyeti daha yüksek olur.
...***
Abdulkadir Selvi, 24 Temmuz tarihli Hürriyet gazetesinde, " Yeni dönemde plan farklı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dinlenmeye çekilmesi, beklentiyi güçlendirdi. Oysa daha köklü bir sorun var. Kimin bakan olacağından ya da hangi bakanın gideceğinden ziyade güven verilmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cuma günü il başkanları toplantısında yapacağı konuşma bu açıdan önemli olacak. Konuşmanın satır aralarından yeni dönemin ipuçlarını alacağız. Ardından Erdoğan’ın çıkacağı Anadolu gezisindeki üslup ve söylemi bize yeni dönemin kodlarını verecek."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:
...***
O nedenle Erdoğan’ın kabine ve parti yönetiminde değişiklikle yetinmemesi, köklü bir “paradigma değişikliği”ne gitmesi bekleniyor.
Siyaseten normal günlerden geçmiyoruz. 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri sıradan seçimler değildi. Siyaset yeniden şekilleniyor. Bu noktada Erdoğan’ın yeni döneme ilişkin stratejisi hayati derecede önemli. Çünkü Erdoğan yapacağı hamlelerle suyun yönünü değiştirebilir. Atacağı yanlış adımlar ise değişim sürecini hızlandırabilir.
Abdullah Gül ve Ali Babacan ekibi ile Ahmet Davutoğlu, çalışmalarını hızlandırdı. İllerde teşkilatlanma noktasına geldiler.
Tüm bunlar 2023 seçimlerine dönük adımlar. Bizde cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sancılı olmuştur. 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın ve son olarak 27 Nisan e-muhtırasının cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşanması boşuna değil. Darbe ve muhtıra dönemlerinin örneklerini bir rejim tehlikesi olduğu için vermedim. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin rejim içindeki yerine işaret etmek istedim.
24 Haziran seçimlerinde muhtıra veren ya da darbeye yeltenen oldu mu?
Yok. Çünkü bu kez plan farklı. Çünkü başkanlık sistemi var. Çünkü yüzde 50 artı bir var. Çünkü yüzde 50’lik iki blok oluşmuş durumda. Şimdiki plan, AK Parti’nin alternatifini AK Parti’nin içinden çıkarmak.
31 Mart seçimlerinde büyük illerin muhalefetin eline geçmesi, tekrarlanan İstanbul seçimlerini Ekrem İmamoğlu’nun dokuz buçuk puan farkla kazanması muhalefetin umutlarını artırdı.
Erdoğan, 24 Haziran seçimlerini yüzde 52 ile kazandı ama 31 Mart seçimleri bize gösterdi ki aradaki makas kapanmış. Yüzde 50-yüzde 50’lik iki blok oluşmuş. 2023’e kadar geçen süre zarfında kim seçmen havuzunu büyütebilirse, o kazanacak.
İki kamuoyu araştırma şirketinin sonuçlarını inceledim. Görünen o ki seçmende bir arayış var. Partilerin dışında bir gri alan oluşmuş durumda. “Yeni parti kurulsun” diyenlerin oranı yüksek. Benzer tabloyu Meral Akşener’in yeni parti kurma çalışmaları sırasında görmüştüm. Akşener o süreci iyi yönetemedi. Ama buna rağmen yüzde 10 almayı başardı.
Zaten “Yeni parti kurulmalı”diyenlerin önemli bir bölümünü İYİ Parti ve MHP seçmeni oluşturuyor. İYİ Parti seçmeni MHP’den, MHP seçmeninin bir bölümü ise AK Parti’den gitmişti. Bu seçmenler, parti sadakatini geride bırakmış ve değiştirme eşiğini aşmış. Ancak belli ki tatmin olmamış, arayışlarını sürdürüyor. İlginçtir, bu kez muhafazakâr seçmen bir arayış içinde. CHP ve HDP seçmeni partisinden memnun. Yerel seçimlerin ve İstanbul başarısının etkisi olduğu belli.
...***
İsmet Özçelik 24 Temmuz tarihli Aydınlık gazetesinde " ABD'de Erdoğan sonrası hesabı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" ABD’de Türkiye tartışılıyor. Türkiye’nin Avrasya’ya yönelişi sorgulanıyor.Trump, Obama dönemini suçluyor. Bir kesim ısrarla, “Türkiye’nin kaybedilmemesi” vurgusu yapıyor. Aksi halde ABD çıkarlarının büyük zarar göreceğini belirtiyorlar. Bugünkü Türkiye’den umudu kesmişler. Çıkış arayışları var. Son tahlilleri şu: ABD’nin Avrupa’daki eski Kara Kuvvetleri Komutanı Ben Hodges de bu görüşü savunanlardan. ABD yöneticilerini uyarıyor: “Erdoğan’dan sonrasını düşünerek hareket etmeliyiz.” Şimdi buna göre hesaplar başladı. “Erdoğan sonrası” ifadesi çok konuşulur oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Görünen o ki; Ak Parti’nin peş peşe yaptığı hatalardan heveslenmişler. Düşülen tuzaklardan umutlanmışlar.
İstanbul seçimi heyecanlandırmış. “Açılım” hevesi yine hortladı.
PKK/HDP, “Açılım Ak Parti ile olmayacak” ifadeleri kullanıyor.
CHP yöneticilerinden de benzer sesler çıkıyor. Amerika’dan işaret gelmiş gibi… ABD’de Erdoğan’a “ağır bir ceza verilmesi” dillendiriliyor.
Öne çıkan fikir şu: “İhanetinin bedelini ödemeli.” Hem dünyaya;
Hem de “Erdoğan sonrası iktidara geleceklere”(!) mesaj verilmek isteniyor. Kontrolden çıkanların, hizaya getirilmesi çabası. Psikolojik savaş hızlandı. Arap internet sitelerinde bir haber yayınlandı. Erdoğan’ın kalp krizi geçirdiği bildirildi.
ABD yine yanlış yolda. Teşhis yanlış olunca sonucu da hüsran olacak. Türkiye’nin tavrı Erdoğan’ın kişisel tercihi değil.
Milli çıkarı bunu gerektiriyor. Geleceği Avrasya’da. Gereğini yapıyor. ABD sürekli kaybediyor. Ülkeler kendi kaderlerini eline alıyor. Türk halkı için de aynı şey geçerli. Halkımız ABD’ye tepkiliydi.
15 Temmuz ABD/FETÖ darbe girişimi daha da tetikledi. Eskiden muhafazakarlar ABD’ye sıcaktı.
Şimdi tam tersi. ABD karşıtlığında solcuları bile solladılar. Yapılan araştırmalar ortada. ABD’ye karşı olanların oranı yüzde 90. ABD’nin işi zor. 1950’den beri Türkiye’nin içinde. Ama Türkleri hiç anlamamış. Baskı ve tehditler etkili olmadı. S-400’ler Türkiye’de. Fırat’ın doğusu için de aynı şey geçerli Türkiye kararlı durunca ABD telaşlandı. Doğu Akdeniz’de de durum benzer. Türkiye’nin her zamankinden çok birliğe ihtiyacı var. “Türkiye ittifakı” zorunlu. Geciktikçe maliyet yükseliyor. Ayak sürünse de olacak. Çünkü başka çıkış yok!