Temmuz 27, 2019 08:06 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: 23 Haziran yenilgisinin ardından Erdoğan, olağan kongre sürecini 1 yıl öne çekti

Karar:

Trump: S-400 alımı için Türkiye'yi suçlamıyorum

Star:

AYM Başkanı Zühtü Arslan şaşırtmaya devam ediyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Esin Ergenç, 26 Temmuz tarihli Aydınlık gazetesinde, “Kamu sendikacılığı bitiyor mu?”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.

“Kamu işyerleri için toplu iş sözleşmeleri (TİS) yürütülüyor. Konfederasyonlar taleplerini açıkladı, hükümet tarafının ne vereceği ise merakla bekleniyor. İlk bakışta her dönemki kamu TİS süreci gibi bir süreç olacağı düşünülebilir. Ancak bu dönem çok önemli bir değişiklik var. Artık kamu işyerlerinde çalışan işçiler adına imzalanacak Çerçeve Protokol bağlayıcı olacak. Yani hükümet ve konfederasyonlar arasında önceden protokol gereği belirlenen zam oranı işçinin alacağı zam olarak belirlenmiş olacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu ne anlama geliyor? Artık kamuda sendikalar yetkisiz olacak demek. Sendikaların varlık sebebi üyelerinin hak ve çıkarlarını korumak ve artırmaktır. Bunun en belirleyici olanı da ücrettir. Sendikalar yasaların kendilerine verdiği haklarla üyeleri adına toplusözleşme yani pazarlık masasına oturur ve alabileceğinin en fazlasını almaya çalışır. Alamazsa, uzlaşma sağlanamazsa grev aracını devreye sokar. Grev işçilerin en son kullandığı ama sonuç aldığı bir araçtır.

696 sayılı KHK ile yapılan değişiklik artık kamuda imzalanan Çerçeve Protokolü bağlayıcı kabul ediyor. Böylece sendikaların yasal yetkisini yok sayarak, işçilerin grev hakkını da ellerinden alıyor ve kamuda hükümetin istediğini yapmasını sağlıyor. Üstelik bunu sözleşme imzalama yetkisi olmayan konfederasyonlarla yapıyor.

Konfederasyonlar çatı örgütleridir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası içerisinde konfederasyonlara sözleşme imzalama yetkisi veren bir madde yok. Konfederatif yapı, sendikaları etkisiz hale getirmek için değil, ortak çıkarlarda daha güçlü hale getirmek için vardır. Oysa bu değişiklikle sendikalar bizzat kendi çatı örgütleri tarafından yetkisiz hale getiriliyor. Hükümet de yaptığı bu değişiklikle 6356 sayılı yasayı çiğniyor.

Bu değişikliğin ardından kamuda sözleşme imzalayan hiçbir sendikadan da gık bile çıkmıyor. “TİS sadece ücret değildir” diyebilirler ama kim ne derse desin işçi için sadece ücrettir, alacağı zam oranıdır. Kim ne yapsın sosyal hakları hele de kamuda. Ücret artışını en alt düzeyde tutan hükümet bu oranın üzerinde sosyal haklarda artış yapacak da değilken.

Çerçeve Protokolün bağlayıcı olmasının çok ciddi sakıncaları var, en başta da sendikal yapıya ve Türk-İş'e. Çünkü hükümet tarafından zorla büyütülen bir Hak-İş var. Yarın TİS masasının işçi adına tek temsilcisi olması durumunda bunun sorumlusu bugünkü Türk-İş yöneticileri olacaktır. Sadece kendi çatısı altındaki sendikaların yetkisini ortadan kaldırmakla kalmayıp, Hak-İş'in tek yetkili duruma gelmesine de sebep gösterileceklerdir. Günahı da, vebali de boyunlarında olacaktır.

…***

İbrahim Kahveci, 26 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “Kapasiten kadar konuş”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Merkez Bankası faizleri 425 baz puan indirdi. Ülkemiz ve milletimiz adına hayırlı olsun. Faiz artar tebrik mesajı yayınlar, faiz düşer tebrik mesajı yayınlar, faiz sabit kalır tebrik mesajı yayınlar... İşte bu ekonomi kurumlarına da hayırlı olsun. Bildikleri tek şey şak şak...  İki satır ekonomi verisine baksalar, iki satır ekonomide gerçeklerden bahsetseler varlıkları biter zaten. Evet, dün Merkez Bankası faizleri yüzde 24’ten yüzde 19,75’e düşürdü. Ama aynı gün başka verilerde açıklandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Gelin onlara da bakalım. Mesela 24 Temmuz günü Merkez Bankası’nın bankaları fonlama tutarı 67 milyar 750 milyon lira oldu. 4 Aralık 2018 günü bankalar MB’den 130 milyar lira kullanmış. 10 Eylül 2018 günü ise 175 milyar lira MB’den para alınmış. 

Neden bankalar MB’den para almıyor?  O zaman Kapasite Kullanım Oranına (KKO) bakalım. Temmuz ayında yüzde 77,1’den yüzde 76,2’ye geriledi. Taban, şubat ayındaki yüzde 74 seviyesi.  Kapasite nedir? Üretme gücün. Şu anda üretme gücünün yüzde 76’sını kullanıyoruz. Ama bir noktayı unutmayalım. Her kapasite kullanımı aynı oranı vermez. Şöyle ki, geçen yıldan bu yana yeni fabrikalar kurulmuşsa aynı kapasite kullanımında daha fazla üretim yapmış oluruz. Ama Türkiye’de maalesef son krizde bırakın fabrika kurulmasını, bırakın fabrika büyütmeleri, fabrikalar ya kapandı ya da yandı...

Buna rağmen KKO yüzde 76,2’de. 

Faiz düşünce yeni fabrika kurulacak ve yeni işçiler işe mi alınacak? Sen önce kapasiteni kullan...  Sonra yatırımı düşünürsün.  Merkez Bankası Reel Kesim Güven Endeksini açıkladı. Güven 4,2 puan azaldı ve 98,3’e düştü. Niye düştü?  Çünkü üretim düştü, sipariş düştü... Sipariş sadece içeride düşmedi, ihracat siparişleri de düştü. Oysa aynı Merkez Bankası faiz indirim kararında “Son dönemde açıklanan veriler iktisadi faaliyetin ılımlı bir toparlanma eğilimi sergilediğini göstermektedir. Rekabet gücündeki gelişmelerin etkisiyle mal ve hizmet ihracatı artış eğilimini sürdürmektedir” diyor.

Buradaki rekabeti TÜİK verilerinden görüyoruz. İhracatçı yok pahasına malını yabancılara satıyor. Yani rekabet dediği şey düşük fiyat. Belki de zararına satış...

…***

Ahmet Takan, 26 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kılıçdaroğlu, belediye başkanlarına böyle seslenecek:”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“"İsraftan kaçının... Her kuruşun hesabını verin... Kenti adaletle yönetin..."Mahalli seçimde, Millet İttifakı'nın iktidara ve küçük ortağına ağır bir yenilgi yaşatmasının ardından siyasette kartlar yeniden dağılıyor. Objektifler sadece yeni kurulacak siyasi partiler ve onlara karşı AKP Genel Başkanı R. Erdoğan'ın  ne hamleler yapacağına çevrili değil... Yerel yönetimlerde iktidarı ele geçiren CHP ve belediyelerinin nasıl bir yol haritası  belirleyeceği doğal olarak çok yakından izleniyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partide "89 sendromu" olarak adlandırılan, SHP'nin büyük başarı sağladığı 1989 yerel seçimleri sonrasında yapılan hataların tekrarlanmaması için işi en baştan çok sıkı tutuyor.  CHP, bugün çalışmalarına başlayacağı "Yerel Yönetimler Çalıştayı"nda başkanların çalışma usullerini ve önceliklerini belirleyecek.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Afyonkarahisar kampında yapacağı açılış konuşmasında çok önemli mesajlar verecek. Kılıçdaroğlu, CHP'li  belediye başkanlarına uyarıları ve çizeceği yol haritası hakkında YENİÇAĞ'a özel açıklamalar yaptı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun YENİÇAĞ'ın sorularına verdiği cevaplar şöyle;

- Mahalli seçimlerde partiniz iktidar oldu. Herkesin gözü CHP'li belediyelerde ve CHP'nin ne yapacağında. Çalıştay'da uyarılarınız ve kamuoyuna söyleyecekleriniz neler olacak?

CHP'li belediyelerin saydam belediyecilik dediğimiz tanıma uygun yani vatandaşa hesap veren, belde halkına hesap veren bir yönetim anlayışı ile belediyeleri yönetmeleri gerekiyor. Fakir mahallelere, yoksul mahallelere pozitif ayrımcılık yapmak, oraya daha fazla hizmet götürmeleri gerekiyor. Bu bağlamda çalışmaları lazım. Bol miktarda kreş açmalarını istiyoruz. İster anne çalışsın ister çalışmasın ama çocuğun sosyal gelişimi açısından bir kreş ortamında akranları ile bir arada olması, eğitimi yapması, ilkokula başlarken daha rahat başlayabilmesi için kreşlerin açılması gerekiyor. Yeşil alanlara ihtiyaç var mutlaka. Bu yeşil alanların da bir şekliyle çoğaltılması gerekiyor. Çocuğu, anneyi, yaşlıyı yeşil alanlarla buluşturmak gerekiyor. Öyle bir görevi var belediyelerin. Ayrıca belediyeler bütün bunları yaparken beldede bulunan diğer sivil toplum örgütleri ve muhtarlarla işbirliği yapmaları gerekiyor.

- CHP, belediye başkanlarının  icraatlarını nasıl takip edecek nasıl denetleyecek?..

İki şekilde... Belediye başkanlarımızın faaliyetlerini bir anlamda izleyeceğiz. Birincisi, belli aralıklarla düzenli bilgi isteyeceğiz. Örneğin, kaç kreş açtı? Örneğin, taahhüt ettiği vaatlerin hangisini hangi tarihte yerine getirdi diye. Bunları belli aralıklarla izleyeceğiz. Bize, belli aralıklarla bilgi verecekler. İkincisi, doğrudan doğruya milletvekillerinden oluşan bir grup arkadaşımız belediyelere gidecekler. Denetim şeklinde değil ama gözlem şeklinde vatandaşla konuşacaklar, belediyeden memnun musunuz değil misiniz, eksiği var mıdır yok mudur diye. Verdiği taahhüdü ne kadar yerine getirildi getirilmedi diye. Milletvekili arkadaşlarımız belediye başkanlarını bir anlamda denetleyecekler. Bir; bilgi alma, iki; doğrudan doğruya beldenin bulunduğu yere gitme.