Temmuz 29, 2019 09:00 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: ‘Birileri emekli olsun diye bekliyoruz!

Milli gazete:

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Melih Gökçek'e yeni görev!

Yeniasya:

Adalet er ya da geç gelecek

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Pamukoğlu 28 Temmuz tarihli Aydınlık gazetesinde, “faizde indirim tek başına neye yarar?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yıllardan beri uygulanan yanlış politikalar sonucunda ülke ekonomisi tüketime, ranta ve paraya dayalı bir ekonomi haline getirilince anlık ve günlük parasal pozisyonlar almak en önemli ve en çok takip edilen çözümler durumuna geldi. Oysa ekonomiyi faiz-döviz-enflasyon üçgeninde yönetemezsiniz.Enflasyon yükseldi, faizleri artır. Dolar kuru yükseldi faizleri artır. Enflasyon hangi sebeple düşerse düşsün faizleri indir. Bu mudur, ekonomiyi kurtaracak ve üretime dayalı güçlü bir ekonomi yaratacak politikalar. Kesinlikle hayır. Uluslararası gelişmelere ve ülke içi ekonomik faaliyetlere göre parasal pozisyon alarak ekonominin sıhhatli olacağına inanılıyorsa meselelere pembe gözlükle bakma alışkanlığı veya çıkarcılığıdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

TCMB politika faizini beklentilerin üstünde 425 baz puan neden indirdi? Önce bunu irdeleyelim.

Dünyada resesyon beklentisi nedeniyle gevşek para politikası izleme eğilimine girmiş olması bizi de etkliyor. Birçok ülkede merkez bankalarının faiz indirimine gitmiş olmaları ve sürpriz bir şekilde FED’in de faiz indirimine gideceği beklentisi bir hava yaratmış durumda.

Merkez Bankası bu eğilimin dışında kendisini bırakamazdı. İndireceksem şimdi indirebilirim, diye düşündü.

Cumhurbaşkanı’nın faiz indirimini ısrarla istemesi. Cumhurbaşkanı faiz indirimini ekonomik gerçeklerle değerlendirip bu ısrarı yapmıyor. Bilinçaltına yerleşmiş “faiz kötülüklerin anasıdır” düşüncesidir. Her zaman faiz düşük olmalıdır.

Tabi bu anlayış paracı ekonomilerde önemli bir politika aracı olan faizi yok saymak demektir. Hem liberal ekonomik anlayışınız olacak, hem rant ekonomisi yaratacaksınız, hem de ülkeyi dış kaynağa bağımlı hale getireceksiniz, sonra da faizi kötü bir şey olarak kabul edeceksiniz. Tabi ki bu gerçekçi değil.

Enflasyon düştü. Rakamsal olarak enflasyon düştü. Mutfak enflasyonu yüksek seyretmeye devam ediyor. Öte yandan enflasyon düşüşü alım gücü düşen tüketicinin talebi düşürmesinden kaynaklanıyor. Bu durumda MB enflasyon oranı yüzde 16.72, faizleri de yüzde 19.75’e indirirsem yüzde dört reel faiz vermiş olurum, bu da rasyonel ve yeterli bir reel faiz demektir, kanaatinde olabilir.

Yüksek faiz oranına rağmen sıcak para gelmiyor. Dış borç bulamıyoruz. Yani en yüksek faizi veren ülke olarak portföy yatırımları cılız. Dış kaynak gelmiyorsa bari faizi indireyim de iç piyasa canlasın, şeklinde bir düşünceyle de hareket edilmiş olabilir. Normal olarak faizler indiğinde döviz kuru artar, enflasyon düşer, enflasyon düştüğü için döviz kuru düşer. Bu eğilim bu şekilde devam eder gider.

Peki, bu denli yüksek oranda faiz indirimine rağmen döviz kurlarında hemen neden yükseliş göstererek bir tepki gelmedi? Söyleyelim. Faiz inince insanların TL’den çıkıp dövize yönelmeleri ve dövize talebi artırmaları beklenir. Ama paraların büyük bölümü zaten döviz mevduatında ve döviz hesaplarında. Kimse yüksek faize rağmen dövizdeki pozisyonunu değiştirmedi. Çünkü ekonomiye güven diplerde.

Diğer bir sebep dövize talebin artması için ithalatın artması lazım. Oysa ekonomimiz daralmış durumda ve büyüme eğilimi göstermiyor. Durgun bir ekonomide ve paralar dövizde ise faiz indiriminin hemen döviz kurlarını yükseltmesi beklenmemelidir. Çünkü ani talebi yaratacak bir alan söz konusu değildir.

...***

Mehmet Kara, 28 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Meclis tatilde”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 11. Kalkınma Planı görüşmeleri sonunda tatile girdi.

1 Ocak’tan bu yana geçen 208 günde sadece 64 gün çalışan vekillerimiz 70 günden fazla tatil yapacaklar. Meclis, 1 Ekim’de açılacak.Türk tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde faaliyetinin azaldığı ortaya çıkan Meclis’ten 1 Ocak’tan bu yana 40 kanun çıkarılırken, Erdoğan tarafından açıklanan ve kamuoyunu beklenti içine sokan Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında hazırlanan Yargı paketi ise gündeme gelmedi. Pakette, denetimli serbestlik süresinin arttırılması, tutukluluk süresinin iki yıl ile sınırlandırılması ve beş yılın altındaki suçlarda Yargıtay yolunun açılmasına yönelik bir hazırlık yapıldığı söyleniyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu dönemde, polis, öğretmen ve sağlık çalışanlarının maaşlarını yakından ilgilendiren “3600 ek gösterge” gibi meseleler de yeni döneme kaldı. Yine, emeklilikte yaşa takılanlar, intibak yasası gibi yasal düzenlemelerde Meclis’te yasalaşamadı. 

Milletvekillerinin toplam 14 bin 215 soru önergesinin 5 bin 153’ü ilgili bakanlıklarca cevaplandırıldı. 1 yılda sunulan 2 bin 19 kanun teklifinden sadece 39’u, bin 459 araştırma önergesinin sadece 5’i kabul edildi.

Meclis olağanüstü toplantıya çağrılıp bir torba yasa ile bütün hepsi görüşülebilir mi, evet… Ancak bunun için bir irade olması gerekir. Şu anda görülen de böyle bir iradenin olmayışı. Bütün toplumu ilgilendiren bu ve bunun gibi meselelerin aciliyetinin olduğu görülüp toplum ekonomik ve adalet alanlarında rahatlatılabilir… Ama irade lâzım…

Türk tipi cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ilginçtir ki, herkesten çok MHP Genel Başkanı Bahçeli tarafından savunuluyor.

İktidar partisi içinden ise sistemin aksayan yönleri vurgulanıyor, “revizyona tabi tutulmasından” tutun da, rehabilite edilmesine, güncellenmesine kadar en yetkili ağızlardan açıklama gelirken MHP’nin yeni sisteme bu kadar sahip çıkmasının sebebi merak ediliyor. 

Meclis tatilde, ama siyasî kulisler hararetli. Yeni partilerin kurulmasından, yeni kabineye kadar birçok konu Ankara’nın kafelerinde, özel bürolarda konuşuluyor. 

Mahallî seçim sonuçları siyasette bütün dengeleri altüst etti, edeceğe de benziyor. Siyasette ne olacağını, kimin kimlerle işbirliği içinde olacağı da, bir gün önce rakip olanların ertesi gün ittifak içinde olacağını gördük, görmeye de devam edebiliriz.

…***

Ahmet Takan, 28 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “CHP'li belediye başkanları uyarıldı: "Geldiğiniz yeri asla unutmayın"”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP'nin Afyonkarahisar'da düzenlediği 2 günlük "Belediye Başkanları Çalıştayı"nda hummalı bir çalışma vardı. Çalışma atölyelerinde sorunlar masaya yatırıldı. Belediye Başkanları tek tek dinlendi. Uzmanlar sunumlar yaptı.  CHP Genel Merkezi'nin belediye başkanlarına uyarı ve tavsiyeleri oldu. CHP'nin Mahalli İdarelerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun ile Çalıştay'ın sonuçları hakkında bir söyleşi yaptık.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu söyleşide, belediye başkanlarının neleri dile getirdiğini ve onlara genel merkezden neler söylendiğini bulacaksınız.

- Nasıl bir Çalıştay oldu?..

Burada bizim amacımız, vatandaşımız bize güvendi belediye başkanlarımıza görev verdi. Başarılı olmak zorundayız, hiçbir mazeretimiz yok. Biz mazeret üretmek için değil çözüm üretmek için mücadele etmek zorundayız. Bu anlamda ne yapabilirizi burada tartıştık. Belediye başkanlarımıza 4 soruda, öncelikli sorunlar ne gibi önceliklerimiz tespit ettik. Bu sürecin yönetiminde neler yapılması gerektiğinin tespitini yaptık. Zaten saha analizleri de yapmıştık. Şunu öğrenmek istiyoruz, belediye başkanlarımız sahaya hakim mi? Sorunları biliyor mu, çözüm yolları ile ilgili olarak biz onlara nasıl katkıda bulunuruz? Şimdi buradan çıkan sonuca göre stratejimizi belirleyeceğiz.

- Belediye başkanlarınızın üzerinde en çok durduğu sorun ne?

İmar sorunları ve kaynak sorunları… Gerçekten Türkiye'de ciddi bir imar sorunu var. Bu çerçeveyi genişlettiğinizde yeşil alan düzenlemesinden trafiği o kentte yaşanan her türlü sorun aslında imar sorunudur. Ana sorun tema sorunudur. Maalesef hep boz yaplarla, hep ciddi maliyetlerle karşı karşıya kalıyorsunuz. İkincisi, kaynak sorunu. Sonuçta belediye, sadece lokal kaynaklarla bu işleri sürdürmesi çok mümkün değil. Merkezi yapı, birçok kaynağı aslında o şehirden alıyor merkeze topluyor, havuza alıyor havuzdan tekrar dağıtıyor. Geliş gidiş süreci içerisinde bir zafiyet ortaya çıkıyor hem de dağıtımında bir eksiklik ortaya çıkıyor. Halbuki gelişmiş, bu sorunu çözmüş ülkelere baktığınızda daha çok kaynak yerinde kullanılıyor. Merkezi yapıya da belli bir pay gidiyor. Maalesef, Türkiye'de bu yıllardır konuşulur, yıllardır da çözülmez.