Türkiye'den köşe yazarları
Star: Milli Güvenlik Kurulu'ndan barış koridoru açıklaması
Yeniçağ:
Katar yatırımlarını Türkiye'den çekiyor
Yeniasya:
Torba’dan AKP de rahatsız
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kazım Güleçyüz, 30 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “AYM ve Başkanı niye hedefte?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sadece kendi istedikleri tarzda karar çıktığında “yargıya saygı”dan dem vuranlar şu günlerde AYM’ye ve özellikle Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan’a ateş püskürüyorlar.Sebep, barış akademisyenleri hakkındaki hak ihlâli kararının onun çift oyu ile çıkması.Karara göre, bazıları tutuklanıp yargılanan, hüküm giyen ve hapse giren, bazılarına ise hiç dokunulmayan barış akademisyenlerinin imza attığı bildiri “terör örgütü propagandası” değil, ifade özgürlüğü kapsamında.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kararı değerlendiren hukukçulara göre de bildiride devlete sert eleştiriler yöneltilmekle beraber örgüt propagandası yok.
Bu tür bildirilerde maksadı aşan sözler de olabiliyor. Barış duyarlılığı taşıyan insanların bunlara dikkat etmeden attıkları imzalar, hayatlarını karartma sebebi yapılmamalı.
Ama “Çocuklar ölmesin” demenin bile örgüt propagandası sayılabildiğini, Ayşe Öğretmenin başına gelenlerde görmedik mi?
Keza terörle hiç ilgisi olmayan nice insan “terör örgütü üyeliği ve propagandası” ithamıyla zindanlarda süründürülmüyor mu?
Güvenlik güçleri içindeki bazı kontrol dışı unsurların hukuk ve insanlık dışı eylemleri zaman zaman medyaya da yansımadı mı?
Ve yetkililer bunun üzerine soruşturma açıp gereğini yapma sözü vermediler mi?
Bu meselede asıl sorgulanması gereken ise, yeni tabiriyle “etkisiz hale getirme,” yani öldürme eksenli terörle mücadele yöntemi.
Bunun netice vermediği, Genelkurmay eski Başkanlarından İlker Başbuğ’un yeri geldikçe hatırlattığımız tesbit ve beyanlarıyla sabit.
Bütün bunlardan sonra ve gelinen noktada terörün de, mücadele tarzının da hukuk ve demokrasi kuralları çerçevesinde yeniden ele alınarak vuzuha kavuşturulması şart.
…***
Aki Beki, 30 Temmuz tarihli Karar gazetesinde, “AYM’ye tepki vermek haktır, hak olmasına da”başlıklı yazısını okuyucularla payalaşıyor.
“Hepi topu 'barış bildirisi'ni imzalayan akademisyenlerin ifade özgürlüğü lehine karar verdi Anayasa Mahkemesi. Bir gümbürtüdür gidiyor. İktidar medyasında başlayan kampanya, üniversitelere de sıçratıldı. “Anayasa Mahkemesi terörü meşrulaştıramaz” başlıklı bir metni, o üniversite bu üniversite dolaştırıp imza topluyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Gören de AYM, terörden aranan Osman Öcalan'ı TRT Kürdi'ye çıkarıp seçmene mesaj verdirdi zannedecek.
Sanki Mahkeme, terör propagandasını serbest bırakmış. Ya da İmralı'dan oy kullanma talimatı getirip HDP'den buna harfiyen uymasını istemiş, 'terörist başının emrine karşı mı geliyorsun' diye yasal bir partiye bastırmış...
Bir merkezden dağıtılıp akademisyenlere imzalattırılan metin şöyle şeyler söylüyor:
“Sözde ‘barış bildirisi’ adı altında terör örgütü propagandası yapan bazı akademisyenlerin ceza almalarını ‘hak ihlali’ gören Anayasa Mahkemesi skandal bir karara imza atmıştır. Terörle mücadele ettiği için devleti suçlayan açıklamalar yapmak dünyanın hiçbir ülkesinde ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmez. Aşağıda imzası bulunan biz akademisyenler, terörle mücadeleyi sekteye uğratmayı ve ülkemizi karalamayı amaçlayan her türlü kurum, organizasyon ve inisiyatifin karşısında olduğumuzu ve olmaya devam edeceğimizi beyan ediyoruz. Türk milleti adına karar vermekle yetkili kılınan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının adalete ve kamu vicdanına aykırı olmaması gerektiğine inanıyor, bu yanlış kararda imzası bulunanları kınıyoruz.”
'Barış bildirisi' denilen "Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı metne katılmadığım, hatta içeriğini eleştirdiğim halde imzacıların ifade özgürlüğünü nasıl savunduysam...Bu metni de haksız ve sorunlu bulmakla birlikte, imzacılarının ifade özgürlüğünü aynı şekilde destekliyorum.
Katılmıyorum diye, böyle bir metni imzaladıkları için mesleklerinden ihraç edilmelerini asla istemem. 'Görevini yapan yargıçlara kararlarından dolayı tehdit, gözdağı, engelleme, karalama ve hedef gösterme' gibi suçlamalarla yargılanmalarını ve hapse atılmalarını da...
Ve kapısında hak aramaya ihtiyaç duyduklarında, ifade özgürlüklerini koruyan bir karar verdi diye karşıt görüşlü meslektaşlarının organize saldırılarına maruz kalırsa yine AYM'nin yanında yer alırım.
AYM, "Devlete ‘katil’, ‘terörist’, ‘katliamcı’ gibi ifadeler kullanılmasının önünü açmak"la suçlanıyor medyada. Oysa, şiddet çağrısı içermediği sürece sırf saçmaladılar diye kişilerin cezalandırılamayacağına hükmetti sadece. Metnin içeriğini onaylamış, katılmış, altına imza atmış değil.
YSK, akla ziyan bir zorlamayla İstanbul seçimlerini iptal ettiğinde 'yargı kararıdır, beğenmese de herkes saygı duymak zorunda' diyenler, muhalefete eleştiri ve kınama hakkı dahi tanımayanlar şimdi AYM'ye veryansın ediyor, başkan Zühtü Arslan'ı yerden yere vuruyor.
Bıraktık saygı duymalarını, Altanlar ile Ilıcak'ın da yargılandığı davadaki gibi, ilk derece mahkemelerini neredeyse AYM kararlarına uymamaya, direnmeye çağıracaklar. Anayasa hükmüyle kesin ve bağlayıcı kararlar olmasına rağmen...
Prof. Ayşe Buğra, eşi Osman Kavala'nın yaklaşık 640 gündür dayanaksız suçlamalarla tutuklu yargılanması hakkında, Habertürk'ten Kübra Par'a şöyle konuşmuş: "Bu, asansörde kalmaya benziyor. Bağırsanız da çağırsanız da faydası yok..."
Yarın adalet bize de gerektiğinde sesimizi duyacak birileri çıksın istiyorsak, bugün yargı asansöründe mahsur kalanlara kulak vermeli değil miyiz?
…***
İhsan Çaralan, 30 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “AYM kararı, partizanlaşma ve kararın hak olması mücadelesi”başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.
“Çok sayıda akademisyen tarafından imzalanan barış bildirisinin Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından “ifade özgürlüğü kapsamında” değerlendirilmesi ve akademisyenlerin “Hak ihlaline uğratıldığı” kararının çıkması havuz medyasında tepkiyle karşılandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AYM Genel Kurulu kararını; “operasyon gazeteciliğinin merkezleri”ne dönüşen Hürriyet, Milliyet, Sabah gazeteleri başta olmak üzere “havuz medyası”, “AYM’den Skandal Karar”, “Teröre Destek Kararı” diyebileceğimiz manşetlerle sundu.
Hukukçular, AYM’nin bu kararının; Halen yargılaması süren 784 akademisyenin davası için emsal nitelik taşıdığını, Kesinleşmiş cezalar için de yeniden yargılama yolunu açtığını, İstinaf aşamasında olanlar için bozma kararı verilmesi gerektiğini, Devam eden davalar için de beraat kararları verilmesinin icap ettiğini belirtiyor.
Ancak, gelişmelerin böyle olacağı konusunda hukukçular endişeli. Çünkü avukatlar, insan hakkı savunucuları, iktidarın “hınk” deyicisi haline gelmemiş bilim çevreleri, bu bildirinin kamuoyuna yansıması ve Erdoğan’nın çağrısıyla* akademisyenlere yönelik “sürek avı” başlatıldığı 2016’nın ocak ayından beri bu bildiriye imza atmanın “İfade özgürlüğü kapsamında olduğunu” savunuyorlardı.
Akademisyenlerin AYM’ye başvurmalarının üstünden de aylar geçti. Bu süre içinde birçok akademisyen gözaltına alındı, tutuklandı, yüzlercesi mahkemelere sürüklendi. Ama AYM bu açık hak ihlalini gündemine almayı mümkün olduğu kadar (aylarca) erteledi.
Çünkü AYM bu konuda vereceği kararla ya açıkça “hak ihlali”ne onay vererek tarihine kara bir sayfa ekleyecek ya da yerel mahkeme kararını “hak ihlali” sayarak, ucu zülfüyara dokunacak bir karara imza atacaktı! Yani AYM, açık hukuksuzluğa imza atmakla Erdoğan ve iktidarıyla karşı karşıya gelmeyi mümkün olduğu kadar erteledi.
AYM’nin kararı sevindiricidir ama AYM’deki partizanlaşmanın geldiği aşamayı göstermesi bakımından da son derece endişe vericidir.
Çünkü Anayasa Mahkemesi, barış bildirisini “teröre destek bildirisi” gibi gören yerel mahkeme kararının “kör gözüm parmağı”na ifade özgürlüğünün açık ihlali olduğu halde ancak AYM Başkanı Zühtü Aslan’ın oyunun “iki oy” sayılmasıyla aşabilmiştir.
Bundan çıkacak ilk sonuç da eğer AYM’nin bir üyesi daha bir biçimde AYM’den ayrıldığında, yerine Erdoğan’ın atayacağı üye ile doldurulmasından sonra, AYM’den iktidarın hoşuna gitmeyen bir kararın çıkmasının artık ham hayal olacağıdır.
Çünkü böylece Anayasa Mahkemesindeki partizanlaşma kritik çizgiyi aşacaktır! Ki, bunu Yargıtay kararlarında da görmeye başladık. Şimdi arada bir de olsa Yargıtaydan çıkan “olumlu” kararlara önümüzdeki birkaç yıl içinde artık belki de hiç tanık olmayacağız. Tabii, “tek parti tek adam yönetimi”nin inşasında böyle doludizgin ilerlenebilirse!