Türkiye'den köşe yazarları
Karar: Merkez’in kötü gün parası yollara döküldü
Yenişafak:
Sağlık Bakanlığı 12 bin personel alacak
Yeniasya:
Kişiye endeksli sistem yanlıştır
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
İsmet Özçelik, 31 Temmuz tarihli Aydınlık gazetesinde, "Döviz ve faizde kısır döngü" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Merkez Bankası faizleri 4,25 indirdi. Normalde döviz yukarı doğru hareketlenmesi gerekirdi. Ama tam tersi oldu. Döviz kurları düştü. Nedeni karışık. Ama ekonomi yönetimi zafer kazanmış havasında. Ekonomistler ise farklı düşünüyor. Yapılan müdahalelere dikkat çekiyor. Dövizi tutmanın maliyeti tartışılıyor.“Merkez Bankası rezervleri ne kadar eridi?” diye soruyorlar. Ama kimse bilmiyor.“Sürdürülebilir değil” görüşü hakim. Yaşananlar, “yalancı bahar” olarak yorumlanıyor. Üretimin desteklenmesi gündemde yok. Hatta tam tersi uygulamalar sözkonusu. Tarımda destekler azaltılıyor. Önce pamuk, sonra zeytinyağı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Arkasının gelmesinden korkuluyor. Taban fiyatlar da düşük kaldı. Buğday, fındık fiyatları tatmin etmedi. Üstelik de elde para yok. Çiftçi tüccarın inisiyatifine bırakıldı. Sanayi için açılan paketler etkisiz.
Üretimi artırmak için adım atılmış değil. Herkes beklemede. Döviz-faiz tartışmaları bıktırmış. Çarkların dönmesi, çarşıların canlanması isteniyor. “Çıkmaz sokak” değerlendirmesi öne çıkıyor. Hazine’nin borcu dağa çıkmış.
Yılın ilk 6 ayında sıra dışı büyümüş. Geçen yıl 191 milyar TL artmıştı. Bu yıl 6 ayda 153 milyar TL yükseldi. Toplamda 1,2 trilyon lirayı aştı. Döviz borçlarının payı da ayrı. Ak Parti iktidara geldiği 2002’de yüzde 46’ydı. Sonra düştü. 2010’da yüzde 27’ye geriledi. Şu anda yüzde 50. Faiz kararını desteklemek için gelen dolarlar var.
Dolar düştükçe kazanıyorlar. Hem de “iyi” kazanıyorlar. Hem faizden, hem düşük kurdan. Kaybeden ise Türkiye. Ekonomideki tablo görünüşte iyi.
“Ekonomi yönetimi değişsin” baskısını azaltma çabası.
Düşen(!) enflasyona; Kısa vadeli sıcak paraya; Kurun ve faizin seyrine bakıp; Bunu başarı hikayesi sananlar aldanabilir. “Yalancı bahar”ın uzun sürmeyeceği konusunda herkes hemfikir. Faiz kararını desteklemek için gelen doların; Sıcak paranın, bir de dönüşü var.
...***
Kazım Güleçyüz, 31 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, " Hâkim misiniz, savcı mı?!!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Terör örgütünün de, üyeliğinin de, propagandasının da tanım ve kriterlerini belirleme yetkisi kimde? Elbette ki yargıda.
Mahkemelerin ve özellikle Yargıtay’ın bu konularda detaylı karar ve içtihatları var. Bireysel başvuru sisteminin yürürlüğe girmesinden sonra Anayasa Mahkemesinin de. Son örneği barış akademisyenleri kararı. Ne var ki, ülkemizde eskiden de var olan, ama son dönemde iyice çığırından çıkarılan bir hal de mevcut: Her önüne gelen, kendisini mahkeme yerine koyup ahkâm kesiyor."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
Hem savcı, hem hâkim rolüne soyunan kimileri kendi kafalarına uyan ve işlerine gelen yargı kararlarını göklere çıkarırken, tersi olduğu zaman yerin dibine batırıyorlar.
Yargılamalar medya üzerinden yapılıyor. Ve medyadaki yayınlarla yargı üzerinde ağır bir baskı oluşturuluyor. Anayasa “Kimse mahkemelere emir ve talimat veremez, telkinde bulunamaz” ve kanun “Âdil yargılamayı etkilemek suçtur” demesine rağmen.
Bu şirazeden çıkmışlığın son örneğini, yine medya kullanılıp şimdi de akademisyenler ve rektörlükler devreye sokularak AYM’ye karşı yürütülen kampanyada görüyoruz. İşin “yargıya müdahale” boyutunun yanı sıra, “Akademisyenlerin bir kısmının, bilim, sanat, düşünce ve ifade hürriyetlerinden yana tavır almak yerine, meslektaşlarına yönelik kıyım ve linç operasyonlarına sessiz kalıp dahası alkış tuttuğu bir Türkiye” tablosu ortaya çıkarması da acı ve düşündürücü. Hep sorulan “Üniversitelerimiz fikir, bilim, proje üretiminde niye diplerde?” sualinin cevaplarından biri bu tabloda olsa gerek. Bu vesileyle bir kez daha tekrarlayalım: Terörün her çeşidine de, PKK’ya da, iç ve dış bağlantılarıyla bunları kullanarak demokrasinin önünü kesen ve hukukun canına okuyan derin mahfil ve çetelere de lânet olsun! Ve bütün bunlara rağmen demokrasiyi, hukuku, adaleti, hak ve özgürlükleri daha da artan bir kararlılıkla savunmaya devam...
...***
Esfender Korkmaz, 31 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Neden borç-harç içindeyiz?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Bir banka genel müdürü, kredi kartları mağdurları için ''Bunlar hayatını idame ettirmek için kartla harcama yapanlardır'' diyordu. Denize düşen yılana sarılır… Aç kalan kredi kartına sarılır.Gecikme faizinin fahiş oranlarda olması da eklenince, Türkiye'de de sık sık kredi kartı mağdurları gündemi oluşuyor.Bu günkü durumda, toplam krediler içinde takibe düşen kredi oranı yüzde 4.49 iken bireysel kredi kartlarında bu oran yüzde 6.13'tür."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadeelre yer veriyor:
...***
Halkın geliri azalıyor, borcu artıyor…
1 - Türkiye son onbir yıldır dolar cinsinden orta gelir tuzağına düştü. Kur hareketleri dolar cinsinden fert başına gelir hesabında etkilidir. Bununla birlikte Türkiye'de dolarizasyon olduğu için, dolar cinsinden kişi başına gelir, servet etkisi yapıyor ve toplam talebi etkiliyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2018 yılında kişi başına gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) 9 bin 632 dolar oldu. Oysaki 11 yıl önce 2007 yılında daha yüksek Fert başına GSYH 9 bin 656 dolar idi. On bir dolar cinsinden ortalama fert başına gelir on bin doların altında veya üstünde seyrediyor.
2 - 4.5 milyon Suriyeli, halkın ekmeğine ortak oldu. Yetkililer Suriyeliler için ortalama 35 milyar dolar harcandığını açıklıyor.
3 - İşsiz sayısı hızla arttı. İşsizlikte en doğru gösterge, iş aramayıp çalışmaya hazır olanların da katıldığı ''Fiilli işsiz sayısı ve fiili işsizlik oranı''dır. En son TÜİK'in açıkladığı Nisan ayı işgücü istatistiklerine göre, fiili işsiz sayısı 6 milyon 487 bin ve filli işsizlik oranı da yüzde 18.7'dir .
4 - İşçi ve memura maaş ve ücret düzeltmesi yıllık TÜFE'ye göre veriliyor. Gerçekte ise mutfak enflasyonu TÜFE'den her zaman yüksek çıkıyor. Dahası fark sonradan veriliyor. Farkın enflasyonu kadar işçi ve memurun satın alma gücü düşüyor. Yine geçmiş yıllardan büyüme farkı da tam verilmedi. İşçi ve memur nispi olarak yoksullaştı.
5 - Halk boğazından kesti. TÜİK'in Türkiye'de gelir gruplarının toplam gıda harcamalarındaki payını açıkladı. En fakir yüzde 20 yi oluşturan 14.6 milyon nüfusun toplam gıda harcamaları içindeki payı yüzde 12.9'dur. Buna karşılık en zengin yüzde 20'yi oluşturan 14.6 milyon nüfusun toplam gıda harcamaları içindeki payı yüzde 27.8'dir.
6 - Yine TÜİK, hane halkının ortalama aylık tüketim harcamalarını açıkladı. Aşağıdaki tabloda yer alan verilere bakarsak, Türkiye harcama ortalamasına göre, AGİ dahil 2020 lira aylık asgari ücret alanların geliri gıda ve konut kirasına bile yetmiyor.
7 - Türkiye 2003 yılı ile 2018 yılı sonuna kadar geçen 16 yılda 575 milyar dolar cari açık verdi. Cari açık yurt dışına kaynak transferi demektir. Bu cari açık içinde dış borç faizleri de var. Bu faizler de artarak devam ediyor.
8 - Son veriler şunu gösteriyor: Büyüme olsa da, artan gelir toplumun kabul edebileceği bir adalet içinde dağılmıyor. Son on yılda bazıları çok zengin oldu, bazıları daha çok yoksullaştı. Kaldı ki GSYH da küçülüyor. Bu işsiz ve fakir sayısı artacak demektir.
Elbette bu sonuç Türkiye'nin kaderi değil. Bu durumdan kurtulmak için önce niyet, sonra ciddi bir istikrar programı gerekir.