Ağustos 04, 2019 08:24 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: Uyuşturucuya karşı analar kampanyası

Milli gazete:

Temel Karamollaoğlu: İşsizler ülkesi güçlü olamaz

Star:

FETÖ'nün ABD'deki şebekesine darbe: Örgüt yöneticisi Tarım'a hile davası

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Remzi Özdemir, 3 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Çekin elinizi kamu bankalarından!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye dünyada en yüksek faizi veren ikinci ülke. Doğru! Arjantin'den sonra en yüksek faizi biz veriyoruz. İyi de bir ülke durduğu yerde neden yüksek faiz verir ki? Devleti yönetenler kendi aile bütçesini yönetenler gibi hareket etmek zorundadır. Gelirinle giderini dengelemek zorundasın. Gelirinden daha az harcarsan tasarruf etmiş olursun ve kötü günlerde kimseye muhtaç olmazsın. Bunun aksi durumuna devlette bütçe açığı diyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Devleti yöneten iktidar ülkeyi o kadar kötü yönetti ki, elde avuçta ne varsa sattı tüketti. Şimdi paraya ihtiyacı var ve borç istiyor.

Borç veren de doğal olarak nazlanıyor ve daha fazla faiz istiyor. Mecbur kalıp veriyorsun. Çünkü çark dönmüyor. Ülkeyi o kadar kötü yönetmişsin ki, para sahibi senin borcunu geri ödeyeceğine inanmıyor. Sigorta yaptırıyor. Sana borç veren bu risk primini de faizin üzerine ekliyor.

Hesabına geliyorsa al gelmiyorsa alma! Sen dünyanın en yüksek faizini veren ikinci ülke olarak anılıyor ve tanınıyorsan demek ki o faiz hesabına gelmiştir. Yani söylenecek sözün yok.

Şimdi devleti yöneten iktidar ortaya çıkıp ben bu kadar yüksek faiz vermeyeceğim diyor. Doğru bir karar. Ancak bunun için önce yandaş değil liyakate göre kadro oluşturman lazım. Yani işi ehline bırakman lazım. Bunu yapıyor musun hayır? Tüketimi kısıp üretime yöneliyor musun? Hayır? Ya tasarruf? Kesinlikle hayır!

Kamu bankalarının elindeki kaynağı doğru kullanıyor musun? O da hayır? O halde senin ülken yüksek faiz vermeye mecbur. Bu senin kaderin olur. Bugününü yarınını hatta çocuklarının geleceğini bile ipotek altına sokarsın. Devlet babadır. Baba ne kadar çok borçlanırsa hele de yüksek faizle, aile bireylerinin yaşam kalitesi o kadar düşer.

Tüm bunların yaşandığı ülkede bu hafta kamu bankaları hele de tarımı ve çiftçiyi desteklemek amacıyla kurulmuş bir kamu bankası konut kredisi oranlarını 1.50'den 0.98'e çekti.

Ne var bunda diyebilirsiniz? Bunda çok iş var. Bu ülkede kabul etmesek de resmi verilere göre yüzde 18 enflasyon var.  Merkez Bankası'nın o büyük indirimine rağmen faizler halen yüzde 19,75. Dikkatinizi çekerim bu resmi faiz. Yüzde 19,75 ile para toplayan bir kamu bankası üç beş müteahhit batmasın kurtulsun diye yüzde 12'den kredi versin.

Kaba bir parmak hesabı ile 19.75'ten aldığın bir malı 12'den satıyorsun? Aradaki 7.75'lik fark ne olacak?

…***

Latif Salihoğlu, 3 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, “Ekonomide dinamik güç: Yerli üretim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hükûmet kadroları, uzun zamandır ekonomiye odaklanmış durumda. Çok sık aralıklarla yeni veya eskinin tekrarı mahiyetinde birtakım “ekonomik tedbirler” alıp duruyor. Ne var ki, piyasalara güven verecek bir “iktisadî istikrar politikası” uygulanamıyor; kısa aralıklarla uygulansa bile, bu iş bir türlü oturaklı hale getirtilemiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bunun sebebi, hem çok basit, hem de çok girift. Basit, çünkü meselenin şâh damarı “yerli üretim”in canlandırılmasına bağlı. Girift, çünkü üretimin canlandırılması gerçeğini tereddütsüz bilen ve buna candan inananlar bile, bu işi realize edemiyor veya bu meyanda çaresiz, yetersiz kalıyor.

Sonra da, türlü bahaneler uydurup işin kolayına kaçıyor. İşin kolayı, hazırcılık. Hazırcılık ise, yerli üretimin zayıflaması ve ithalata dayalı tüketimin artması demek.

İşte, ân itibariyle Türkiye’nin içinde bulunduğu cendere, tam da burası... Bir çok meselede olduğu gibi, ekonomik olarak da ilerleme kaydetmiş medenî dünya ülkelerinin durumuna bakmak ve onlardan örneklik teşkil edecek adımları kararlılık içinde almak lâzım gelir.

Yeni Türkiye, Avrupa’nın san’at, sanayi ve üretim politikası yerine, onların çöplüğü haline gelmiş modasını, kültürünü, sefahatini, lehviyât ve rezaletini esas aldı.

Evet, bu ve benzeri rüzgârın peşinden sürüklenip gidenlerin, yerli ve millî karakterli olması ve bu yönde üretimi canlandıracak politikalar üretmesi hiç mümkün mü?

Kaldı ki, sadece “yerli üretim” yapmak, herşey demek değildir. Yaptığınız üretimi hem canlı tutmak, hem yurt ve dünya piyasalarına arz etmek, hem de fiyat ve kalitede rekabet kabiliyetini sağlamanız gerekir.

Türkiye’nin bu meyanda ciddî çaba göstermesi, gerek üretimde ve gerekse kalitede adı geçen gelişmiş ülkelerle aynı rekabet gücüne sahip olması, bizim de en büyük arzu ve temennimiz.

…***

Yıldırım Koç, 3 Ağustos tarihli Aydınlık gazetesinde, “Kamuda örgütlü işçi sendikalarının büyük sorunu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türk-İş, bağlı sendikalarda örgütlü yaklaşık 200 bin işçiyi ilgilendiren toplu sözleşme görüşmelerini sürdürüyor. Kamu kesiminde örgütlü işçi sendikalarının büyük bölümü, onları neyin beklediğinin henüz farkında değil. Bu işçileri ve ayrıca il özel idareleri ve belediyeler ve belediye şirketleri dahil kamu kesimindeki tüm işçileri bağlayan bir düzenleme gündemde. Düzenlemeyle 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa 20.11.2017 günü ve 696 sayılı KHK ile Ek Madde 2 eklendi ve 1.2.2018 günü ve 7079 sayılı Kanunla bu düzenleme kalıcı kılındı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Türkiye’de kamu kesiminde çalışan işçi sayısı hızla artacak. 1990’lı yılların başlarında Türk-İş ile Hükümet arasında yapılan toplu sözleşme görüşmelerinin kapsamındaki işçi sayısı 800 bine yakındı. Daha sonraki yıllarda gerçekleştirilen özelleştirmeler sonucunda bu rakam 200 binlere düşmüştü. Ancak kamu kesimindeki taşeron işçilerinin büyük bölümünün kadroya geçirilmesiyle bu sayı bu kez 1 milyona yaklaşacak. Sendikalar, büyük olasılıkla 2021 yılı başından itibaren kadroya geçirilmiş bu işçiler adına toplu sözleşme imzalamaya çalışacak. O zamana kadar diğer işçiler adına toplu sözleşme görüşmeleri sürecek.

Ancak artık yeni bir düzenleme var ve birçok insan bu konuda bilgi sahibi değil.

Türk-İş ile Hükümet arasında 1993 yılından beri kamu kesiminde çalışan işçileri kapsayan bir çerçeve anlaşma protokolü imzalanıyor. Bu çerçeve anlaşma protokolünün bağlayıcılığı yok. Ayrıca belediyelerde çalışan işçileri örgütleyen sendikalar bu protokolün kapsamı dışında. İsteyen sendika bu çerçeve protokolünü dikkate almadan kamu işveren sendikaları ile görüşme yapabilir veya bazı protokollerle ek haklar elde edebilir.

Ancak 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 112. maddesiyle, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa Ek Madde 2 eklendi. Bu madde, belediyeler de dahil olmak üzere, tüm kamu kurum ve kuruluşlarını kapsıyor. Bu maddeye göre, konfederasyonlarla hükümeti temsil eden yetkililer arasında imzalanacak olan çerçeve anlaşma protokolü artık sözkonusu konfederasyona üye tüm sendikalar için bağlayıcı olacak. Diğer bir deyişle, kamu kesiminde örgütlü sendikaların toplu sözleşme yetkisi, üyesi bulundukları konfederasyona devredilmiş oluyor. Ayrıca, geçmişteki çerçeve anlaşma protokollerinin kapsamında belediyeler bulunmazken, artık belediyeler de bu kapsama alınıyor. Sözkonusu maddenin ilgili bölümü şöyle:

“Çalıştırılan işçilerin mali ve sosyal haklarını belirlemek üzere kamu toplu iş sözleşmeleri çerçeve anlaşma protokolü imzalanabilir. Bu protokol hükümleri geçerlilik süresi içinde bu madde kapsamındaki idareler ile taraf konfederasyona üye olan sendikalar için bağlayıcıdır.”

Böyle bir uygulama işçiler açısından çalışma mevzuatımıza ilk kez getiriliyor.

Uygulamanın nasıl olacağı da açık değil.

Türk-İş ile Hükümet yetkilileri arasında imzalanan 2017 yılı Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü’nde şu başlıklar yer alıyordu: İyileştirme, Ücret Zamları, Maktu Ödemeler, Yemek Yardımı, Ek Ödeme, İşyerine/İşletmeye Özgü Sorunlar, Alt İşveren Sorunları, Geçici İşçiler, Toplu İş Sözleşmesi Yürürlük Başlangıç Tarihleri, Geçici Ödeme, Ek Madde, Farkların Ödenme Zamanı.

Bu yeni uygulama konfederasyonların elini güçlendiriyor; ancak konfederasyon yönetimine muhalif olan sendikaların tepkisini de çekeceğe benziyor.