Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Yeni rota merkez sağ
Yeniasya:
İsrail yıkıma devam ediyor
Yenişafak:
YKS tercih sonuçları bayramdan önce açıklanacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ahmet Taşgetiren, 4 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, “İlk uygulayıcı CHP olsaydı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden söz ediyorum. Onun ilk uygulayıcısından… Yani o olağanüstü yetkilerin CHP’liliği devam eden bir cumhurbaşkanı tarafından kullanıldığı bir yıl yaşasaydık. Ve bize “Bu dönemin raporu”nu hazırlama görevi verilseydi, şimdi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yapmaya çalıştığı… “Biz” kim derseniz, diyelim Ak Parti camiası, diyelim muhafazakâr camia.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Daha şimdiden, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığını CHP’li kimliği ile kazanan Ekrem İmamoğlu için dosyalar tutuyoruz. Belediye’nin “kozmik odası”na girme teşebbüsünden dolayı MİT’imiz, Emniyetimiz hatta Türk Silahlı Kuvvetlerimiz harekete geçmiş.
Belediyeler bir tür başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Ancak üstünde “Devlet”in denetimi var. Devlet gün gelip seçilmiş başkan yerine “kayyım” atayabiliyor. Bizim şu andaki Başkanlık Sistemimiz ise herkes biliyor ki denge ve denetim özürlü. Ben sistem oluşurken “Bu yetkileri Kemal Kılıçdaroğlu kullanacak olsa ona verilmesini savunur muyduk?” sorusunu sordum. Hatta daha ileri giderek “Bu yetkileri Binali Yıdırım için de vermeyi düşünür müydük?” sorusunu da sordum.
Bence her iki sorunun cevabı, “Hayır, asla”dan başkası değildi.
Sistem çok açık ki Tayyip Erdoğan’ın başkanlığı dikkate alınarak tanzim edilmiş bulunuyor. “Devleti Tayyip Erdoğan’a emanet et, gerisini merak etme”yaklaşımının en azından muhafazakar camiada insanların önemli bir kısmını tatmin ettiği bir gerçek. İnsanların bir kısmı bu tatmin duygusuyla, bir kısmı da sistem oylaması “Değer tercihi ve hayat memat meselesi” haline geldiği - getirildiği için oy verdiler ve halk onayı yüzde 51.4 oranı ile gerçekleşti.
Ancak biliniyor ki bu çok kritik bir eşik.
Yine biliniyor ki bu eşik MHP’nin, daha doğrusu Devlet Bahçeli’nin desteği ile aşıldı.
Ancak Devlet Bahçeli’nin günün birinde birdenbire “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ni aşkla savunur hale gelmesinin ve nerede ise “Ülkenin bekası ile eşdeğer” bulmasının sebebi yeterince bilinmiyor.
Bir ara Türkiye’de koalisyonlar oluştuğunda “İki parti bir parti gibi çalışıyor”güzellemeleri yapılırdı. Bugün Ak Parti ile MHP’nin -Bahçeli’nin mi demeliyim- ilişkisi koalisyondan öte bir nitelik arz ediyor.
Ancak yerel seçimlerin kafaları karıştırdığı çok açık. Bir kere İstanbul, Ankara gibi sembol şehirlerin -diğer büyük şehirlerin yanında- iktidarın elinden çıkması gerçeği söz konusu.
İkincisi İstanbul’da oy farkı yüzde 9’lar gibi (yüzde 45-54) dramatik bir rakam. Üçüncüsü, bu sonuçların Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bir yıllık uygulaması ile ilgisi bulunduğu görüşü, en azından şu an yürütülen “sistem nerede aksıyor?” soruna cevap aranmasıyla da doğrulanıyor.
Dördüncüsü CHP, halk ortalamasını yakalayacak bir aday bulabileceğini gösterdi.
Beşincisi, muhafazakar camiada hiçbir gerekçe ile çözülmeyecek nesiller yanında daha sorgulayıcı toplum alanları oluştuğu ortaya çıktı.
Altıncısı, “Alternatifsizlik” gerekçesi ile her türlü yanlışı hazmedenlerin yanında “Ne yani, ne zamana ve nereye kadar alternatifsizlik gerekçesiyle yanlışlara göz yumacağız?” diyen çizgiler gelişti. Dört yıl sonrasının kaygısı yaşanıyor mu? Bence yaşanıyor? “Nasıl düzeltilir sorunlar?”, sorusu her platformda soruluyor.
Muhafazakar toplum alanları “Kazanımlar”ı önemsiyor. Bir CHP iktidarı hala kaygı sebebi. Şu anki CHP’li yerel yönetimler gözaltında. Ama “Dava namına yanlışlara göz yumma” davranışı olağanüstü zorlanıyor, bunun da böyle bilinmesi lazım.
...***
Faruk Çakır, 4 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, “Çiftçiye kim destek verecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Petrol fakiri olmamızı sanayi ülkesi olmamaya bahane sayıyoruz, ama tarım ülkesi olduğumuz halde soğan, patates ve her türlü gıda ithal etmedeki yanlışı tartışmıyoruz.İtiraz edenler mutlaka olacak, ama esas mesele hangi adımı, nerede atmak gerektiği hususunda düğümleniyor. Mevcut anlayışla yola devam edildikten sonra petrol zengini dahi olunsa yine de zengin ve müreffeh bir ülke olmak mümkün olmazdı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi yaptığı bir açıklamada tarımın hal ve gidişini resmetmiş. Buna göre tarımdaki tablo şöyle: “Faiz ödemelerine ayrılan kaynak tarım desteğinin 7 katıdır. Tarım desteği 16,1 milyar TL, ama buğday, mısır, ayçiçeği, soya, pamuk, canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına altı ayda ödenen 19 milyar TL’dir. Ekilmeyen araziler artarken, ithalatın gıda fiyatlarını düşüremediği açıktır. (...) Gıda maddelerini üretmeye esas tarımsal ham madde ithalatı 3,3 milyar dolardan 2,8 milyar dolara geriledi. Bunda en etkili faktörlerin başında paramızın döviz karşısında değer yitirmesi gelmektedir. İthal ürüne ödediğimiz dövizin TL karşılığı ciddî anlamda artmış ve ithal ürünler daha pahalıya gelmeye başlamıştır. (...) Son 17 yılda ekmekten vazgeçtiği(miz) 3,4 milyon hektar tarım alanını tekrar ürünlerle donatmak şarttır. Önemli düzeyde ithalatçı olduğumuz bazı ürünlerde ise olumlu yönde atılmış ciddî bir adım görülmemektedir. Canlı hayvan ve kırmızı et ithalatının plansız ve kontrolsüz yapılması hayvancılık sektörünü ve fiyatları olumsuz etkilemektedir. Sığır eti ithalatındaki artış ise % 195 olmuştur. (...) 2007 yılından 2018 yılına kadar çiftçiye verilmesi gereken tarım desteği 226 milyar TL iken, verilen destek 103 milyar TL olmuştur.” (Basın Bülteni, 1 Ağustos 2019)
Tarım ve hayvancılık noktasında çok daha iyi durumda olabiliriz. Elbette insanların sanayi ve teknolojiye yönlendirilmesi iyidir, ama bu tarımı ve hayvancılığı öldürerek yapılmamalı. Belli bölgelerdeki insanlar tarım ve hayvancılıkla geçinmek durumunda. Bunlar bir miktar desteklense milyar liralarımız başka ülkelerin çiftçisine gitmeyebilir.
...***
Ahmet Takan, 4 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Çalıştay raporundan çıkan çarpıcı gerçek:Sorunlar büyük, beklenti yüksek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP'nin geçtiğimiz hafta sonu Afyonkarahisar'da gerçekleştirdiği "Belediye Başkanları Çalıştayı"nda ele alınan konular ve konuşulanlar hafta boyu gündemde yerini korudu. CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan yardımcısı Seyit Torun, oldukça kapsamlı Çalıştay raporunu Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'na sundu. YENİÇAĞ o rapora ulaştı. CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun masasındaki raporda "kaynak" sorununa geniş vurgu yapılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Çalıştay'da öne çıkan en önemli konuların başında belediye başkanlarının karşı karşıya olduğu sorunların büyüklüğü ve karmaşıklığı ile bu sorunları çözmede belediyelerin finansal kaynaklarının ve insan kaynaklarının yetersiz geldiği dile getiriliyor... Bu durumun, "başkanların CHP Genel Merkezi'nden yerel yönetimler için deneyim paylaşım ve iletişim platformu oluşturması beklentisini yüksek sesle ifade etmelerine yol açtığı"na vurgu yapılıyor. İşte o rapordan çarpıcı satır başları;
"Yurttaşlar belediyelerden rollerinden fazlasını bekliyor, yükselen beklentiyi yönetme zorluğu var.
Yurttaşlar seçim sonrası oluşan değişim atmosferinin de etkisiyle, ekonomik kriz ve işsizlik gibi makro sorunların çözümünü de belediyelerden bekliyor. Çözümün adresi olarak görülen belediyeler, hukuki, bürokratik ve siyasi engellerle karşı karşıya kalıyor.
Belediyeler, görev ve sorumluluk alanlarındaki yurttaş beklentisini karşılamakta zorluk çekiyor. Bu zorluğun temel nedenini hükümetin baskı ve kısıtlamaları oluşturuyor. Mevzuat ve uygulamadaki bürokratik ve hukuki aksaklıklar ise uygulama alanlarını sınırlandırıyor, yavaşlatıyor ya da engelliyor.
Tüm siyasi, hukuki ve bürokratik engellere rağmen, gerekçelere sığınmayan, kendi çözümünün peşine düşen bir belediyecilik motivasyonu hâkim.
Siyasi ve bürokratik engeller sıklıkla dile getirilse ve kısıtlar üzerine konuşulsa da, genel anlamda bu kısıtların makro siyasetle çözülebileceği, burada Genel Merkezin ve partinin daha aktif olacağı, Belediyelerin ise yapıp ettikleri ile bu sözlere katkı sağlayacağı hissinin yaygın olduğu, başkanların çoğunun, mevcut kısıtlar karşısında israfın önlenmesi, masrafların kısılması, yeni kaynakların bulunması gibi yöntemlerle bu kısıtlara rağmen ve kısıtlara sığınmadan işlerini hayata geçirecek yollar arama motivasyonuna sahip olduğu gözlendi.
Ortak sorun alanını kaynak eksikliği, yeni kaynaklara erişimdeki güçlükler, işsizlik, ulaşım ve kentleşme oluşturuyor.