Ağustos 06, 2019 08:55 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniçağ: TÜİK Erdoğan'ı yalanladı

Karar:

Trump dediğini yaptı: Venezuela'nın ABD'deki tüm varlıkları donduruldu

Yeniasya:

Türkiye'de vekil maaşı asgari ücretin 11 katı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Taha Akyol, 5 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, “Temel sorun: verimlilik ihmal edildi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Daron Acemoğlu, Türkiye ekonomisinde yaşanan ısınmanın ardında yatan temel sebeplere ilişkin Taha Akyol’un sorularını e-mail ile cevapladı. Sayın Acemoğlu, güncelden başlayalım, Merkez Bankası’nın faiz indirimini nasıl buldunuz?Merkez bankası kritik bir kurumdur. Bağımsızlığı piyasalar için önemlidir ve para politikasının objektif ve en verimli ilkelere dayanacağının bir garantisidir. Maalesef, Türkiye’nin Merkez Bankası, uzun bir süredir, en azından 2011’den bu yana, bağımsız bir durumda değil. Öte yandan hükümetin para ve faiz politikasını dikte etme gücü artmış durumda. En son faiz oranlarının düşürülmesini de bunun bir işareti olarak görüyorum. Bu ekonomiye yardımcı olacağını da sanmıyorum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Merkez Bankalarının bağımsızlığı bütün dünyada niye önemli? Halka karşı sorumlu olanlar, politikacılar değil mi?

Bu iyi bir soru. Genel fikir, merkez bankası bağımsızlığının olmaması durumunda, politikacıların kısa vadede kendilerine yardımcı olacak ama ekonomiye uzun vadede zarar verecek politikalar izleyeceği yönündedir. Kanıtlar da bu endişeyi genel olarak haklı çıkarmaktadır. Politikacıların, maliye politikasından iktisadi düzenlemelere kadar ekonomi üzerinde etkili olacak mekanizmaları zaten vardır. Dolayısıyla siyasi tercihleri ekonominin genel durumunu zaten etkiler. Bu yüzden istikrarsızlıktan, yanlış yönetimden ve ekonomik krizlerden sorumludurlar.

Türkiye’yi bugünkü kriz durumuna getiren temel ekonomik politika hataları nelerdi?

Türkiye ekonomisinin bugünkü durumunu, 2000’li yılların ortasından itibaren ekonomik kurumların kötüleşmesinin doğrudan bir sonucu olarak görüyorum. Türkiye, 2002-2006 yılları arasında nispeten yüksek kaliteli bir büyüme sağlamıştır. Verimlilik artışı, geniş tabanlı yatırımlar, doğrudan yabancı yatırımların ülkeye güçlü bir şekilde akışı sağlanmış, yolsuzluk ve kötü yönetimler engellenmişti. Ancak tüm bunlar 2006’dan bu yana tersine çevrildi. Ucuz likidite dahil uluslararası şartların çok müsait olması sayesinde Türkiye sermaye çekmeye, büyümeye devam etti, ancak bu tarz büyüme sürecinde verimlilik artışı olmadan ve ekonomik verimsizlik ve risk birikmeye başladı.

Bu politikaların böyle bir kriz doğuracağı görülemedi mi, göz göre göre kısa vadeli politik beklentilere odaklanarak mı bu uygulamalar yapıldı?

Bunu bilmek zor. İki tamamlayıcı faktör görüyorum. Politikacıların bu sorunlarla yüzleşmesini engelleyen kısa vadeli seçim hedefleri ve sorunlar karşısında politikacılara çok cazip gelen  yine kısa vadeli diğer bazı faktörler. Aslında bu sorunları onlar yarattılar. Ek olarak, hükümet yönetiminde bu sorunlara işaret edecek bağımsız teknokrat ve bürokratların, cesur seslerin eksikliği, Türkiye’yi yönetenlerin sorunları görmezden gelmesini kolaylaştırdı.

…***

Mehmet Kara, 5 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, “Eş, dost, akraba...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“23 Mart mahallî seçimleri siyasette pek çok şeyi beraberinde getirdi.İktidarın Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok büyükşehir belediye başkanlığını kaybetmesi, hatta cumhur ittifakı ortağı olduğu MHP’ye 11 belediye başkanlığını “kaptırması” siyasetteki dengeleri iktidar aleyhine bozdu, bozuyor. Siyasette yaz ayları da oldukça hareketli geçiyor. Sonbaharda yeni gelişmelerin siyasetteki dengeleri iyice değiştireceği görülüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Siyasetin içine düştüğü bir yanlışlık var. Hatayı karşı taraf yaparsa adeta gökkubbe başlarına yıkılıyor, ama aynı hatayı veya daha fazlasını kendileri yaparsa görmezden geliniyor ve hata zaman zaman da bir “hak” olarak görülüyor. 

Aynı şey medyanın haberlerinde ve yorumlarında da görülüyor. Tarafı olduğu partinin büyük hatasını görmeyip, karşı tarafın küçük hatasını büyüterek yıpratmaya çalışmak basının son yıllarda yaptığı “hatalar”dan bir tanesi… Buna da “algı yönetimi” deniliyor.

Tıpkı, şu anda eş, dost, akrabaların belediyelerde etkili görevlere getirilmesinde takınılan tavır gibi.

Herkes bilir ki, bunlar geçmişten bu yana hep yapılagelmiş bir durumdur. Bu yanlıştır, ama hep yapılmıştır, yapılmaktan da maalesef vazgeçilmemektedir.

Kamuda “istisnaî kadro” diye bir atama biçimi vardır. En çok kullanılan yöntem “özel kalem müdürlüğü”dür. Bir diğeri de, basın müşavirliğidir… İmtihansız kamuda göreve yerleştirmenin en kolay ve tercih edilen yolu iki yöntemdir. Bir yakınını “önemli” bir göreve getireceksen önce bu kadrolara alırsın, ondan sonra istediğin yere atayabilirsin. Şu anda devlet kadrolarında bu o kadar yaygındır ki, bunu bilmeyen yoktur. Bakanlıklarda bu iki kadroda onlarca belki de yüzlerce insan bulunmaktadır: Pek çoğu da Ankara’da “bankamatik memuru” diye tarif edilen işe gitmeden maaş alan kişilerden oluşmaktadır.

Meclis’in tatilde olduğu bir dönemde yeni seçilen belediye başkanlarının atamaları kamuoyunu meşgul ederken, milletin de vicdanını rahatsız ediyor. Belediye başkanlarının atamaları ve belediye kadroları mercek altına alırken, bahsettiğimiz gibi “senin belediye başkanın, benim belediye başkanım” ayrımına giriyor.

Bütün partiler birleşip bu yanlıştan bir an önce kurtulmanın yollarını bulmalıdır. Aslında yapılması gereken hiçbir kanuna, tüzüğe, yönetmeliği gerek olmaksızın belediye başkanlarının ve devleti yönetenlerin bu yoldan dönmeleridir. Ama bu maalesef olmuyor. 

Bunun için de kanun çıkartıp, bunun önüne kökten geçilmesi lâzımdır.

…***

İsmet Özçelik, 5 Ağustos tarihli Aydınlık gazetesinde, “ekonomi dipten döndü mü?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomi dipten döndü mü? Yeni dip görülebilir mi? Bu tartışılıyor. Ekonomiden sorumlu bakan dört kez “dipten döndük” dedi. Ama bir sonraki veriler bakanı yalanladı. Geçen hafta aynı görüşünü tekrarladı. Bakalım önümüzdeki günler ne gösterecek? Ekonomi, finans ve bankacılık sektörüyle ilgili veri ve gelişmeleri yakından takip eden mikroblog “Para ve Finans”, ekonomiyi ve son gelişmeleri değerlendirmiş. Ekonomideki göstergeleri karşılaştırmış. İşte onlardan bazıları:”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İşsizlik oranı nisanda yüzde 13.3. Geçen yıla göre artış 3.5 puan. Genç işsizlik oranı yüzde 23.2. Artış artı 6.3 puan. İşsiz sayısı 4.2 milyon kişi. Gerçek anlamda işsiz sayısı 7.1 milyon. İstihdam geçen yıla göre 810 bin kişi azalmış. İşsizlik sürekli yükseliyor.

İç talep zayıf. Otomobil ve hafif ticari araç satışları yüzde 47.5 azaldı. Temmuz’daki düşüş yüzde 66. Konut satışları yılın ilk 5 ayında yüzde 15.6 düştü. İpotekli satışlardaki düşüş yüzde 51. Reel perakende satışlarda gerileme var. İlk 5 ayda geçen yıla göre yüzde 4.9 daraldı.

Tüketici güven endeksi dipte. 56.5 seviyesinde. Geçen yıl temmuzda 72.7 düzeyindeydi. Bireysel kredilerde de işler iyi değil. 2018 temmuz ayında bireysel krediler 517 milyar TL’ydi. Bu yıl 511 milyar TL. Artmayı geçtik, azalmış. Hane halkı borcunun milli gelire oranı yüzde 14.

İhracat coştu deniyor. Ama ilk 7 ayda artış sadece yüzde 2.85. Küresel ekonomide yavaşlama devam ediyor. İhracatımız açısından olumsuz.

Turist sayısı yüzde 12.9 arttı. Gelirdeki artış ise yüzde 9.9. Turist başı harcamada azalış var.

Sanayi üretimi yılın ilk 5 ayında yüzde 3.6 daraldı.

Sermaye girişi zayıf. Yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı zirvede. 187 milyar dolar. Yılbaşından bu yana artış 25 milyarı aştı.. Yabancılar ise çıkışta. Önemli bir dış borç stoku var. (453 milyar dolar) Dış borcun milli gelire oranı yüzde 61. Kısa vadeli dış borç 176 milyar dolar. TCMB’nin brüt rezervi ise 98.4 milyar dolar.

Bütçe açığı büyüyor. Faiz dışı harcamalar yükselmeye devam ediyor. Faiz giderleri de yükseliyor. Yılın ilk yarısında bütçe açığı yüze70.5 arttı. Yıllık bütçe açık hedefinin yüzde 97.5’ine ilk 6 ayda ulaşıldı. Bir seferlik gelirler de çare olmadı. ...Manzara özetle böyle! Ekonomi “ipten” döndü mü, dönmedi mi? Siz karar verin!