Ağustos 14, 2019 08:48 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Karar: Eskişehirde Orman yangınına müdahale devam ediyor

Yeniçağ:

Babacan ve Davutoğlu FETÖ’nün otelinde kalmışlar!

Star:

'Aksa'ya kalkan elleri kırarız'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Uğuroğlu 14 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Kavakçı ailesi AKP'yi bölüyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ı, AKP il, ilçe ve belde kongrelerinde zor günler bekliyor. Birincisi; Ahmet Davutoğlu ve ekibinin parti tabanında faaliyet gösterdiğine yani delege üzerinde hakimiyet kurma hedefi için çalıştığına dair istihbarat bilgiler genel merkeze ulaşıyor.İkincisi; Abdullah Gül ve Ali Babacan'ın kuracakları yeni merkez partiye, AKP tabanından transfer yapma görüşmeleri Erdoğan'a iletiliyor. AKP'lileri, "Ümmet" olarak gören Erdoğan'ın son mesajında geri adım atarak, "kardeşliğimiz" noktasına gelmesinin parti tabanında etki arttırmaya yönelik "hissi" bir çaba olarak görmek lazım."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP teşkilat kongrelerinde genel merkez her zaman büyük ağırlık koyuyor. Ancak 2001'den bu yana ilk kez çok farklı bir durum var ki yukarıda da bahsettiğim gibi hem parti içi Davutoğlu muhalefeti hem de Babacan'ın partisi…

"Metal Yorgunu" dediği partisini toparlamaya çalışan Erdoğan son mesajında şunları söylüyor:

"Önümüzde belde, ilçe kongreleri, il kongresi var. Ardından da büyük kongremiz var. Bütün bu kongrelerimizle beraber bu kongrelerden çok daha güçlenerek çıkacağız ve 2023'e de böyle hazırlanacağız." Temenni bu ama gerçek bu mu?

Erdoğan anlaşılan o ki Davutoğlu ve Babacan tehdidini AKP için çok önemsiyor. Ve bu durumu şu sözlerle ortaya koyuyor:

"Birçok ayrılıklar şunlar bunlar vesaire gibi kampanyalar içerisine girenler olabilir." Evet, işte bu tedirginlik, bu endişe AKP'den kopmalar ya da AKP içindeki muhalefetin ulaştığı boyutu da gerçekten ortaya koyuyor. AKP ve Erdoğan için korkutucu bir boyut bu.

Peki, bu noktaya gelinmesinin temelinde ne var? Birincisi ve en önemlisi kuşku yok ki saray siyasetidir.

AKP teşkilatları da vatandaş da, AKP teşkilatları da şu yapıdan çok şikayetçiler:Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi gereği siyasetçi olmayan "memur bakanlar" ne AKP teşkilatlarını ne de seçmenlerini umursuyor. Çünkü onlar "seçilmiş" değil "atanmış" sarayın yani cumhurbaşkanının memurları.Erdoğan, 17 yıldır şu söylemle AKP'yi bir arada tuttu ki 3 gün önceki bayram mesajında da tekrarladı:

"Kardeşliğimizi böldürtmeyeceğiz ve bu kardeşliğimizi güçlendirerek devam ettireceğiz."

Ancak ok yaydan çıktı. Abdullah Gül ve AKP'den istifa eden Ali Babacan yollarına hızla devam ediyorlar. Ahmet Davutoğlu da günlük siyasi eleştirilerle AKP'yi ve Erdoğan'ı hedef alıyor.AKP teşkilat kongrelerinde bilinir ki her partide olduğu gibi, kazananlar da olur kaybedenler de olur.Ve bilinir ki kaybedenler yeni arayış içine girerler.Bugün AKP'de en çok tepki gösterilen birinci konu Kavakçı ailesidir. İstanbul belediyesinden Amerika bursu alan AKP milletvekili Ravza Kavakçı ve ailesi, AKP'yi bölüyor.İkinci konu geçim sıkıntısı, üçüncü konu ise işsizliktir. Ne yazık ki bu olumsuz tabloyu yaratan da Erdoğan hükümetidir. Buna benzer o kadar çok örnek var ki, Erdoğan ne söylerse söylesin, AKP'deki çözülmeyi, erimeyi toparlayamaz…"

...***

Elif Çakır, 14 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, "CHP'nin liyakatla imtihanı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"“liyakat ve ehliyet” ilkesi tek başına yeterli midir? Bu sorunun cevabına sert tepkilere neden olan güncel bir “atama” üzerinden bakalım:  İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun  İSBAK Genel Müdürlüğü’ne atadığı Bahattin Yetkin’in ismi İmamoğlu’na oy veren tabanın büyük bir kesiminde sert tepkilere neden oldu. Nitekim CHP İl örgütünün kamuoyunda oluşan tepkilere destek vermesi üzerine İSBAK Genel Müdürlüğü’ne atanan Bahattin Yetkin istifa etmek zorunda kaldı. Ancak benim gözlemime göre CHP tabanını asıl öfkelendiren husus İmamoğlu’nun atadığı ismi savunurken “siyasi unsurlara takılmadık” ifadesini kullanması oldu.Yani CHP tabanındaki öfkeli kitle gösterdiği tepki ile İmamoğlu’na “siyasi unsurlara takılacaksın” dedi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sorun şu ki tam da toplumsal yozlaşmaya ve çürümeye neden olan “kayırmacılık”hastalığını tartışırken CHP’ye yakın kimi sağduyulu aydınlar da İmamoğlu’nun “siyasi unsurlara takılmadık” sözüne tepki gösterenler arasında yer aldı.

Soru şu: Siyasi partiler gücü ele geçirdiği iktidar makamlarında “siyasi unsurlara takılmaya” yani “partizanlık” yapmaya devam edeceklerse ülkemizde vahim boyutlara tırmanan “kayırmacılık” sorunu nasıl çözülecek? Bir partizanlık gidip başka bir partizanlık gelecekse Türkiye’de hukuk devleti, kanunlar karşısında eşitlik ve ehliyet ve liyakat ilkeleri nasıl hayata geçirilecek?

Kamu kurumlarındaki toplumsal kutuplaşmaya da sebep olan eş-dost-akraba kayırmacılığı yer mi değiştirsin yoksa bu sorun köklü bir şekilde çözülsün mü? Oysa ki gösterilen tepkiler haklılık zemininde kalabilir ve Bahattin Yetkin haklı tepkiler üzerine istifa edebilirdi. Kim ne derse desin Bahattin Yetkin’i “liyakat ve ehliyet” ilkesi üzerinden değerlendiren İmamoğlu’nun yaklaşımı takdire şayandır.Kamu görevindeki ahlak kurallarından biri siyasi tarafsızlıktır. Partizanlık yapmamaktır. Siyasi kavgalarda taraf olmaktan sakınmaktır. Liyakat ve ehliyet sahibi olduğunu kabul edebileceğimiz Bahattin Yetkin ise yakın zamana  kadar çok sert siyasi kavgalara girmiş, partizanlık yapmış, muhalefet liderleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener hakkında hakaret içeren paylaşımlarda bulunmuş. Ağır hakaretler içeren sosyal medya paylaşımlarını beğenmiş.  Böyle bir ismi muhalefet tabanının kabul etmesi elbette kolay değil.Bahattin Yetkin’e gösterilen tepkiler haklılık zemininde kalmalıydı dediğim husus işte bu.Buradan bir ders çıkıyor o da şudur.Kamu görevlileri o kadar keskin politize olmamalı, kamu görevinin etik kurallarına dikkat etmelidir.

...***

Sedat Ergin, 14 Ağustos tarihli Hürriyet gazetesinde, "Sonbaharda Avrupa ile bir yumuşama olabilir mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" RUS yapımı S-400 hava savunma sistemlerinin Türkiye’ye gelişi nedeniyle ABD cephesinde sert bir sarsıntı yaşanırken, Avrupa cephesinde bu konuda çok daha sakin bir iklimin hâkim olduğu dikkat çekmiş olmalıdır. Buradaki farklılık Avrupa’nın önde gelen aktörlerinin bu gelişmeye tümden kayıtsız kaldıkları anlamına gelmiyor, ancak ABD’dekine benzer bir şok halinin yaşanmadığı da aşikâr."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu zamanlamada çarpıcı görünen bir gelişme, Türkiye’nin S-400’ler nedeniyle ABD ile sıkıntı yaşadığı bir sırada Fransa’nın Türkiye’ye hava savunmasını desteklemek üzere bir SAMP-T bataryası gönderme hazırlığıyla meşgul olmasıdır. Zaten Kahramanmaraş’ta İtalyanlar yine SAMP-T sistemi, Adana’da ise İspanyollar bir Patriot bataryasıyla NATO dayanışması çerçevesinde Türkiye’nin hava savunmasına destek vermeye devam ediyorlar.

ABD ve Avrupa cephelerinde ortaya çıkan bu farklı tutumlar Türkiye açısından Batı politikasında üzerinde durulması, değerlendirilmesi gereken bir duruma işaret ediyor. Aslında S-400 sonrası dönemde Avrupa ile ilişkilerin seyrinin Türkiye için ayrı bir önem kazandığını söyleyebiliriz.

Bunun başlıca nedeni, S-400’lerin sembolize ettiği Rusya ile yakınlaşma sürecinin Türk dış politikasının ayarlarında doğurması muhtemel sonuçlarla yakından ilgilidir. ABD ile ilişkilerin gündemi Fetullah Gülen sorunu ve Suriye’de Fırat’ın doğusuyla ilgili sürmekte olan belirsizliklere, rahatsızlıklara ek olarak şimdi de S-400’ler nedeniyle içinden çıkılması, idare edilmesi iyice zorlaşan bir nitelik kazanmaktadır.

Dikkat edilmesi gereken bir başka alan, Rusya ile girilen yakınlaşmanın -Türkiye açısından enerji alanında bu ülkeye dönük bağımlılıkla da birleştiğinde- Ankara ile Moskova arasındaki ilişkinin dengesini nasıl etkileyeceğidir. Buradaki ayar Türkiye’nin elinin Rusya karşısında zayıflayacağı bir çizgiye kaymamalıdır.

Cumhurbaşkanı’nın yargı reformu paketi konusunda önümüzdeki ekim ayı için kendisini bağlaması özellikle önemlidir. Çünkü, AB’nin kriterlerinden biri olan terörle mücadele mevzuatında değişiklik başlığı, yargı reformu paketinin içinde belli ölçülerde ele alınan sorunlardan biridir. Diğer kriterler arasında Avrupa Konseyi’nin Yolsuzlukla Mücadele Grubu’nun (GRECO) önerilerinin hayata geçirilmesi, kişisel verilerin korunmasıyla ilgili yasal değişiklikler, geri kabul anlaşmasının işletilmesi, cezai konularda adli işbirliği, Avrupa Polis Örgütü (EUROPOL) ile operasyonel işbirliği anlaşması akdedilmesi gibi adımlar yer alıyor.