Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Bülent Arınç’tan yeni parti açıklaması: 'Yaptıkları yanlış'
Yenişafak:
İyi Parti ifşaatları
Milli gazete:
İnşaat şirketi iflas etti: Toyota-sa Hastanesi tamamen atıl hale geldi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Cevher İlhan, 16 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Siyasî sadâkat” atamaları…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçim sonrası siyasetteki gelişmeler, ekonomi ve başta Suriye’nin kuzeyinde “tampon bölge” olmak üzere bayram öncesinden kalan gündeme aynen devam…Bunlardan biri de iktidar partisinden kopan “yeni partiler”in kurulmasına dair çalışmaların hızlanması üzerine Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişâre Kurulu’nun (YİK) kurularak bazı iktidar patisi kurucularının bu kurula atandıklarının açıklanmasıyla tetiklenen tartışmaydı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Öncelikle Cumhurbaşkanı’nın eski siyaset arkadaşlarını sırf kurulacak partilere kaptırmamak için atadığı yorumlarıyla, ek maaş almalarının sağlanması tartışmaları sürüyor.
YİK üyesi olarak atanan AKP kurucusu Meclis eski Başkanı Arınç’ın, “Biz yok olmuştuk, bitmiştik, ezilmiştik, çürümüştük. Başkanın kendisi olacak biz de yanında olacağız. Böyle bir şeyi Rabbim sadakatin sonucunda veriyor, yalakalığın değil” sevinci, sözkonusu bürokrasiye atamalarda “liyâkat mı, siyasi sadakât mi?” sorularını sordurdu.
Mesela kanuna göre bir banka kurulu üyeliğinde yer almak için en az on yıl bankacılık yönetiminde görev yapması gerekirken, yine Cumhurbaşkanı kararnâmesiyle bazı iktidar partisi mensubu emekli bakan ve milletvekillerinin, atanmış eski belediye başkanlarının kamu bankalarının yönetim kurullarına atanmalarında “siyasî sadâkat”ın esas alınmasında olduğu tesbitleri yapılıyor.
Ve liyâkatsiz “siyasî sadâkat atamaları”nı bir defa daha gündeme getiriyor.
Malûm bir süredir kamuoyunda “çift maaş” tartışması var. Özellikle anamuhalefetin “Belediyenin ortak olduğu şirketlerde yönetim kurulu başkanı, üyesi ya da yönetici niteliğinde başka bir görev alması halinde belediye başkanına bu görev dolayısıyla ne adla olursa olsun herhangi bir ödeme yapılmayacağı”nı öngören ve “ikinci maaş”a son veren “Siyasî Ahlâksızlıkla Mücadele ve Siyasî Etik Kanun Teklifi”ni Meclis’e sunmasıyla ilginç bir tartışma başladı.
İlginç olan, “bir belediye başkanının eşi ile birinci ve ikinci derece kan ve yakın hısımlarının, belediyede ve belediyenin ortak olduğu şirketlerde yönetici olarak görevlendirilemeyeceği, istisnai memuriyet kadrolarına atanamayacağı, yönetim kurulu başkanı veya üyesi olamayacağı” önerisine en büyük tepkinin iktidar partisinden gelmesiydi.
...***
Orhan Uğuroğlu, 16 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Erdoğan'ın tüm vergi kararları geçersiz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dönemin Başbakanı merhum cumhurbaşkanı Turgut Özal, "Anayasayı bir kere çiğnemekle bir şey olmaz" demişti.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Anayasa'yı tam 23 kez çiğnediği ortaya çıktı.Nasıl mı? Hemen anlatayım…Cumhurbaşkanlığı Hükümet Rejimi 16 Nisan anayasa referandumu ile kabul edilip 24 Haziran cumhurbaşkanlığı seçimi ile yürürlüğe girdikten sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yayınlanan vergi kararlarının anayasaya aykırı olduğu ortaya çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gelirler Genel Müdür eski yardımcısı Yakup Uslu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzası ile yayınlanan 23 ayrı "cumhurbaşkanlığı kararı" ile yapılan vergi düzenlemelerinin anayasa aykırı olduğunu anayasa maddeleri ile şöyle anlattı:
"Anayasanın 4. Bölümünde yer alan, 'Siyasi haklar ve ödevler' bölümünün içinde 'Vergi Ödevi' başlığı ile 73. Madde de yer almaktadır. Bu 73. Maddenin açık hükmü şöyledir: 'Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.' Bu maddedeki, 'Bakanlar Kurulu' ifadesi 16 Nisan anayasa değişikliği ile 'cumhurbaşkanı' olarak değiştirildi.
Bu durumda cumhurbaşkanı Erdoğan yetkisini: 1- Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, 2- Cumhurbaşkanlığı kararı 3- Cumhurbaşkanlığı genelgesi 4- Cumhurbaşkanlığı sirküleri yayınlayarak kullanır.
Ancak, anayasanın 104. Maddesinde de şu hüküm açık ve net şekilde bulunmaktadır:
'Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez.' Değerli okurlarım, Maliye ve Vergi hukuku alanında mastır yapan Yakup Uslu, bu anayasal skandalın hukuki boyutunu çok net şekilde ifade etti. Cumhurbaşkanlığı resmi web sitesinden aldığım bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, anayasaya aykırı olarak 23 kez vergi düzenlemesi yaptı ve bunları da "cumhurbaşkanlığı kararı" olarak Resmi Gazete'de yayınlattı. Şimdi bu 23 değişik karar anlaşılan o ki tamamen "YOK HÜKMÜNDE" bulunmaktadır.
Yani geçersizdir.
Diğer bir bakış açısıyla hepsinin derhal iptal edilmesi gerekir.
Anayasa'nın 105. Maddesinin 1. Bendi, "Cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğunun vereceği önergeyle soruşturma açılması istenebilir" hükmü taşıyor.
Bu konuda Erdoğan'a bir "anayasal suç" isnat edilir mi, edilmez mi?
Buna anayasa hukukçuları ve siyasiler karar versin.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen tek adam rejiminin yayınladığı anayasaya aykırı 23 adet cumhurbaşkanlığı kararının iptal edilmesi durumunda ortaya hukuki ve mali açıdan büyük sorunlar çıkacak.
23 adede ulaşan Cumhurbaşkanlığı Kararı için 23 ayrı kanun çıkarılsa ya da tek bir kanun ile bu 23 konuda kanuni düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılması geriye doğru işler mi? Bunu da hukukçular bilir.
…***
Hakan Albayrak, 16 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, “AKP’den 3-5 puan alma hesapları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AK Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş, Habertürk’ten Muharrem Sarıkaya’nın “Siz yeni parti çalışmalarına nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna verdiği cevapta şöyle demiş:“Yeni parti kurma çalışmasında olanlar iktidara gelmek için değil, AK Parti zaafı üzerinden yürüyor, Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklı bir politika yürüteceğe benziyor. Cumhur İttifakı’nın yüzde 52’si üzerinden 3-5 puan alma hesapları var…””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Birinci cümlenin sonundaki “yürüteceğe benziyor” ifadesi izaha muhtaç olsa da (Niye benziyor, nasıl benziyor?), bir ihtiyat payına işaret etmesi bakımından güzel tabii.
Bu ihtiyat payını açıklamanın gerisinde niye göremiyoruz?
“Yeni parti kurma çalışmasında olanlar iktidara gelmek için değil, AK Parti zaafı üzerinden yürüyor” ve “Cumhur İttifakı’nın yüzde 52’si üzerinden 3-5 puan alma hesapları var” hükmünün kesinliği nereden geliyor?
Şahsî tecrübeden mi?
Saadet Partisi’nden ayrılıp HAS Parti’yi kurarken “AK Parti’ye küçük de olsa bir darbe vuralım yeter” mi diyordu Numan Kurtulmuş? Veya çıtayı iyice düşürüp “Saadet Partisi’nin oylarını bölelim yeter” mi diyordu? İktidara gelmeyi, iktidarda Türkiye’ye hizmet etmeyi ummuyor muydu yani?
Yanlış bulduğu uygulamaları düzelterek ve yepyeni açılımlar yaparak daha iyi, daha güzel, daha müreffeh, daha huzurlu, daha güçlü bir Türkiye inşa etmeyi hedeflemiyor muydu?
‘Ben başkayım canım. Davutoğlu ve Babacan benim gibi idealist ve iyi niyetli değil.’ diyorsa, kendisine idealistliği yakıştırırken Davutoğlu ve Babacan’a niçin bozgunculuğu yakıştırmamız gerektiğini şöyle güzelce bir anlatsın hele.
Ahmet Davutoğlu’nu, Ali Babacan’ı beğenirsiniz veya beğenmezsiniz.
Bunların siyasi pozisyonlarını tasvip edersiniz veya etmezsiniz. Kuracakları / kurabilecekleri yeni siyasi partiler size hitap eder veya etmez.
Bakışınız, yaklaşımınız menfi ise ‘Beğenmiyorum, çünkü…’, ‘Tasvip etmiyorum, çünkü…’, ‘Bana hitap etmiyor, çünkü…’ deyip gerekçelerinizi sıralarsınız.
“Davutoğlu dışişleri bakanıyken şöyle hatalar yaptı, başbakanken böyle hatalar yaptı’ yahut ‘Babacan dönemindeki ekonomi yönetimi şu şu sorunlara yol açtı’ filan dersiniz…
Davutoğlu’nun manifestosunu madde madde eleştirir, Babacan’ın yeni hareket beyannamesinde öne çıkan hususların kritiğini yaparsınız…
Yeni parti teşebbüslerini niçin münasip görmediğinizi izah ederken ‘İktidara gelme şansları yok; AK Parti oylarını bölerek CHP ve müttefiklerinin ekmeğine yağ sürmekle kalırlar’ gibi tahminlere de dayanabilirsiniz.
Ama bütün davanın bundan ibaret olduğunu, Davutoğlu ve Babacan’ın bu yola AK Parti’yi zayıflatıp CHP’yi güçlendirmek için çıktığını ileri sürmek başka bir şey. Çok ayıp bir şey.