Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: 'OHAL dönemi için verilen yetki olağan halde kullanıldı'
Cumhuriyet:
Ankara Halk Ekmek genel müdürü istifa etti
Milli gazete:
Merkezi yönetimin güncel borcu açıklandı! AKP borçlandırmaktan bıkmadı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mine Söğüt, 21 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Türkiye Kayyım Cumhuriyeti"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Artık net bir şekilde kayda geçsin. Bu ülkede bir Kürt-Türk sorunu yoktur. Dünüyle bugünüyle birbirine göbekten bağlı korkunç bir iktidar sorunu vardır. Ve barış isteyen Türklerin de Kürtlerin de; Her dönem ayağına dolanan... Kafasını gözünü kıran... Aklını ve kalbini parçalayan... Herkesi çıkmazlara sokan bu legal ve illegal iktidarlar;Kendi bekaları için halkların seslerini bastıran ve gerçekleri çarpıtan sisli ortamlar yaratmakta hep ustadırlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
O ortamlarda gerçekten göz gözü göremez ve kim kimi neden öldürüyor hiç kimse bilemez. Bu sayede katil elini kolunu sallaya sallaya aramızda dolaşır... İnsanlık tarihi de o katilin kayda geçirdiği yalan yanlış gerçeklerle oyalanır. Bu coğrafyada, yaşanan bunca acıdan ve deneyimden sonra; Düzenli ordularla düzensiz ordular arasında süren ve hiç bitmesin diye kâh kurulan tuzaklarla kâh atılan çelmelerle desteklenen korkunç bir savaşın ceremesini çeken onca insan... Nicedir mezarların başında ayrı dillerde ağıtlar yakarken... Ve çocuklarını öldüren bir diğerine kendi dillerinde lanetler yağdırırken... Aslında aynı dili konuşmakta ve aynı acıyla kavrulduklarını fark ede ede birbirlerine yakınlaşmaktadırlar. Bu yakınlaşmanın gölgesinde filizlenebilecek ufacık bir zeytin dalını bile kendi bekasına tehdit olarak gören matruşka iktidarların sabotajlarıyla yıkılıp duran irili ufaklı barış kulelerinin altında kala kala öğrenmemiz gereken şey... Mutlak bir çözüm için iktidarların çelmelerinin üzerinden atlayabilmek... Kazdıkları tuzakları tespit edebilmek... Ve barış istemekte ödünsüz inat etmektir. İktidar istediği belediyelere kayyım atayabilir. Dilediği yöneticiyi gözünü kırpmadan yerinden edebilir. O yere dilediği kişiyi memur dikebilir. Ama gerçeklere kayyım atayamaz. Gerçekler olduğu gibi kayda geçer. Yapabildikleri, sırf bunları yapabiliyorlar diye, onları haklı çıkarmaz. Bu ülkede asla barış inşa etmek istemeyen irili ufaklı iktidarların laneti var. O iktidarlar, Kürt hareketinin, zaten kendi içinde de sancılı olan siyasallaşma çabalarını boşa çıkarmak için olağanüstü gayret sarf ediyorlar. Ellerindeki tüm güçleri, barış ihtimalini yerin dibine gömmek için kullanıyorlar. Uzlaşma zeminlerini kasten sabote ediyorlar. Sorunların barışçıl çözümü için çaba sarf eden herkesi teker teker yok ediyorlar. Adliye önünde darp edilen avukatlar... Hapislere atılarak gözdağı verilen gazeteciler...İşlerinden atılan akademisyenler, öğretmenler... Gözaltına alınarak terbiye edilmeye çalışılan edebiyatçılar... Yapılan haksızlıklara karşı sessiz kalmamayı sonuna kadar savunan ve başlarına gelebilecek her şeyi göze alan insanlar... Kayyım atanması mümkün olmayan bir evrende gerçek bir adaletin ne olduğunu... Ve barış isteme inadının gücünü haykırmaktalar...
...***
Taha Akyol, 21 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, "Kayyım atamak"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Diyarbakır, Mardin ve Van büyükşehir belediye başkanları, dört buçuk ay önce yüzde 50’nin üzerinde oyla seçildiler, mazbatalarını alarak göreve başladılar.İki gün önce İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alındılar, yerlerine valiler kayyım olarak atandı.Olaya iki kutuptan bakılıyor:Milli iradenin üstünlüğü, seçilmişlerin ancak seçimle gitmeleri... Bu açıdan kayyım atamalarının demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Gerçekten seçme ve seçilme hakkı, demokrasi ve hukuk devletinin en temel ilkesidir; diğer siyasi haklar bu ilkeye dayalıdır.
İkinci bakış açısı, Türkiye’nin terörle mücadelesidir. Bu terör konjonktürel değildir. Coğrafi ve etnik kaynakları olduğu için yaklaşık kırk yıldır devam eden bir terördür! Belediyelerin teröre kaynak aktaran kurumlar haline gelmesine kesinlikle göz yumulamaz.
Bu iki bakış açısından birini gözetip diğerini ihmal etmek bizi vahim yanlışlara götürür.
PKK, bazı belediyelerin imkan ve araçlarını kullanarak belirli il ve ilçelerde hendeklerle, tünellerle, silah ve mühimmat depolarıyla örgütlenmişti.
Bu örgütlenmeyi sökmek için, 25 Temmuz 2015’te operasyonlar başladı. Öyle kapsamlı operasyonlar ki Başbakan Ahmet Davutoğlu “valilerin tugaylardan asker isteyebileceğini” belirten genelge çıkarmıştı. (10 Eylül 2015)
Belediyelerin tekrar teröre destek vermesine, yeni acılar yaşanmasına izin verilemez. Fakat hiç unutmamak lazım; PKK’nın o çapta şehir örgütlenmesini yapabilmesinin asıl sebebi iktidarın göz yummasıydı. Bunu kendileri de söylemişlerdir.
Bugün devlet elindeki denetim, istihbarat ve operasyon imkanlarıyla belediyelerden teröre kaynak aktarılmasını önemli ölçüde önleyebilir.Gelelim meselenin hukuk tarafına… Görevden alınan seçilmiş üç belediye başkanı hakkında soruşturma ve kovuşturma dosyaları olduğu belirtiliyor. Belediye Kanunu’nun 47. Maddesine göre böyle durumlarda geçici olarak kayyım atanabilir fakat atanması şart değildir.
Hükümet seçimlerden dört buçuk ay sonra ve yargı kararı olmadan kayyım işlemi yapmakla bütün dünyaya “iktidar seçilmişleri muhalifleri görevden alıyor”görüntüsü verdi. Dünya basınında bu başlıklarla haber yapıldı.
...***
Esfender Korkmaz, 21 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Dövizde kırılganlık arttı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Diyarbakır, Van ve Mardin, seçilmiş Belediye Başkanlarının görevden alınarak yerlerine aynı illerin valilerini kayyum olarak atanması , kurları da etkiledi.Dün öğlen vakti dolar bir gün öncesine göre yüzde 1,26 oranında artarak 5,700 ve Euro'da yüzde 1.20 oranında artarak 6.3500 'e yükseldi. Gram altın daha yüksek yüzde 1.73 oranında artarak 276,8460 oldu.Bu artış MB müdahalesi ile durabilir veya bir miktar geriye gidebilir. Ancak bu artış siyasi kararların aynı zamanda kurları nasıl etkilediğini de göstermiş oldu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yıllardır ekonominin kırılgan olmasının temel nedeni , ekonomik ve demokratik altyapının istikrarsız olmasıdır. Zaman zaman siyasi ve demokratik sorunlar bu kırılgan yapıyı daha kolay etkiliyor.
Kayyum atanması doğru mu yanlış mı ? Hukuki süreç gösterecek ? Ancak bu karar Dünyada demokrasinin bir basamak daha düşmesi olarak algılanarak , ekonomik kırılganlığı artırdı.
Avrupa Birliği adına açıklamalarda ''Türk hükümetinin terörle mücadele konusunda meşru bir hakka sahiptir , ancak bunun Anayasa ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmalardaki temel hak ve özgürlüklere uygun olması gerekir. Yerel politikacıların görevden uzaklaştırılmalarının, gözaltına alınmalarının ve kayyum atamalarının seçmenleri yerel düzeyde siyasi temsiliyetten yoksun bırakıyor ve yerel demokrasiye de zarar veriyor '' denildi.
Avrupa Parlamentosu sosyal Demokrat gurubun başkan vekili Kati Piri de seçimden beş ay sonra halkın iradesine saygı gösterilmediğini açıkladı.
Ayni Kati Piri , İstanbul ve Ankara Belediyeleri içinde kayyum riskinden söz ediyor. Aslında bu noktada parantez içinde açıklamak gerekir ki , Avrupa parlamentosu ve Kati Piri Türkiye'ye karşı her zaman objektif davranmıyor ve fazla etkileri de olmuyor. Ankara ve İstanbul belediye başkanlarının görevden alınacağını iddia etmek fazla cehalet kokuyor. Ne yazık ki içerde de bazı siyasiler benzer açıklamalar yaptılar.Sonuçta üç kayyum olayı , bu çerçevede yapılan açıklamalar ve endişeler ekonomik risklerin artmasına da neden olmuştur. Bu risklerin azalması için Hükümetin ikna edici açıklamalar yapması gerekir. Gerçekte Dolar ve Euro'nun Türkiye'de artması değil , tersine değer kaybetmesi gerekir. Çünkü ; Bir… Döviz aşırı değer kazanmıştır... Madalyonun tersi TL aşırı değer kaybetmiştir.
İki … Dolar ve Euro'ya olan uluslar arası talep azalıyor. Altına olan talep artıyor. Çünkü Dünyada özellikle dolara karşı güven kaybı oldu. Ayrıca FED faizi 0.25 puan indirdi ve bu indirimin 1 puan olması bekleniyor. Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Mario Draghi de bir kez daha Euro Bölgesi'ni ekonomik durgunluktan çıkarma çabasıyla parasal genişlemenin hukuksal sınırları test edeceğini söylemişti.
Özet olarak , siyasi kararlarda Dünya ve Türkiye Kamu oyu ikna edilmeli ve bu kararların ekonomik maliyetleri en aza indirilmelidir.