Ağustos 24, 2019 08:22 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: Trump, Çin ürünlerine yönelik gümrük vergilerini arttırma kararı aldı

Cumhuriyet:

Gazeteciye mesaj başına bir yıl iki ay hapis cezası

yeniasya:

Dünya Keşmir için harekete geçsin

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Tuncay Mollaveisoğlu, 23 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Bakana sormuşlar; "Boynun neden eğri?" diye”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Teşbihte hata olmaz...Sayın Bakan da kusura bakmasın.Deveye sormuşlar “boynun neden eğri?” diye, “nerem doğru ki?” diye yanıt vermiş.Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin bugüne kadar söylediği her şeyin aksi ortaya çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Muğla’yı kavuran ve 300 hektar alanın kül olduğu ilk günden beri, yangınların perde arkasını yazıyorum.

* “Uçaklar neden yok?” diye sordum, “ pahalı “ yanıtını verdiniz.

* Pahalı olmadığını ortaya çıkardım, bu kez de “hurda, eski, uçamaz” dediniz.

* Hurda dediğiniz uçakların uçuşa elverişli olduğunu ise belgelerle kanıtladım...

Şimdi de Bakan Pakdemirli, belgelere inanmadığını açıkladı!

“THK’nın verdiği belgelere inanmıyorum” dedi. Oysa THK uçaklarına, uçuşa elverişlilik belgesini veren Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü!

Yani THK, kendi kendine uçuşa elverişlilik belgesi vermiyor. Bu belgeyi dünyanın en saygın havacılık kurumlarından Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü veriyor.

Pakdemirli devletin resmi kurumunun uçaklara verdiği “uçuşa elverişlidir” belgesini reddediyor. Peki neyi öne sürüyor? bakın ne demiş; “ Daha önce söyledim, kim uçmak istiyorsa uçsun bu uçaklarla, benim teşkilatım bunlarla uçmak istemiyor”

Açıklamaya bakarsanız yangın söndürme uçakları sanki orman teşkilatının tur şirketi gibi; “ benim teşkilatım bunlarla uçmak istemiyor” diyor. İyi ama teşkilatla, uçakların ne ilgisi var?!

Uçaklar yolcu taşımıyor, su taşıyor... Uçakları sizin teşkilatınız kullanmıyor, THK pilotları kullanıyor.

Sizin teşkilatınız; binmediği, kullanmadığı uçaktan neden korkuyor?!

Bakan Pakdemirli; “THK’nın verdiği sertifikaların hiçbirine güvenmiyorum” demiş defaatle... Ben de yanıt vereyim; sertifikayı THK vermiyor, THK, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nden alıyor.

“THK uçakları işimize yaramıyor” demiş Bakan... İyi de, uçakları uçurdunuz mu ki; işe yarar olup olmadığına karar veriyorsunuz?

Bu uçaklar değil mi; bırakın Türkiye’deki yangınları; Yunanistan, Ukrayna, Suriye yangınlarına bile müdahale eden... Türk Hava Kurumu yaklaşık 40 yıldır bölgenin en iyi yangın söndürme filosu olarak görev yapıyor. Sizin bunu bilmemeniz mümkün mü?!

“ 2, 3 tane uçak var, ne filosu” demiş ayrıca... THK’nın elinde 6’sı faal 9 adet uçak var ve bu uçak tipi dünyanın 124 ülkesinde yangınlara müdahale ediyor. ABD, Kanada ve İtalya dahil gelişmiş ülkelerde aynı uçak tipi yangınlarda kullanılıyor.

Bakan Pakdemirli Türkiye’nin ormanları, ceylanlar, kaplumbağalar, yılan, kuş, tilkileri ile kül olurken “espri” yapmayı da ihmal etmiyor.Diyor ki; “ Vizontele filmi gibi. ‘baba motor yok’ diyor, aynen öyle...”

...***

Kazım Güleçyüz, 23 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, “Tek adam rejiminde “fiilî güç kullanmak””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı’nın Kurban Bayramından önce diplomatlarımıza yaptığı konuşmada şöyle bir cümle de yer alıyordu:“Gerektiğinde diyalogla, gerektiğinde yumuşak güç unsurlarıyla, gerektiğinde zorlayıcı diplomasi araçlarıyla, gerektiğinde de fiilî güç  kullanarak millî menfaatlerimizi mutlaka savunacağız.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Elbette ki millî menfaatleri korumak ve savunmak her ülke gibi Türkiye’nin de hakkı. Ve aynı zamanda halkı adına görevi.Dış politikanın en önemli hedeflerinden.Zaten ülkeler arasındaki ilişkiler de karşılıklı menfaatlerin kesiştiği bir zeminde yürüyor.Gerçi ahlâkî ve moral açıdan işin merkezine menfaatten önce fazileti koymak lâzım.

Bir diğeri “Hak kuvvette değil, kuvvet hakta olmalı” prensibi. Bir başkası da hayatın çatışmaya değil, yardımlaşmaya bina edilmesi.

Kişiler arasında olduğu gibi devletlerin ilişkilerinde de bu esaslar hâkim kılınabilse, herkesin menfaatinin de güvence altına alındığı ve hiç kimsenin kimseye hakkının geçmediği bir düzen kendiliğinden tesis edilmiş olur.

İşin asıl önemli olan cihetini bu şekilde ifade ettikten sonra, Cumhurbaşkanının sözlerini yorumlamaya devam edecek olursak:

Erdoğan “gerektiğinde” kelimesini dört kez tekrarlayarak her birine bağladığı farklı şartlara göre izlenecek yollardan bahsederken “fiilî güç kullanma” şıkkını da telâffuz ediyor.

Ve özellikle bu seçenek çok kritik. Bilhassa tek adam rejimine geçiş bağlamında yapılan anayasa değişiklikleri ile “Millî güvenlik politikalarını belirler ve gerekli tedbirleri alır. TSK’nın kullanılmasına karar verir” maddelerinin de Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerine dahil edildiği dikkate alınırsa.

İfade ediliş biçimi dahi problemli olan bu yetkinin tek bir kişiye verilmesi ülkeyi ne tür risklerle karşı karşıya getirir, tekrar düşünelim. Fiilî güç kullanma seçeneğinin Mecliste de, kamuoyunda da müzakere edilmesine fırsat tanımadan oldubittilerle uygulanmasına imkân veren bir “sistem” ülkeyi nerelere götürür, hep birlikte yeniden değerlendirelim.

…***

Emin Çölaşan, 23 Ağustos tarihli Sözcü gazetesinde, “Kara delik belediyeler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Gün geçmiyor ki Türkiye yeni bir “Belediye yolsuzluğu” ile yüz yüze gelmesin. 31 Mart yerel seçimleri yapıldı. İşsizlerin sayısı milyonlara ulaşmıştı. Halk işsizdi, fiyatlar zıplamıştı, toplum AKP'den yakınıyordu. İktidar önceki seçimlerde bir sürü belediye kazanmıştı. Hep orada kalacaklarını, bütün belediyelerin sonsuza kadar emrinde kalacağını düşlüyordu… “Her şey bize helâldir (!)” diyordu. Üstelik ellerinde muhteşem bir güvence vardı: “Devlet ve hükümet nasıl olsa bizim elimizde. Ne yaparsak yapalım hakkımızda soruşturma açılmaz…””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Aslında bir yerde hakları vardı!.. Yapılanları hiçbir makam umursamıyor, tam tersine kendi belediyelerine gaz veriyordu. Soruşturma açıldığı, hesap sorulduğu falan yoktu. Kamunun, milletin paralarını yıllar boyunca har vurup harman savurdular. Başında oldukları belediyeleri çok büyük borçlara soktular. Eşi dostu, akrabalarını, yeteneksiz ve niteliksiz partilileri bol maaşlarla kendi belediyelerine doldurdular. İhale ve alımları kendi partili yandaşlarına, ya da akrabalarına verip işi bitirdiler! Üzerlerine ne olursa olsun müfettiş gönderilmiyor, hesapları incelenmiyordu.

Gün geldi, 31 Mart yerel seçimleri yapıldı. AKP, “Kalesi” olarak gördüğü irili ufaklı pek çok belediyeyi elinden kaçırdı! CHP, MHP, İYİ Parti ve HDP'li yeni başkanlar göreve başlayınca, istisnasız hepsi acı gerçeklerle yüz yüze geldiler… Bu kadarını doğrusu hiçbiri tahmin etmiyordu. Onlara oy veren halkımız da hemen hiç bilmiyordu. Belediyeler eşe dosta ve yandaşlara resmen peşkeş çekilmişti. Belediyeler iflas durumunda idi. Lüks ve şatafat akıl almaz boyutlara varmış, borçları ayyuka çıkmıştı.

İhale ve alımlarda akıl almaz oyunlar oynanmıştı… Ve görüldü ki, iktidar sadece büyükşehirleri değil, Bolu, Kırşehir, Bilecik gibi el değiştiren küçük belediyeleri de mahvetmişti. Yeni başkanlar işe koyuldu. Rakamlar, ihaleler ve yapılanlar masaya yatırıldı, ortaya saçıldı… İşin ilginç yanı, Güneydoğu'da pek çok belediye yıllar önce HDP'nin elinden alınıp devlet tarafından atanan kayyumlara teslim edilmişti… Ve yine görüldü ki, kayyumlar da aynı yöntemi uygulamış, paralar çarçur edilmiş, lüks ve şatafat aynen devam etmiş, borçlar ödenemez boyutlara ulaşmıştı. Şimdi Güneydoğu'da yine “Kayyum dönemine” sığındılar! Üstelik, özellikle Büyükşehir belediyelerinde bir de belediye şirketleri vardı. Her türlü denetimden yoksun, asıl parasal dümenler oralarda dönüyordu. Size söyleyeyim, başta İmamoğlu olmak üzere yeni başkanların işi çok zor… Elleri kolları geçmiş belediyelerin “Marifetleri” ve iktidar partisi tarafından bağlanmış durumda. Devraldıkları bunca rezalet günün birinde elbette temizlenecek ama çok zorlanacaklar. Hatta o kadar ki, bir sürü bahane uydurup haklarında soruşturmalar bile açılacak. İktidar partisi yerel seçimlerde seçmen tarafından en büyük cezaya çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Mersin gibi Büyükşehirler elden kuş gibi uçtu gitti. İktidar partisi bunu çoktan hak etmişti. Yeni yerel yönetimlere ise ‘Kara delik belediyeler' miras kaldı. Yeni başkanlar pisliklere el koydu, “Temiz ve şeffaf belediyecilik” uygulaması başlattı. Hiç kuşkunuz olmasın, sonu iyi gelecek.