Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Koalisyon tartışmaları yeniden alevlendi
Star:
Katil İsrail, Hamas'a Gazze'yi vurma tehdidinde bulundu
Evrensel:
Konut kredisinde faiz indirimi satışları etkilemedi, gerileme sürüyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
İsmet Özçelik, 26 Ağustos tarihli Aydınlık gazetesinde, "AKP'de kılıçlar çekildi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Seçimler dönemi şimdilik bitti. Normal takvime göre 4 yıl seçim yok. Ama sorun çok. Ekonomik kriz. Piyasada yaşanan durgunluk. Enflasyon. İşsizlik. Halkın geçim sıkıntısının artması. Üretimde yaşanan sorunlar. ...Seçim döneminin bitmesi Ak Parti için avantaj. Radikal kararlar almak için fırsat. Ama şu ana kadar adım atmış değil. Faizle döviz arasına sıkışmış durumda. Bugüne kadar tüm enerjisini dövizi düşürmek için harcadı. Bu doğru mu yanlış mı tartışmalı. Döviz mevduatlarında çözülme yok. Dövizin sürekli inip çıkması herkese zarar veriyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İstikrarsız kur, ekonomiyi istikrarsızlaştırıyor. Bıçak kemiğe dayanmış durumda. ABD’den sık sık heyetler gelse de; Sürekli görüşmeler yapılsa da; Durum normale dönüyor havası verilse de; Durum pek öyle görünmüyor. ABD kararını vermiş. Ak Parti’yi parçalamada ısrarlı. Bütün kozlarını sahaya sürmeye hazırlanıyor. ABD’nin Ak Parti’yi rahat bırakmayacağı kesin. Beştepe’den gelen bilgiler özetle şöyle:
“Erdoğan her şeyin farkında.
Çerahatı patlatacak. Tehlikeyi büyümeden önleyecek. Bunun için ne gerekiyorsa yapacak. Kongre süreci öne çekildi. Bazı illerde kongre bile beklenmeyecek. Gül’ü, Babacan’ı, Davutoğlu’nu parti içinde bitirecek. Partiden koparacağı parçayı milimize edecek.”
Erdoğan harekete geçti. Partinin 18. kuruluş yıldönümünde kılıcını çekti. Muhaliflerin fotoğraflarını sildi. ABD’nin harekete geçirdiği ekipler için “hain” dedi. Gerilimin daha da artacağının göstergesi. Davutoğlu, Erdoğan’ın sert eleştirilerine yanıt verdi. “Gidişe itirazı olduğunu” söyledi. “Seçilerek geldim kimse bana hain diyemez” ifadelerini kullandı.
“Yeni bir ümit inşa etmeye geliyoruz” diye konuştu. Kendi ifadesiyle meydan okudu. Arkasından da tehdit etti. 7 Haziran-1 Kasım arasına dikkat çekti:
“Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz.” Davutoğlu bilmediğimiz biri değil. “Stratejik çukuru”nun bedeli ağır oldu. Ankara kulislerinde Davutoğlu’nun çıkışı tartışılıyor. “Davutoğlu kimden cesaret aldı” sorusuna yanıt aranıyor. Herkesin aklında ABD var. Genel değerlendirme şöyle: “ABD’nin tavrı bilinir. Kontrolünden çıkan eski ortaklarına karşı acımasızdır. Birlikte işledikleri suçları onların üstüne yıkmakta çok mahirdir. Davutoğlu’nun son çıkışı da bunu andırıyor. Belli ki devamı gelecek.” Gül-Babacan ikilisi daha sessiz. Ama derinden gidiyor. Tipik İngiliz tarzı. Doğrudan kapışmayı değil; Alttan oymayı tercih ediyor. Umutları ekonomik krizin sürmesi. Krizin kendi değirmenlerine su taşıyacağını düşünüyorlar. Ak Parti’de sıkıntı görünenden büyük. Tabanda çözülme tahminden yüksek.
...***
Mustafa Karaalioğlu, 26 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, "Arayış"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Söz konusu olan bir başka parti olsa, bugün sahip olduğu halk desteği ve gücü sayesinde ne sorgulanır ne de taraftarları onun için kaygılanırdı. En büyük oy oranını elinde bulunduran ve lideri en güçlü politik figür olan bir parti için bu kadar tartışma yapılması garip karşılanırdı. İktidara ulaşmayı ve orada kalmayı rakiplerinden çok daha iyi bilen bir partinin hergün kritik edilmesi anlamlı bulunmazdı.Ama AK Parti, güçlü halk desteği ve iktidar potansiyeline rağmen tartışılıyor, eleştiriliyor ve gelecek adına bizzat taraftarlarının endişesiyle masaya yatırılıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İktidar partilerinin eleştiri odağında olması, en çok politik hikayenin bu partilerden üretilmesi ve elbette geleceklerine dair tahminlerin yürütülmesi normaldir. Yani, özellikle yerel seçimler ve büyükşehir belediyelerinin kaybedilmesi sonrası başlayan tartışmaların AK Parti için de anlaşılır bir yanı vardır. Ancak, AK Parti ve partinin lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan etrafında gelişen eleştirilerin bu durumu aşan boyutları vardır. Bu yüzden ülkenin hala en büyük partisi yeni politik söylem, tarz, tavır ve politika arayışı hissediyor. Bu yüzden de Erdoğan, bu değişim için bazen öneri bazen de eleştirilere muhatap oluyor.
Çünkü artık bir partinin birinci olması ve hatta rakipleriyle arayı açarak kazanması iktidar için yeterli olmuyor. Başkanlık sistemi AK Parti ve Erdoğan’a neredeyse sınırsız bir icraat imkanı sunarken, iktidar olma ve iktidarda kalma garantisini matematik olarak zayıflattı. Eski sistemde yüzde 40’la bile iktidar olmak mümkünken bugün yüzde 50 eksi bir oy yetmemektedir. Nitekim bu yeni denklemin baskısı yüzünden 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 2019 Mahalli İdareler seçimlerinde MHP ile ittifak mecburiyeti doğdu. Geçen hafta içinde yapılan 18. Kuruluş yıl töreninde de bizzat Erdoğan tarafından ittifaka bağlılık teyid edildi. Bu şartlarda artık Cumhur ittifakının iktidarını konuşuyoruz.
Ne var ki son yerel seçim ve tekrarlanan İstanbul seçimi Cumhur ittifakının yüzde 50+1 oy için yeterli olup olmayacağı şüphesini güçlü şekilde doğurdu. Buna mukabil muhalefet bloku da yüzde 48-49’a demirlemiş görünüyor. Sadece bir puanın bütün hesapları değiştirebileceği ürkütücü bir denge hali… Gayet tabii, bir dahaki seçime dört yıla yakın bir süre var ve bugünkü verilerin değişme ihtimali yüksek ama iktidar partisiyseniz bu ihtimali pozitif yönde alıp cebinize koymak gibi bir rahatlığınız olamaz.
Şartlar değişir elbette ama ya daha kötü istikamette değişirse ne olacak? Bu soruyu sormak ve düşünmek zorundasınız. Problem varsa -ki öyle görünüyor- şimdiden hamle yapmalısınız.
...***
Örsan Öymen, 26 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, " Seçilen ve atanan"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Demokrasi halk yönetimi anlamına gelir. Demokraside halk, kendi seçtiği temsilcileri vasıtasıyla, yönetimde egemen olur. Bu nedenle demokrasiye halk egemenliği de denir.Ancak halk egemenliğinin gerçekleşmesi için belli koşulların da sağlanması gerekmektedir. Bu koşullar şunlardır: Çok partili serbest seçimli parlamenter sistem.Yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığı, yürütmenin emrinde olmayan bağımsız yasama ve bağımsız yargı.Düşünce, ifade, basın, yayın ve örgütlenme özgürlüğü. Ekonomik ve sosyal adalet. Vatandaşlık bilincine sahip eğitimli bir toplum."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
Söz konusu koşulların sadece birisi veya birkaçı değil, tamamı sağlanırsa, demokrasiden ve halk egemenliğinden söz edilebilir. Türkiye’de günümüzde bu koşulların hiçbirisi geçerli değildir. Dolayısıyla Türkiye’de bir halk egemenliğinden ve demokrasiden söz etmek kesinlikle olanaklı değildir. Türkiye’de söz konusu koşulların tamamının sağlandığı bir dönem de hiçbir zaman var olmamıştır. Örneğin ekonomik ve sosyal adalet ile vatandaşlık bilincine sahip eğitimli bir toplum, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Bu yönde mücadelenin verildiği dönemler olmuştur, ancak bu mücadele başarıyla sonuçlanmamıştır. Ancak yine de, 1961-1971 ve 1972-1980 yıllarının, bu koşulların azami seviyede sağlandığı dönemler olduğu söylenebilir. Çok partili serbest seçimli parlamenter sistem; yasama, yürütme, yargı arasında güçler ayrılığı; düşünce, ifade, basın, yayın, örgütlenme özgürlüğü ve laiklik koşulları bu dönemlerde büyük ölçüde yürürlükteydi. Ancak bunların kısa bir dönemde sağlanmış olması, Türkiye’nin demokratikleşmesi için yeterli olmadı.Günümüzde, AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarda olduğu dönemde, demokrasinin söz konusu altı önkoşulunun hiçbirisi kalmamıştır. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sivil iktidar dönemlerinde bir ilktir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası fiilen ortadan kaldırılmıştır. Birkaç yıl öncesine kadar Türkiye’nin elinde sadece çok partili serbest seçim kalmıştı, ancak o da büyük darbe yemiştir. Güneydoğu Anadolu’da seçilmiş belediye başkanlarının daha önce de görevden alınıp yerine kayyım atanması; AKP’li seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp yerine belediye meclisinden kişilerin atanması; 31 Mart İstanbul belediye seçiminin yasaya ve hukuka aykırı bir biçimde iptal edilmesi ve son olarak, geçen hafta, ortada bir suç unsuru bulunduğuna dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadığı halde, Diyarbakır, Mardin ve Van belediye başkanlarının görevden alınıp yerlerine kayyım atanması, halkın verdiği oyların yok hükmünde sayılması, Türkiye’nin içine sürüklendiği büyük felaketin göstergeleri arasındadır.