Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kayyım geldi arkeolojik kazı durdu
Yeniçağ:
'İçte ve dışta birlik siyaseti sağlanmalı'
Sözcü:
TSK'da 6 üst düzey atama
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Faruk Çakır, 28 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, "Üniversitelerdeki vahim tablo"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Eğitim meselesi her gün konuşulsa yine de israf olmaz. Madem ‘cehalet’ üç düşmandan biridir, bu büyük düşmana karşı mücadele yolu olan ‘marifet’ için atılacak adımlar, yapılacak çalışmalar fazla olmaz.İnanması zor olduğu için “eğer doğru ise” kaydını düşmek gereken önemli bir bilgi var: ÖSYM (Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi) verilerine göre 78 üniversiteye bağlı 273 bölümde profesör, doçent veya doktor öğretim üyesi yokmuş. Üstelik bu bölümler toplam 14 bin 421 öğrenci kontenjanına sahip."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu bilgi ya idareciler tarafından yalanlanmalı ya da bir gün dahi kaybetmeden bu ihtiyaçları karşılayacak şekilde kararlı adımlar atılmalı. Elbette bir öğretim üyesi bir ayda, bir yılda yetiştirilemez. Fakat bu ‘açık’ların nasıl meydana geldiği de düşünülmeli.
Üniversite eğitiminin tabana yayılması, her ile bir üniversite açılması gibi çalışmalar elbette Türkiye’nin menfaatinedir. Ancak kabul etmek gerekir ki üniversite açmak sadece bina ve teçhizat temin etmekle mümkün olmaz. Önceliği eğitim kadrosu yetiştirmeye hasretmek gerek. Kadro olduktan sonra ‘çadır’larda dahi eğitim mümkün olur.
Üniversite sayıları artarken öğretim üyelerinin yeterli olmadığı noktasında ciddî ikazlar dile getirildi. O günlerde bu tenkitlere cevap veren idareciler, “Göç yolda düzelir. Hele üniversiteler açılsın öğretim üyesi de bulunur” mealinde konuşmalar yaptı. Bu konuşmaların üzerinden neredeyse 20 yıl geçti ve bugün gelinen noktada ciddî bir öğretim üyesi kadrosu eksikliği hissediliyor.
Üniversitelerde profesör demek ‘işin ehli’ anlamına gelir. Bir işte, bir meslekte, bir bölümde ‘işin ehli’ yoksa o bölümde, o fakültede arzu edilen kalitede bir eğitim mümkün olur mu? Elbette mesele diploma meselesi değil. Bilhassa sosyal bilimlerde ünvanı olmayıp da ehil olanlar da vardır. Ancak bunların da yeterli olmadığı her halde inkâr edilemez. Bu mesele Türkiye’nin halletmesi ve çözüme kavuşturması gereken önemli meselelerden biridir.
Acaba bu kadro yetersizliğinin ‘beyin göçü’ ile de alâkası var mıdır? İdarecilerin de kabul ettiği üzere tahminlerden daha fazla ehil kişi başka ülkelere gidip orada çalışmak istiyor. Üniversitelerdeki kadro yetersizliğinin bir sebebi de bu olabilir. Aynı şekilde önümüzdeki yıllarda iyi çalışma şartları bulamayacağını düşünen yeni mezun öğrenciler de akademik kariyer için yabancı ülke ve üniversiteleri tercih ediyor. Eğer kolay yolu tercih edip, yurt dışında çalışmak isteyenleri suçlayacak olan varsa bu tavrın Türkiye’ye bir faydası olmayacağını da görmelidir. Tam aksine “Ne oldu da bu gençler Türkiye’deki üniversiteler yerine yabancı üniversiteleri tercih ediyorlar?” diye düşünülmeli.
Ülkemiz ‘beyin göçü’ verecek kadar zengin değildir. Bugünden isabetli adımlar atılabilirse belki gençlerimizi buralarda tutma imkânı buluruz. Bunu yapmayıp yanlışta ısrara devam edersek önümüzdeki yıllarda daha fazla sıkıntı çekebiliriz. Böyle bir neticeyi de kimsenin istediğini tahmin etmiyoruz.
...***
İhsan Çaralan, 28 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde, " Kayyuma karşı mücadele büyümezse İstanbul’a da kayyum gelir"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Kayyum atanan Diyarbakır, Van ve Mardin illerinde kayyuma karşı halk tepkileri sürüyor.Valilikler eylemleri yasaklarken polis güçleri kayyum atanmasına tepki gösteren halka karşı şiddet kullanmaktan geri durmuyor.Mardin kayyumu valinin, önceki kayyumluk döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan İçişleri Bakanı Soylu’ya bazı yetkililere verdiği, fiyatı 600 bin TL’yi aşan “hediyelerin” faturasının belediye bütçesinden ödenmesi de siyasi gündemdeki yerini koruyor. Günlerdir konuşulan ve resmi belgelerle de kanıtlanan “hediye” konusunda ne hediyeci kayyum valisinden ne de hediyeyi alan Erdoğan, Soylu ve diğer yetkililerden bir ses var! Herhalde, “Burası Türkiye, konuşulur, konuşulur sonra da unutulur” diye düşünüyorlar."diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trabzon’da yaptığı konuşmasında, “Fatih’in emaneti olan İstanbul’a sahip çıkacağız. Bu aziz şehrin bölücü örgüt destekçilerine peşkeş çekilmesine mani olacağız” demesi ise, “İstanbul’a da kayyum hazırlığı var?” tartışmasını siyasi gündemin ön sıralarına koydu.
CHP Milletvekili Ali Şeker’in ve İlhan Cihaner’in de içinde yer aldığı CHP heyetinin Mardin’e ve Diyarbakır’a giderek seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanları Ahmet Türk ve Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etmeleri, CHP’den ileriye doğru atılmış bir adım olarak görülüyor. Ama bu adımın ne kadar ileriye doğru olduğu da başka bir tartışmadır.
Çünkü, bölgedeki üç büyükşehre kayyum atanması sonrasında, Kılıçdaroğlu’nun, “Kayyuma karşıyız ama kayyuma karşı halkın sokağa çıkmasını da doğru bulmuyoruz” açıklaması hem ilerici demokrat çevreler hem de CHP tabanının önemli bir kesiminde tepkiyle karşılanmıştı.
CHP heyetinin Diyarbakır, Van ve Mardin’e ziyarete gitmesi, CHP sözcülerinin sert açıklamalar yapmaya devam etmesi ise, Kılıçdaroğlu’nun CHP tabanının önüne koyduğu barikatı kaldırmaya yeteceğine dair herhangi bir belirtiye işaret etmiyor.
Erdoğan’ın, “İstanbul’a kayyum atama” tehdidi anlamına gelen konuşmasından sonra da CHP’den herhangi yeni bir tepki geldiği söylenemez.
Yaşananlar ve dönemin siyasi gerçekleri etrafında ortaya çıkan işaretler, “Eğer bölgede kayyuma karşı mücadele iktidarın saldırısını püskürtecek düzeyde olmazsa İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e...de kayyum gelir” diyenleri haklı çıkaracak mahiyettedir.
...***
Nedim Türkmen, 28 Ağustos tarihli Sözcü gazetesinde, " 200 milyar liralık kaynak"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Devreden ve devletten İade alınamayan KDV tutarları borçlara mahsup edilirse krize merhem olabilir. Ekonomik kriz ve düşen stok devir hızlarının da etkisiyle, bu yıl devreden ve devletten iade alınamayan KDV tutarı tahminen 200 milyar TL olacak. Bu tutar mükelleflere iade edilmiyor ancak vergi borçlarına mahsup imkanı tanınması kriz ortamını yumuşatır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bilindiği üzere 2017 yılı içinde o zamanki Maliye Bakanı Sayın Naci Ağbal, Katma Değer Vergisi (KDV) sisteminde devrim yapacaklarını ve İngiliz KDV modelinin üzerinde çalıştıklarını ifade ederek, “Yapılacak düzenlemeyle yatırım, üretim ve ihracat üzerinde KDV'nin yük olmaktan çıkarılacağını, devreden KDV uygulamasına son vereceklerini, mevcut uygulamada yatırım veya üretim aşamasında 100 TL KDV ödeyen mükelleflerin, yaptıkları satışlarda topladıkları KDV'yi bu rakamdan indirdiklerini, indirilemeyen vergi dolayısıyla devletin biriken KDV borcunun 140 milyar liraya ulaştığını ve bunun 30 milyarının belediyeler ve diğer kamu kurumlarına ait olduğunu, işletmelerin indirilemeyen KDV alacağının ise 70-80 milyar lira dolayında bulunduğunu ve yeni sistemde, indirilemeyen KDV'yi belli periyotlarla nakit olarak iade edeceklerini” ifade etmişti. Bu açıklamalar üzerine ben de köşemde, 18 Eylül 2017 tarihinde “Sonraki döneme devreden KDV sorununu çözen tarih yazar”, yine 31
Mart 2018'de “Doğmamış çocuğa don biçilmez” ve son olarak da 16 Nisan 2018'de “KDV'de devrim bir başka bahara kaldı” başlıklı yazılarımı sizlerle paylaşmıştım. 1.5 YIL GEÇTİ, TIK YOK Yukarıda bahsettiğim yazılarımı okuyanlar hatırlayacaktır; bütçe gerçekleri nedeniyle devreden KDV'nin mükelleflere iade edilmesinin mümkün olamayacağını ancak Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi uygulamasında gider yazılması hakkının getirilmesi gerektiğini ifade etmiştim. İktidar 7104 sayılı Kanun düzenlemesinin içine, devreden KDV'nin mükelleflere nakden iadesine ilişkin düzenlemeleri koydu, bu düzenlemeler Plan ve Bütçe Komisyonu'nda da kabul edildi. Ancak Meclis Genel Kurulu'nda çok büyük bir sürpriz meydana geldi ve komisyondan geçmiş olan madde, “devir KDV iadesi tutarının bütçeye etkisinin hesaplanamaması” nedeniyle kanun metninden çıkartıldı. Meclis Genel Kurulu'nda, devreden KDV'nin mükelleflere iadesine ilişkin madde metinden çıkartılmasına rağmen, benim “Ancak böyle yapılabilir” dediğim şekilde KDV Kanunu'na hüküm eklendi. 7104 sayılı Kanun'un 11. maddesi ile KDV Kanunu'nun 36. maddesinin birinci fıkrasına “süresi içinde iadesi talep edilmeyen ve indirim yoluyla giderilmek üzere sonraki dönemlere devrolunan KDV'nin Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi matrahının tespitinde gider olarak yazılmasına imkan vermeye, iade talebinde bulunulabilecek asgari tutarı belirlemeye” ibaresi eklendi. Bu düzenleme 6 Nisan 2018 yılında yürürlüğe girmesine rağmen, bu konuda yetki tanınmış olan Cumhurbaşkanlığı, şu ana kadar bu konuda herhangi bir düzenleme yapmadı.