Eylül 01, 2019 08:08 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yeniasya: Lübnan: İsrail 2006'dan bu yana yürürlükte olan angajman kurallarını ihlal etti

Cumhuriyet:

ABD'de silahlı saldırı: Çok sayıda ölü ve yaralı var

Yeniçağ:

'Okul zili bu yıl da zamla çalacak!'

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Barış Doster, 31 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Gül ve Babacan’ın inandırıcılık sorunu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidar partisindeki yıpranmaya koşut olarak, parti içinde tartışma ve istifa­lar gündeme geliyor. Bir yandan Abdul­lah Gül ve Ali Babacan, diğer yandan Ah­met Davutoğlu parti kurmak için çalışıyor­lar. AKP’nin birkaç eski bakanı partiden is­tifa ederken, Cumhurbaşkanı ve AKP lide­ri Recep Tayyip Erdoğan’ın da, yeni isti­faların önüne geçmek için parti yönetimin­de ve örgütünde kimi değişikliklere gidece­ği konuşuluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türk siyasal hayatında bir partiden kopup yeni bir parti kurmanın çok yaygın olduğunu dikkate alarak şu soruları soralım öncelikle.Birincisi, yeni bir parti için siyasi boşluk var mı?İkincisi, yeni bir parti için toplumsal talep var mı?Üçüncüsü, yeni parti kurmak için kolla­rı sıvayanların, inandırıcılığı, itibarı, söyleye­cek sözü, halkta karşılığı var mı?AKP’den kopup yeni parti kurmak için ça­lışmaya başlayanların, AKP’deki kariyerleri­ni (bakanlık, başbakanlık, genel başkanlık, cumhurbaşkanlığı) Erdoğan’a borçlu olduk­ları dikkate alındığında, bu sorulara olumlu yanıt vermek zor. Dahası var...Güçlü bir siyasal çıkış yakalamak için, si­yasette yeni bir hikâye yazmak, yeni bir he­yecan yaratmak, toplumun önüne yeni he­defler koymak, geniş kitlelere güzel bir ge­lecek hayali kurdurabilmek önemlidir. Kuru­luşundan beri AKP’de en üst düzeyde gö­rev alan, yakın zamana dek AKP’nin tüm ic­raatlarında imzası olan isimlerin, şimdi kal­kıp Erdoğan’ı ve AKP’yi eleştirmelerinin inandırıcı yönü bulunmuyor. O nedenle cid­di bir itibar sorunu yaşıyorlar.Seçimleri kazanmak için, topluma kor­ku ve endişe değil, coşku ve umut vermek; geçmişteki başarıları değil, geleceğe iliş­kin arzuları öne çıkarmak gerekir. Yeni par­ti kuracağı dillendirilen isimler için bu da söz konusu değil. Hepsinin siyasi bagajla­rı, AKP’nin icraatlarıyla dolu. Hepsi, konuş­maları gerektiği yer ve zamanda susmuş­lar. Hepsi, tavır almaları gerektiğinde geride durmuşlar. O nedenle şimdilerde konuşma­ları, anlam ifade etmiyor.Bu isimler için şu söylenebilir. Kuracakları partiler, yüzde 15-20 oy oranına ulaşamaz, yüzde 3-5 bandında kalırlar. Fakat bu oran bile, Cumhur İttifakı’nın yüzde 50’yi bul­masını daha da zorlaştırır. Muhalefetin elini güçlendirir. Yeni ittifaklara kapı aralar. İkti­dar partisini yeni arayışlara, söylemini ve ic­raatlarını gözden geçirmeye zorlar.Türkiye açısından ise sorun şudur. Hal­kın ihtiyacı, AKP içinden çıkacak, AKP’den pek farkı olmayan partiler değildir. İdeolo­jik düzlemde Cumhuriyetçi, aydınlan­macı; ekonomik bağlamda halkçı, kamucu, toplumcu; dış politikada emperyalizmle ara­sına mesafe koyan, bölge merkezli dış poli­tikayı benimseyen, yurttaş kimliğini ve ulu­sal bütünlüğü pekiştiren çizgidir. Muhalefet, öncelikle buna odaklanmalıdır.

...***

Akif Beki, 31 Ağustos tarihli Karar gazetesinde, “Devlet ağzıyla konuşma sansürü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Muhalefet ağzıyla konuşmaktan sonra bu da suç oldu. ‘FETÖ ağzıyla’ konuşma suçlamasından hapis yatan gazeteci Murat Aksoy, şimdi de ‘devlet ağzıyla’ konuşma suçlamasının bedelini ödüyor.“Şiddetin değil sivil siyasetin yanındayım” yazısı, Artı Gerçek sitesinden kaldırıldı. Yetmedi, siteyle ve televizyonla ilişkisi sonlandırıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ama tartışma kapanmadı. Yayın yönetmeniyle karşılıklı zorunlu açıklamalar ve artçı şoklarla dün hala sürüyordu.

Peyami Safa’nın çokça yakındığı ‘bela fikirler’ kavramıyla açıklanacak bir durum.

‘Adeta ağız birliği yapmak’, böyle bir bela. İktidar söylemine ve yargı iddianamelerine musallat olduktan sonra, muhalif medyaya da bulaştı. Serbest tartışma ortamını esir alacak bir hakimiyet kurmaya doğru ilerliyor.

Kayyum atamalarına karşı çıkarken aynı zamanda HDP’nin de sivil siyasete yeterince sahip çıkamamasını, şiddetle arasına tam mesafe koyamamasını eleştirmesinden hoşlanılmadı. Aksoy’un, iki uçtan biri arasında tarafını seçmemesine hayat hakkı tanınmadı.

‘Ya bizden yanasın ya onlardan’ dayatmasını reddedip arada konumlanması, rahatsız etti. Yorum farkını ‘iktidar ağzı’ bulan bir önyargı ve kızgınlık duvarına toslamaktan kurtulamadı sonuçta.

Alelacaip olan kısmı, ‘kimler kimlerle beraber’ indirgemeciliği ve toptancılığının, kurbanlarını da nasıl etkisi altına aldığını görmek.

Şabloncu sloganlarla şeytanlaştırılmaktan, düşmanlaştırılmaktan en çok başı yananlar bile günün sonunda aynı kaba klişelere yenik düşebiliyor.

Tartışma özgürlüğünü kıskaca hapseden kutuplaşma baskısından en mustarip olanlar dahi kutuplaşmaya teslim olabiliyor.

Bir cendere ki tuzak diyenler de gerektiğinde tuzağa sıkışmaya gönüllü yazılabiliyor.

Rahatsız edici, şablona ters fikirleri iki taraf da duymak istemiyor, en sarsıcı ve en kızdırıcı eleştiriye bile ifade özgürlüğünü savunanlar dahil.

…***

Orhan Uğuroğlu, 31 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Erdoğan'ın "erken seçim" istifası "siyasi intihardır"”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, "Halk erken seçimden bıktı. Erken seçim bizim gündemimizde yok" dedi ve hedef oldu…Kemal Bey yerden göğe kadar haklı, bugün erken genel seçim olsa CHP'li cumhurbaşkanı seçilse 18 yıl sonra gelinen ekonomik facianın sorumlusu olarak ilan edilecek.Erken seçim kararı için önce Anayasa'yı hatırlayalım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

TBMM üye tamsayısının 3/5 çoğunluğuyla (360) seçimlerin yenilenmesine karar verebilir

Cumhurbaşkanı seçimlerin yenilenmesine karar verebilir

Birinci yolu ele alacak olursak AKP (291) ve MHP'nin milletvekili (49)  sayılarının toplamının 340 olduğunu ve "erken seçim kararı" için yetmediğini görürüz. CHP, HDP ve İYİ Parti'den birisinin de "evet" demesi gerekli.

İkinci yola bakacak olursak Recep Tayyip Erdoğan'ın "erken seçim" için istifa etmesi "siyaseten intihar etmesi" yani "görevi bırakması" gerçekleşir.

Çünkü Anayasanın 101. Maddesi şöyle:

Anayasanın 101. Maddesine göre bir kişi en fazla 2 defa Cumhurbaşkanı olabilir.

Erdoğan;

Ağustos-2014 tarihinde yapılan seçimle BİRİNCİ KEZ Cumhurbaşkanı seçildi.

24 Haziran-2018 tarihinde yapılan seçimle İKİNCİ KEZ Cumhurbaşkanı seçildi.

Defalarca yazdım, yine yazayım.

16 Nisan anayasa değişikliğini hazırlayan Burhan Kuzu ve AKP'liler Erdoğan'ın 2014'te seçilmesini "yok sayacak" veya yeni anayasa yürürlüğe girdiğinde "ilk kez seçilme" sayılacak hükümleri yazmayı unutmuşlar.

24 Haziran 2023'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan ADAY OLAMAZ…

Erdoğan istifa eder "erken seçim" kararı alınırsa bu durumda da ADAY OLAMAZ…

Çünkü Anayasa'nın çok açık ve net hükmü şöyle:

"Cumhurbaşkanının ikinci döneminde, erken seçime Cumhurbaşkanı tarafından karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı tekrar aday olamaz."

Peki, Erdoğan hangi durumda yeniden cumhurbaşkanı adayı olabilir? Anayasanın açık ve net hükmü şöyle:

"Cumhurbaşkanının ikinci döneminde erken seçime Meclis tarafından karar verilmesi halinde Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir."

Peki, yukarıda anlattığım Meclis tablosuna göre Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener ya da HDP, AKP + MHP ortaklığına erken seçim için destek verirlerse bu karar ne sonuç doğurur?

Elbette anladınız ama ben de yazayım:

Erdoğan'a 3. kez cumhurbaşkanı adayı olma şansı tanınır.

Sevgili Rıfat Serdaroğlu, Sayın Rahmi Turan ustam, meslektaşlarım, siyasetçiler şimdi anladınız mı Kemal Kılıçdaroğlu'nun neden erken seçim istemediğini?

"Siyasi Veri Madenciliği ve Analizi" yapan Polimetre kurucusu M. Günal Ölçer, "Erken Seçim Olur Mu?"  başlıklı çalışmalarını gönderdi.

Anayasa hükümlerinin anımsatıldığı bu çalışmanın sonuç bölümü şöyle:

* Önümüzdeki 11 ayda erken seçim olmayacağını,

* Önümüzdeki günlerde Anayasa'da Değişiklik Talepleri'nin konuşulmaya başlanacağını,

* Anayasa değişikliği için "Halkoylaması" yapılabileceğini,

* Mecliste boşalan 11 milletvekilliği için 27 Aralık 2020 tarihinde ara seçim yapılabileceğini öngörüyoruz.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu'nu arayarak erken seçimi ve Erdoğan'ın adaylığını konuştum.

- Soru: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde 14. ay da bitti. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kuşoğlu: "Türkiye yönetimi hanedan yönetimine döndü. Hanedan yönetimi uygulamalarıyla dünyaya alay konusu oluyor. Damadın bu işi beceremediği belli oldu."

- Soru: Erken seçim olur mu?

Kuşoğlu: "Ekonomik sıkıntıların alabildiğine arttığı, işsizliğin felaket boyutlara yükseldiği bir dönemde seçimi dillendirmek de doğru değil. Gerçekten kritik bir dönemdeyiz."