Eylül 17, 2019 08:17 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Star: Başkan Erdoğan: Fırat'ın doğusunda terör bataklığını birlikte kurutacağız

Karar:

İşsizliği TÜİK'le yendik

Yeniasya:

938 bin yeni işsiz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İsmet Özçelik, 16 Eylül tarihli Aydınlık gazetesinde, "Ekonomik kriz, hızla tabana yayılıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Ekonomik krizi konuşuyoruz. Daha çok da makro ekonomiyi. Büyümedeki küçülmeyi,Kamu ve özel dış borçlarındaki artışı, Döviz kurlarındaki istikrarsızlığı,Faizleri, bütçe açığını, batan şirketleri,Bankacılık sektörünün durumunu, ...Tabi bunların yansıması da var.Piyasalarda durgunluk, işsizliğin artması.Kamu borçlarının ödenememesi.Ekonomide zincirin kopması.Çiftçilerin ekim yapamaz hale gelmesi.Daha çok “yukarılardakiler” gündemdeydi.Alttakiler ikinci plana itildi.Merak ettim küçük esnafı dolaştım.Kızılay’da bir işhanının altındaki esnaf lokantasına gittim."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yemekleri lezzetlidir.Eskiden kuyruk olurdu, şimdi boştu.

Sahibine “İşler nasıl?” diye sordum.Hiç düşünmedi. Başladı anlatmaya:“Müşteri yarı yarıya düştü.Eskiden 300 ekmek giderdi;Şimdi 150 bile gitmiyor.Her malzemeye zam geldi.Yılbaşından beri en az yüzde 30. Peki biz ne yaptık, fiyat düşürdük. Neden? Çaresizlikten. Kardan vazgeçtik.

Tezgahı korumaya çalışıyoruz. Dükkan devam etsin istiyoruz. Ama direnme gücümüz sürekli azalıyor...” Diğer küçük esnafların durumu da aynı. Çorumlu bir arkadaşım var. Geçen hafta köyüne gitmişti. İzlenimlerini sordum. Karamsardı. “Köyde tarlaların belli bölümünde üretim yok. Ekmemişler. Bazı sulak tarlalar bile boş. Çok garipsedim. Eskiden bir iki metrekare yer için bile kavga çıkardı. Ekilen yerlerde hasat zamanı. Ama çiftçide heyecan yok. Ürettiklerinin para edeceğinden umutsuz. Tüccarın insafına kalmışlar” dedi. Çorum, Yozgat, Niğde, Sivas, Konya, ... Orta Anadolu’nun üretim merkezleri. Özellikle de tarımsal üretim. Aynı zamanda Ak Parti’nin kaleleri. Ekonomik kriz fena vurmuş. Kriz hızla tabana yayılıyor. Her yerden gelen bilgi aynı: “Eskiden Ak Parti’ye laf söyletmezlerdi. Durum hızla değişiyor. Kriz derinleştikçe tepki artıyor. Yanlışlar daha fazla göze batıyor. Köylünün Ak Parti ile bağı kopuyor.” Ekonomik veriler hızla kötüleşiyor. Birkaç yıl önce kişi başına düşen milli gelir 12 bin dolardı. Şu anda 8 bin dolara geriledi. 

“Köylü perişan. Çiftçinin malı para etmiyor. Soğan, patates biraz para etti, burunlarından getirdiler. Ak Parti’nin kredisi bitiyor. Erdoğan durumu düzeltmezse işi zor. Millet Ecevit’e yaptığını yapar. Onu da bozuk para gibi harcar. Aha buraya çiziyorum” diye konuştu. Yorum yok. Tecrübe konuşuyor..!

...***

Mehmet Kara, 16 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, " “İfade özgürlüğü”, hadi ordan yahu!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"“AKP’nin vicdanı” denilen, yaptığı açıklamalarla çoğu zaman tartışmanın fitilini ateşleyen Bülent Arınç’ın son yaptığı açıklaması da olay oldu.CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen hapis cezası ve Diyarbakır, Van ve Mardin belediyelerine kayyım atanmasıyla ilgili açıklamalarının hem AKP’den hem Cumhurbaşkanlığı’nda hem de cumhur ittifakı ortağı MHP’de tepkiyle karşılanması dikkat çekici!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınan Mardin Belediye Başkanı Ahmet Türk’le ilgili, “Bu kişinin terörle alâkası yoktur. Barış olsun isteyen biridir”, Kaftancıoğlu’yla ilgili, “Attığı mesajların hiçbirisine katılmıyorum. Ama ifade özgürlüğüne saygı duymalıyız, tahammül etmek zorundayız” demesi AKP’de tartışmalara sebep oldu. 

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, “Çıkmış bir ağabeyimiz, yok Ahmet Türk’ün terörle ilgisi yokmuş. Hadi oradan yahu” diye tepki gösterirken, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Büyüğümüzdür. Yaptığı bu açıklamalar şahsî fikirleridir. Cumhurbaşkanlığını bağlamaz” demesi AKP’deki uyumsuzluğun bir göstergesi.

Bütün bunların söylendiği kişi, Cemil Çiçek’in “Millî Güvenlik Kurulu’nun sivil bir şekli” diye tarif ettiği Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi, kuruluşunda AKP’nin kudretli bir ismi, eski Meclis Başkanı olunca elbette altında farklı şeyler aranıyor.

Arınç’ın bu ifadeleri kullanırken Erdoğan’ın ne diyeceğini hesap etmemesi düşünülemez. “Öyleyse bunun altında yatan nedir?” sorusu sorularken, “danışıklı dövüş” olabileceği insanların aklına gelmiyor da değil…

“İfade özgürlüğüne saygı duyulması”nı istemesiden sonra “hadi oradan” diye tepki gelmesinin neyin habercisi olacağını önümüzdeki günler gösterecek… 

Bir yandan yeni partiler konuşulurken bir yandan da AKP’den ihraç edilmek istenen Ahmet Davutoğlu ve üç milletvekili ihraç edilmeyi beklemeden istifa ettiler. 

İstifa eden AKP’nin eski genel başkan yardımcılarından ve Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu eski Başkanı Ayhan Sefer Üstün, kendisine gelen ihraç tebligatındaki ilginçliği anlattı. Davutoğlu’nun bir konuşmasındaki, “Ümidini kaybedenin yarını olmaz, konuşmaktan korkmayın” ifadesini twitter'da “konuşmaktan korkmayın” cümlesiyle paylaşmış. Bunun ihraç sebebi sayıldığı söyleyen Üstün, “Konuşmadan ülke meselelerini nasıl çözeceğiz? ‘konuşmaktan korkmayın’ cümlesi tüzüğün hangi maddesini ihlâldir” diye sormuştu.

Bir süreden beri kavga etmeden tartışmayı, konuşmayı unuttuk, daha doğrusu unutturuldu. Sahi, konuşmadan meseleler nasıl çözülür, bilen var mı?

31 Mart mahallî seçimleri sonrasında AKP ve MHP’nin oluşturduğu cumhur ittifakının Ankara, İstanbul gibi büyükşehirleri kaybetmesinden sonra belediyelerde yaşananlar hep gündem oluyor.

İBB’nin Yenikapı’daki miting alanına belediyenin ‘fazlalık’ olan hizmet araçlarını götürerek sergilemesi “israf”ı gündeme getirmişti. Yeni dönemin yeniliklerden olup, toplantıların ve ihalelerin canlı yayınlanmasıyla birlikte sadece İstanbul veya Ankara’da değil, bütün ülkedeki milyonlarca insan pek çok şeyden haberdar oluyor.

Yine, canlı yayınlanan İBB Belediye Meclis toplantısında, Belediyede önceki yönetimin israflarının gündemde olduğu günlerde AKP’li üye Yavuz Selim Tuncer, “Çok değerli İYİ Parti’nin grup başkan vekili buradan söyledi, ‘İsraf haramdır.’ Amenna ve saddakna, israf haramdır. İsraf yapanın Allah belâsını versin” demesi üzerine, İBB meclisindeki CHP ve İYİ Parti grubu üyelerinin hep bir ağızdan “amin” diyerek karşılık vermesi günlerdir konuşuluyor.

Bu cevabı partisinin üyelerinden bekleyen Tuncer’in, CHP ve İYİ Partili üyelerin “amin” denmesinden sonraki bir anlık şaşkınlığı da gözlerden kaçmadı. Bu duâya cân-ı gönülden “amin” dememek mümkün mü?

...***

Mustafa Karaalioğlu, 16 Eylül tarihli Karar gazetesinde, "Sistemin teminatı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ürettiği ilk kural artık ittifaklar modelinin kaçınılmazlığıdır. Daha doğru ifadeyle buna, programı olmayan koalisyon denilebilir. Cumhur ittifakı böyle bir yapılanma ve esasen şu ana kadar gördüklerimiz iki tarafın da birbirine, siyasi parti ilişkisi ötesinde bağlılığını gösteriyor. İttifakın iki lideri, Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin sözlerinden anlaşılan Türkiye’nin tarihi önemde kritik bir dönemden geçtiği ve beka meselesiyle karşı karşıya olduğudur. Bu sözler, kendi açılarından ittifakın gereğini ve önemini anlatmaya yetiyor. Tehlike büyük olduğuna göre MHP’nin makam veya siyasi pozisyon beklemeksizin AK Parti’ye destek vermesi anlaşılabilir bir şey. Ama mesele sadece bununla sınırlı değil elbette."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sistemin ürettiği ikinci kural ise birinciye bağlı olarak MHP Lideri Bahçeli’nin genel siyasi tablo üzerinde nüfuzunun büyük ölçüde yerleşmiş olmasıdır. Görüldüğü gibi, giderek gelişmektedir … Kimse de bu nedenle Bahçeli’yi eleştiremez. ‘Türk usulü’ Başkanlık sistemi, sisteme talip olan iktidarı mümkün kılan partiye bu imtiyazı tanımaktadır. Tanıdığını kısa süreli tecrübeyle anlamış bulunuyoruz. Bahçeli, kişisel siyasi becerisini de bunun üzerine ekleyerek yeni sistemin teminatı haline gelmiştir. Her siyasal gelişmeyi ve hatta seçim sonuçlarının bile, başkanlık sisteminin tartışılmasına yönelik bir tehlike olarak tanımlayarak sistemin üzerine herkesten fazla titremektedir. Sistemin gücünün, sıhhatinin ve dolayısıyla geleceğinin kendi üzerinden takip edilmesini böylelikle sağlamıştır. 

MHP ve Bahçeli sadece iktidarın olmazsa olmaz sandık ortağı değil; bundan daha önemli bir fonksiyonla iktidarın ve sistemin meşruiyet kaynağıdır. Ya iktidarın yaptıklarını güçlü ifadelerle destekleyerek ya da yapılmasını arzulamadığı şeyi üslubunca önleyerek siyasal limitleri tayin eden bir referans noktası haline gelmiştir. Türk siyasetinin en başarılı ismi olan Erdoğan’ın 15 seçim zaferiyle elde ettiği gücü, herhangi bir seçim başarısına ihtiyaç duymadan kontrol edebilmekte, sınırlayabilmekte ve şekillendirebilmektedir. Ya da MHP’nin iki katı halk desteğine sahip CHP’nin sistemde adı dahi geçmezken, MHP ürettiği ittifak sayesinde bu partinin kurduğu siyasal sistemi bir hamlede değiştirmeye muvaffak olmuştur.