Eylül 21, 2019 07:43 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Yargıda yeni güç odakları

Yeniasya:

Adalardan başlayarak “sıfır atık”

Evrensel:

İş cinayetlerine ve krize karşı örgütlü mücadele çağrısı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Ocaktan, 20 Eylül tarihli Karar gazetesinde, “Muhalefetin dili artık toplumda karşılık bulmuyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AK Parti’nin iktidar olduğu 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana ilk kez muhalefetin söylemleri toplumda karşılık bulmaya başladı. İktidarın pırıltılı günlerinde muhalefetin söylemlerinin çok fazla bir kıymeti harbiyesi yoktu, çünkü AK Parti toplumun beklentilerine, taleplerine karşılık verme konusunda önemli bir mesafe almış ve insanlar başka bir sese kulak verme gibi bir ihtiyaç hissetmiyorlardı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ne zaman ki iktidar toplum nezdinde büyük bir teveccühe mazhar olmasını sağlayan ve kendisini vazgeçilmez kılan ve yine bizzat kendi koyduğu ilkelerden sarfı nazar etmeye başladı, işte o zaman insanlar yeni arayışlara girdiler, yeni seslere kulak vermeye başladılar. Zira AK Parti artık demokratik değerlere önem veren, hukukun üstünlüğünü her şeyin üstünde tutan bir zihniyet yapısından hızla uzaklaşarak yıllarca mücadele verdiği ulusalcı ve devletçi bir zihniyet yapısına demirlemiş bulunuyordu.

Oysa AK Parti topluma ulaşma, mesajlarını iletme konusunda hiçbir iktidara nasip olmayan güçlü bir medya desteğine ve ekonomik güce sahipti. Düşünün ki bütün yazılı ve görsel medya iktidar lehine tek elde toplanmış, buna karşılık muhalefetin söylemlerini ifade edebileceği neredeyse hiçbir mecra kalmamıştı. Ama buna rağmen son yerel seçimler gösterdi ki, büyük medya imkanları bile sandık başarısı için yeterli olmuyor artık.

Belki bu bağlamda şöyle bir tespit yapmak gerekiyor; demokrasilerde medyanın bir görev ifa edebilmesi ancak ‘medya özgürlüğü’nün gerçek anlamda sağlanabilmesi ile mümkündür. Aksi taktirde bugün Türkiye’de olduğu gibi medya yalan haber üzerine bina edilen bir trollük kurumuna dönüşür ki böyle bir medya kimsenin işine yaramaz.

Maalesef bugün medya gücünü tek elden kontrol edenler, farklı görüşlere, farklı aidiyetlere ve farklı siyasi hareketlere karşı uyguladıkları haber ambargosunun konforunu yaşadıkları için Türkiye toplumundaki dip dalgayı ve sosyolojik değişimi göremez haldeler.

Mesela sahadan gelen haberler, yapılan araştırmalar, AK Parti’de yeni bir siyaset diline olan ihtiyacı görünür kılmasına rağmen medyanın böyle bir ihtiyacı görmezden gelmesi her şeyin güllük gülistanlık olduğu anlamına gelmiyor.

Ve ilk kez muhalefetin eleştirileri toplumda karşılık buluyor ve yeni siyasi oluşumlar özellikle AK Parti tabanında ciddi bir dalgalandırma oluşturmuş bulunuyor. Şu anda yeni bir siyasi oluşum için yola çıkan Ali Babacan ve arkadaşlarıyla Ahmet Davutoğlu’nun toplumun arayışlarına cevap verecek güçlü bir merkez oluşturabilirler mi, henüz net olarak bilmiyoruz. Parti kimliklerini belirleyip sahaya çıktıklarında bunu hep birlikte göreceğiz. Hemen belirtmekte yarar var, toplumun değişim taleplerinin gerek iktidar partilerine, gerek muhalefete ve gerekse yeni siyasi hareket için yola çıkanlara çok büyük bir sorumluluk yüklediğini herkesin idrak etmesi gerekiyor.

…***

Orhan Uğuroğlu, 20 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bakanlar birbirlerini "FETÖ'cü" diye suçladı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Metal yorgunluğu, AKP'nin içinden Recep Tayyip Erdoğan hükümetine sıçradı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül birbirlerini "FETÖ'cü" olmakla suçladılar.Damat bakan Berat Albayrak'ın abisi Serhat Albayrak tarafından yönetilen Sabah gazetesinde Dilek Güngör, "Yargıda tehlikenin farkında mısınız?" başlıklı bir yazı yazarak Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ü çok ağır şekilde eleştirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

"FETÖ'nün azılı elemanlarını bir mahkeme serbest bırakıyor, diğeri yeniden tutukluyor. Örgütün para kaynağı olarak bilinen holdinglerle ilgili akıl almaz kararlar çıkıyor. Ankesör soruşturmasına takılan hakim ve savcılarla ilgili Yargıtay'ın sesi çıkmıyor.

Hatırlarsanız, 17-25 Aralık'ta FETÖ'nün kumpas davalarıyla hükümeti devirme planı suya düşünce yargıda ciddi bir temizlik harekâtı başlatıldı.

15 Temmuz'daki hain darbeden sonra bir kısım FETÖ'cüler ihraç edildi. Bir süre sonra FETÖ'den boşalan koltuklara başka gruplar oturdu.

O'cular, bu'cular ünvanlı görevlere getirildi.

Yargıdaki atamaların yapıldığı il başsavcılıkları, komisyon başkanlıkları, daire başkanlıkları, mahkeme başkanlıklarının neredeyse yüzde 80'i bu grupların eline geçti.  Hakim ve savcı adaylarının yetiştiği Türkiye Adalet Akademisi'ni de kontrol altına aldılar. Sonra önceden izlediğimiz film sahne aldı!"

Bu yazıyı Sabah gazetesinde Serhat Albayrak'ın ve kardeşi damat bakan Berat Albayrak'ın onayı olmadan hiç kimse yazamaz ve yayınlayamazdı.

Güngör, "Hassas kaynaklarımdan aldığım bilgilere göre…" diyor yazısında.

Bu hassas kaynaklar; Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ve kuşku yok ki Saray grubu ile Pelikan grubudur.

Anımsayacaksınız Pelikan grubu, AKP genel başkanı ve başbakan Ahmet Davutoğlu'na da benzer saldırılar yaptı ve Davutoğlu bu görevlerinden azledildi.

Albayrak kardeşlerin Adalet Bakanı Gül'e karşı suçlamaları Güngör'ün yazısına şöyle yansıyor:

"Peki, şu anda yargıyı dizayn eden 'o'cular, 'bu'cular kim?

Tıpkı, 2010 Anayasa Referandumundan sonra YARSAV'a sızdıkları oradan da HSYK'yı ele geçirdikleri gibi…

Anlayacağınız, tarih tekerrür ediyor ama kimse yargıdaki tehlikenin büyüklüğünü fark edemiyor.

Şimdi soruyorum: Yarın öbür gün şu anda yargıyı ele geçiren bu grupların içine sızan FETÖ'cüler eliyle 17-25'teki gibi yeni bir kumpas davası hazırlansa! O zaman kim, ne diyebilecek?

…***

İsmet Özçelik, 20 Eylül tarihli Aydınlık gazetesinde, “Yeni Parti Gül’ün intifadası mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ak Parti’de mücadele hızlandı. İhraçlar, istifalar peş peşe...Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu. Perde gerisinde Abdullah Gül. Anket şirketleri durumu anlamaya çalışıyor. Çıkan sonuçlar bizi doğruladı. Ak Parti’yi “küçültme” planı devrede. Bir dostum hatırlattı. Tarih, 19 Ağustos 2014, Abdullah Gül’ün görev süresinin dolmasına 9 gün var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Gül ve eşi Çankaya Köşkü’nde gazetecilere veda resepsiyonu verdi. Gül sakin. Ama Hayrünnisa Gül çok sert. “Sen konuşmazsan ben konuşacağım” dedi. Kendilerini çok üzdüklerini belirtti.

“İntifada başlatmaktan” söz etti. Bu sözü çok tartışıldı. Herkes “bundan sonra ne olacak” diye merak ediyordu. Ama beklenen bir türlü olmadı. Genel kanı fırsat beklendiği şeklindeydi. Derken bu günlere gelindi. “Yeni parti” için faaliyetler ilerledi. Önde Babacan var. Ama asıl isim Abdullah Gül. “Hayrünnisa Hanım intifadayı(!) başlattı” deniyor. Yeni partiye; ABD desteği tamam. İngiltere desteği tamam. Uluslararası mafyalaşmış finans kuruluşlarının desteği tamam. ABD desteğiyle intifada(!) Biraz tuhaf.

Bakalım nasıl olacak? Gül, Babacan, Davutoğlu çalışıyor. Ama Erdoğan da boş durmuyor. Bir yandan karşı ittifakları dağıtmaya; Diğer yandan partiyi toparlamaya çalışıyor. SP Genel Başkanı Karamollaoğlu ile görüşme de bu çerçevede. Her şey ince elenip sık dokunuyor.Ak Parti kurmayının deyimiyle, “muhaliflerin nefes alışları” bile izleniyor. Ak Parti’de değişiklik bir türlü gerçekleşmedi. Erdoğan adım atmakta acele etmiyor. Ama, “zorlanıyor” diyen de var. Parti kurmayları ile ailenin farklı düşündüğü konuşuluyor. “Aileyi koruma”nın faturası tartışılıyor.

Kulisler hareketli. Son iddialar özetle şöyle: “Erdoğan radikal önlemler alacak. Kimsenin gözünün yaşına bakmayacak. Oy kaybından sorumlu olan herkes gidecek. Buna Beştepe kadrosu da dahil. ‘Dokunulmaz’ denenlere dokunacak. Köklü değişiklikler yapacak. Bunu yapmazsa 2023 tehlikede.

Başka şansı yok.” İddiaları Erdoğan’a yakın bir Ak Partiliye sordum. Önce fazla konuşmak istemedi. “Hayır” da demedi. Seçim sonrası anketlere atıfta bulundu. Erdoğan’a yanlış bilgi verildiğini ima etti. Erdoğan’ın “gerçekçi” olduğunu kaydederek; “Bu işin şakası olmaz. Tabandaki hoşnutsuzluk giderilmeli. Damatsa damat; Oğulsa oğul. 2002’den beri yanında olanlar da dahil; Hata yapanların gözünün yaşına bakılmamalı.

‘Acırsan acınacak hale gelirsin’ diyen kendisi” dedi. “Büyük değişiklik” havası esiyor. “Sürprizler” konuşuluyor. Taşlar yerinden oynayacak gibi. Ne zaman? Orası biraz karışık. Durum eskisi gibi değil. Tasfiye edilecekler “tehlikeli” olabilir. Kimsenin bilmediklerini bilenler var. “Memnun ederek tasfiye” yolu aranıyor. İzliyoruz..!